The Name Of The Rose (Gülün Adı)

Ayşe Karaköse yazdı…

Gülün Adı dizisinin ilk sekiz bölümünü izledim. Birbirine bağlı olduğu için devamını başka zamana bırakmak Keşiş William‘ın bilgeliğinden mahrum kalmak da demekti. Filmdeki adı, Fransiskan Rahibi Baskervillelı William olarak geçiyor. Namı diğer John Turturro.

Konu, Hıristiyan Ortaçağında Kral, Papa, din adamları ve halk arasında dinin nasıl algılandığı ve yorumlandığı üzerinden işleniyor. Ortaçağ’daki Hıristiyan dünyasında dinin, işkence ve zulüm adına nasıl dayanak yapıldığı ve politik bir araca dönüştürüldüğü anlatılıyor.

**

Film Adso’nun ihtiyarlamış sesiyle başlar:

“Günahkar hayatımın son demlerini yaşarken gençliğimde tanıklık etmiş olduğum korkunç ve eşsiz olayları anlatmak isterim.”

**

Kutsal Roma İmparatorluğunda komutan olan baba, oğlu Adso’yu kendisi gibi cesur bir savaşçı yapmayı amaçlar. Birlikte savaş alanına götürür. Adso, katıldığı bu savaşın zihninde bıraktığı izleri ise bize şöyle tanımlar:

– “Erdemli bir savaş yürüttüğümüzü söylemişti babam. Ama erdemli diye bir savaş yoktu.. Dünyayı insanları öldürerek değiştiremezsiniz. O zamanlar 17 yaşındaydım ve hayatım değişmek üzereydi.”

Savaşta olanlar kendi iç dünyasını derinden sarsmış olacak ki, bir savaşçı olarak yola devam edemeyeceğini anlar ve adını-bilgeliğini duyduğu William’ı babasının tüm karşı çıkışına rağmen takip etmeye karar verir.

William’ın: “Sakın unutma bu dünyayı terk ettiğinde kazanmış olduğun hiçbir şeyi yanında götüremeyeceksin! Yalnızca sana bahşedilenleri götürebileceksin! Hepimiz Tanrı’nın çocuklarıyız. Hepimiz kardeşiz. Dünya koca bir kitap. Onu doğru okumayı öğrenmeliyiz. Nefret ve cehaletle savaşmanın bir yolu var sadece. O da: bu bilgiyi, insanlığı geliştirmek için kullanmaktır!” sözleri Adso’ya yardımcı olacak nedenleri arasındadır.

Şu sözler kararını çoktan verdiğinin kanıtıdır da:

-“Gerçeğe duyduğum arzu ve şimdiye kadar bana söylenenlere duyduğum şüphe tarafından çekilmiştim. Fransisken rahibinin söyledikleri, babamın söylediklerinden çok daha çarpmıştı beni!

Nihayetinde William da seçeceği çırağını test etmek isterken:

“Neden beni takip ediyorsun?” diye sorar.

– Çünkü ilginç birisin! der Adso. Ve bu toy cevap William’ı tatmin etmemiş olacaktır ki:

– “Bu birini takip etmek için iyi bir neden değil. Korkarım yoluma, yalnız devam etmem gerek dostum!” diyerek reddeder onu.

**

Adso’nun komutan olan babasıyla William’ın konuşma sahnesi de son derecede ilginçtir. William’a söyler:

-“Anlaşmamızda sizden beklenen şey buydu: Biz sizleri papadan kılıçlarımızla koruduk. Şimdi sözlerinizle koruma sırası ise sizde. Din adamları politikayı yok sayacaklarını sanıyorlar. Saçmalık! Dinin kendisi politikadır.” O dönemi anlatması açısından en ilginç bulduğum sözlerdi.

Onun yanından çıktığında ise, dışarıda peşinden ayrılmayan Adso’ya kendisini takip edebileceğini şu sözlerle ifade eder William. Komutanın oğlu olduğunu anlamıştır da:

– “Felsefe çalışırken, dünyanın bir düzeni olduğundan şüphe etmiştim. Artık dünyanın bir düzeni olmasa da kendi içinde küçük yerlerde bir bağlantı serisi olduğuna kanaat getirdim. İstersen beni takip edebilirsin!”

Bilgelik arayışında olan Adso‘nun hikayesi böylece bambaşka şekilde yol alacaktır.

**

Keşiş William ve yardımcısı olarak kabul gören Adso, Manastıra ulaşırlar. Manastır ve vazifeliler tarafından yok yoktur. Rahip ve rahip adayı, kütüphane görevlisi, demirci, aşçı gibi pek çok çalışandan oluşur.

William’a, Baş rahip tarafından: ani olarak başlayan ve peşi sıra devam eden ölümlerin aydınlatılması için tam yetki verilir. Ne ki kütüphaneye girmesine izin verilmez. En korunaklı olarak gösterilen bir mekandır kütüphane. Herkesin girmesine izin verilmeyen, okunmaması gereken kitapların olduğu, bir şekilde odalarını geçenlere halüsinasyon görmelerine neden olacak buharlarla gizem ve korkunun örüldüğü bir yerdir.

Bilgiye, herkesin kolaylıkla erişebileceğine o dönemin din erki tarafından izin verilmemesi, sınırlı düzeyde aydınlanmayı kendi bünyesinde “zaptettiği” gibi bir anlamın etrafında dönmektedir film.

Başlı başına tüm senaryonun kitaba sadakatini bulmak mümkün değilse de, bilgiye erişimin kısıtlanmasını isteyen ve bunun için esrarengiz yollara başvuran Hıristiyan din adamlarının mekanı olarak anlatıldığı eserin kitap halindeki ilk haline sadakat gözlemlenir de. O dönemlerde okunması istenmeyen bilginin aracı olarak görülen kitabın sayfalarının zehirli suyla teması, aynı zamanda bilgiye ulaşmanın ne kadar güç olduğunu da ima eder.

**

Filmde Adso, Keşiş William‘ın kılavuzluğu eşliğinde manastırda yaşanan ölümlerin ve üzeri devamlı örtülerek gizlenen hakikatin perdesinin nasıl aralanacağını öğrenirken, hayatı duygularının sesiyle anlamaya çalışır.

Ve neredeyse tüm sahnelerde bilgeliğin, uzun, çetin yürüyüş sonucunda elde edilen bir lütuf olduğu: çıkartılan derslerden sadece biridir. 

**

Hıristiyan Ortaçağında Kilise-Papa ve din adamlarının, savaş nedenlerini dine bağlayarak ilan etmeleri, insanları ve duygu-düşüncelerini yönlendiren din adamlarının bu gücü ellerinde tutabilmek adına: cadı ilan etmelerin ve insanları diri diri yakılmasını onaylayan pek çok zulmün nedenlerine de dikkat çekilmiş. Her bir bölümle birlikte başından sonuna bunu görmek mümkün.

Dizinin bir bölümünde geçen din adamlarının tartıştıkları şu mevzu aslında ikilemlerinin de göstergesi. İsa’nın heykeli önüne geldikleri ve belinde asılı çantasını yorumlarken ki cümleleri hatırlayalım:

-“İsa bununla çarmıha gerilmişken bile herkes için fakirliği tasvip etmediğini söyler. Dilencilerle dolu bir kilisenin bir geleceği yoktur. Ki bu lanet olası Fransiskenlerin bizi içine düşürmeye çalıştığı bir çöküş!”

**

William bir zamanlar engizitördür. Geçmişteki bu görevine ve ayrılma sebebini şöyle açıklar Adso’ya:

-“Bir engizitör şeytanın ağına düşebilir. Ben de bu asil görevi bıraktım ve kendimi hassas sorulara adadım.”

**

Manastırdaki gizemli ölümler karşısında, özellikle bunlara sebep olan insanların kendi köşelerinde hazin gözyaşları, vicdan azaplarına şahit olunan sahneler bir kez daha düşündürür. Yanlışının ya da günahının azabını dindirmek için ağlamak ve pişmanlıklar bazen: Sorumluluğundaki eksikliğinin, içine oturan acısını telafi etmek niyetiyle de olabileceğini.

Yahut özellikle de önleyebilecekken iş işten geçtikten sonraki pişmanlıkların: insanın kendi yarasına merhem olma ihtimalini. Bir çeşit vicdanı rahatlatma terapisi de denilebilir belki..

**

Gelelim filmde geçen konuşmalardan birkaç cümleye:

“Bir şeyi görmemek onun var olmamasını engellemiyor” der William.

-“Tanrı’m sana bütün kalbimle dua ediyorum. Senin yolunda mutluluğu bulamazsam, mutsuzluktan öleceğim!” (Rahiplik yolunda yetişmeye çalışan Adso’nun içtenlikli yakarışı idi.)

-“Aziz Jerome‘a göre kadınlar bizleri yoldan çıkartmak için, şeytan tarafından dünyaya gönderilen yaratıklardır. Tabii ki ben böylesi önemli bir varlığın özel bir erdem bahşedilmeden Tanrı tarafından gönderilmiş olmasına inanmıyorum.” der William Adso’ya. Kendisine sorduğu sorunun tüm cevabını vermeyen ama yol gösteren tavrıyla.

* “Bu manastırda çok kişi sessiz kalmış”: William’ın sözleri

* “Bazıları yemek için adam öldürür. Bazıları da el öper.” Sanıyorum yine Keşiş William’a ait.

* “Dolcino kimdi? diye sorduğunda William’ın Adso’ya verdiği cevap şöyledir:

Daha iyi bir dünyanın hayalini kuran ve onu daha kötü hale getiren bir adamdı.”

* “Kitaplar inanılmak için değil bir araştırma nesnesi olmak için yapılır.” William’a ait bir söz. Bu sözü inandığı İncil için değil de, diğer yazılan kitaplar için söylediği gibi bir izlenim bırakmıştı.

* -“Sen hata yapmazsın ki!” der Adso William’a:

Genellikle! Ama bir tane yapmak yerine birçoğunu hayal ederim ki, hiç kimseye köle olmayayım!”

* “Lanetli olanların zayıflıklarını inceleme cesaretini kendimde bulamadım. Çünkü aynı zayıflıkların azizlerde de olduğunun farkına vardım.” der bir başka sahnede William.

* Sezonun 6. bölümünde geçen William’ın bilgece bir sözü: “İnsanoğlunun asıl değeri, erdemi değildir. İçindeki kötülük ile erdeme giden yolda mücadele etmektir.”

Ve 8. bölümde geçen son burada alıntılanmaya değer gördüğüm birkaçı. Başından sonuna bütün bilgelik sözlerini yazmaksa elbette mümkün değil:

  • “Birini karalamakla, başka birini kendi ellerinle yakmanın aynı olduğunu söylüyorum.” der.
  • “İnsanın elinden gelenin en iyisi esasen çok küçük bir çabadır.”
  • “Belki de insanlığı sevenlerin görevi, onları gerçeklere güldürmektir. Gerçeği gülünebilir yapmaktır.”
  • “Güzellikler, renkler ve parfümlerin kokusu silindiğinde geriye tek bir kelime kalır: Adı.”

Ayşe KARAKÖSE

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s