Meğer

 Yasemin Kapusuz yazdı…   

Bazı sözcükler anlamsızmış. Cümleye hiçbir anlam katmazmış öyle sözcükler! Sözcükler ki bir bakışın yerini tutamayacak marifet fedaileri… Bazıları da kendinden öncekinin anlamını tamamen değiştirirmiş. Ama demişsen mesela, lakin veya fakat da olabilir ki cümlenin anlamı değişirmiş tamamen. Yeniden çay koyarmışsın anlamı hissetmek için.

Meğer anlamamışsın. Gözlerin hep uzaklarda… Gönlün neredeyse sen oradaymışsın ki ah bu gönlün elinden çektiğin! Ne zaman yerinde durmuş ki… Aklını pazara çıkarmışsın, önce satmayı deniyorsun bir ümit… Belki bit pazarında belki ikinci el pazarında satarsın zannediyorsun. Belki de çalıntı pazarında. Olmuyor. Herkes kendi aklını beğenip alıyor. Ama illa ki aklını dağıtman gerekiyor, sadakan olsun istiyorsun… Yola çıkacaksın ya. Mem ü Zin’ i yad ediyorsun. Mem, akıllı mı akıllı ama gözleri Zin’i görünce aklın bir pahası olmuyor ve yeniliyor akıl oyununda. Aklın almıyor ama çıkacaksın ya yola her türlü vesvese yoldaş sana.  Kalbin de hep uzaklarda ama bilsinler istemiyorsun. Diyorsun ki bir şiir okuyalım, bakalım şair ne demek istiyor? Zaten şairler senden önce ağlatmışlar kelimeleri. Gözlerin ağlayamadığında, ağlayan kelimeleri sığınak yapıyorsun göğsüne. Kalbin ağır, yükün ağır, tenin kopkoyu olmuş yarasalarla aynı vakitlerde yaşamaktan. Kurt, seni bekliyor kuyu başında. Çeşme başında beklenmek istiyorsun ama olmuyor. Varsın, olsun diyorsun. İftiraya uğramak için dört gözle bekliyor ya kurt beni. Ağlayacak çünkü o da. “Ben ki bir kurdum ve iftiraya uğradım, sana yalnızca ağlanır.” diyecek. Madem ki güzelsin. Ağlayınca bilecek ki kurt, meğer kurtmuş sadece.

Meğer diyeceksin, burada şair nasıl da güzel söylemiş, güzelin düşmanı güzel, güzelin yâri güzel… Yol, diyeceksin, bitmiyor ki… Mataranda son bir nazarı olacak seni yollara düşürenin. Zarif bir mektup gibi taşıyacaksın son bakışları, çok uzaklara.

Meğer diyeceksin, meğer… Nice tebessümler varmış ki cennetmiş bana. Yasak elmadan da yemediğin halde kovulacaksın o gözlerden.  Şehirler göreceksin sonra ve sen de sadece atlarını seveceksin. Okşayacaksın yelelerini. Alınlarından öpeceksin. Ayaklarını parmaklarının ucunda taşıyacaksın, söz büyücüsü bilecekler seni. Halbuki nehirlerden ve gözlerden geçeceksin sadece. Sözler bağlamaz seni. Su üstüne yazıp duracaksın.

Ve meğer daha yolun başında göreceksin ki dünya darmadağınık. Toplayacaksın. Matemler göreceksin yol kenarlarında. Güleceksin, geçeceksin. Meğer diyeceksin, akçelerine imiş bunca feryat figanları! Ben seni ararken ve kendimi… En kıymetli ne ola ki dünyada? Gülecekler, geçecekler. Bir gülüşün peşine düşmüş de onu arıyormuş, diyecekler. Duracaksın. Susacaksın. Ayaklarına muhabbetullah gücü gelecek. Arkana bakmayacaksın. Açacaksın kitabı, okuyacaksın. “Muhakkak ki Allah bilir. Siz bilmezsiniz.” diyecek o büyük Kitap. Vahye kulak vereceksin.

Meğer, yol azığı Mushaf olan yolda kalmazmış, göreceksin. Ama şairlik edip  yol öyle uzun ki sensiz, diyeceksin. Kalplerini mallarına kasa yapanlar kalbinin kainattan geniş olduğunu göremeyecek. Dönecek, diyecekler. Böyle fazla uzağa gidemez, diyecekler.  Açacaksın kainat kitabını: “Muhakkak ki dönüşün Rabbinedir.” diyecek kainat. Ve Kitap. Su Üstüne Yazı Yazmak’tan açacaksın bir zaman: “Böylesine büyük sırlar taşıyan bir kalbin Allah’a aşık olmaktan başka çaresi yoktur.” diyecek.

Ve meğer, bir aşk yarası taşımayan ya delidir ya ölü imiş. Delirtecekler dünyayı ama sana deli diyecekler, öldüklerine ise hiçbir vakit inanmayacaklar.

Yağmurlar yağacak gece namazlarına yol boyunca.  En çok da o vakitlerde özgürleşecek, hafifleyeceksin. Meğer yine yolunun üstünde öyle dervişler göreceksin ki namazları onları aldatacak. Sürekli sayarken göreceksin onları, muhasebeci titizliğiyle. Namazlarını sayacaklar, oruçlarını, tavaflarını, hacılıklarını. Ve yarışacaklar durmadan. Kalplerine dönemeyenler, bilmeyecekler kalpler kimin elinde? Sen bileceksin ki “Kalpler ancak Allah’ı anmakla mutmain olur.” Anacaksın. Andıkça mahzun olacaksın. Meğer, diyeceksin meğer ki kişi, sevdiğiyle beraber… Nerede ararsın kendini? Aramaktan yorulacaksın. Kendini yine kendinde bulacaksın otuz kuş gibi.

Uyanacaksın. Bakacaksın ki meğer, yine bir rüyanın sonundasın.

                                                   Ve Allah, kalbi mahzun olanlarla beraber!…

Yasemin KAPUSUZ

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s