Tanios Kayası

Zeki Önsöz yazdı…

Günümüz yabancı yazarlarından Amin Maalouf’un Ölümcül Kimlikler, Çivisi Çıkmış Dünya, Doğu’nun Limanları ve özellikle tarihle ilgili olan Semerkant, Afrikalı Leo, Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri ve Tanios Kayası gibi kitaplarını ilgiyle okudum.

Bu yazımda anlatmak istediğim Tanios Kayası(1) bizi 19.yüzyıl başındaki Ortadoğu Osmanlı coğrafyasına götürüyor. Öykü, yazarın da geldiği Cebel- Lübnan denilen Akdeniz’den uzakta, Şam’ın hemen batısında uzanan dağlık bölgede Kfaryabda adlı Hıristiyan Arapların yaşadığı köyde geçiyor. Derebeyi Francis, kâhyası Gerios’un karısı güzel Lamia’ya göz koyuyor. Bu yasak ilişkiden Tanios adı verilen bir çocuk dünyaya geliyor. Ön planda bu sadakatsizlik serüveni ile dağ insanları Hıristiyan Mârûni Araplar ve onların komşuları Müslüman Dürzîler anlatılırken, arka planda gelişen, dış siyasi olaylar bölgeyi ve roman kahramanlarının hayatını tümüyle değiştiriyor.

Bu öykünün yaşandığı döneme bakacak olursak, Osmanlı İmparatorluğu’nun Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa’nın 1831 yılında devletine isyan ettiğini görürüz. Kavalalı’nın hedefi: Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkıp, Balkanlar’dan Nil kıyılarına uzanacak yeni bir devlet kurmak, Hindistan yolunu denetimi altına almaktı. İngilizler bu yolu güvende tutmak için her şeyi yapmaya hazırdılar.  Fransızlar ise Mehmet Ali’yi her bakımdan desteklediler.

Kavalalı Mehmed Ali‘nin oğlu İbrahim Paşa 1831 yılı Ekim ayında Filistin ve Suriye’yi işgal etti; üzerine gönderilen Osmanlı ordularını yendi. Romanın anlatıldığı yer olan Cebel-Lübnan denilen dağ bölgesini Mısır’a bağlı bir emir şiddetle yönetmeye başladı. Osmanlı Devleti bu sırada ağır iç ve dış sorunlarla boğuşuyordu. Sultan II. Mahmud İmparatorluğu dağılmaktan kurtarmak için başlattığı radikal reformların sonucunu henüz alamadan 1839’da vefat etti. Mehmed Ali meselesi imparatorluğun geleceğini tehdit edecek bir önem kazandı.

Bu sırada İngiltere’nin yaptığı hamle ne oldu dersiniz?  Amin Maalouf’un anlattığına göre; İngilizler önce dağda bir Protestan Okulu açıyorlar. Okula derebeyi Francis’in öz oğlu ve Lamia’dan olma oğlu Tanios’u öğrenci olarak alınıyorlar; Amin Maalouf: “…Bu savaşta benim köyümün insanlarının ve özellikle de İngiliz papazının öğrencisi olan o iki delikanlının ne ağırlığı olabilirdi?” diye sormakta ve kendi sorusunu şöyle yanıtlamaktadır:

“Sanıldığından daha çok! …Çünkü kurulmakta olan imparatorluğun iki kanadı vardı. Biri kuzeyde, Balkanlar ve Anadolu; diğeri güneyde, Mısır ve bağımlı bölgeler. Bunların arasında tek bir bağlantı vardı, o da Gazze’den İskenderiye’ye giden sahil yoluydu. Hayfa’dan, Akra’dan Sayda’dan, Beyrut’tan, Trablus’tan. Lazkiye’den geçiyordu. Deniz ile dağ arasında sıkışmış bir toprak parçasıydı bu. Eğer dağ hıdivin denetiminden çıkacak olursa, yol kullanılamazdı. Böylece Mısır ordusunun iç bölgelerle bağı kopmuş olacağından yeni imparatorluk ikiye bölünmüş, ölü doğmuş olurdu.” (s. 93-94)

İngiltere bu nedenle önce dağı ele geçirmek istiyordu. İngiliz papazın kurduğu okul o yüzyılda Anadolu’da açılmış diğer Protestan misyoner okulları gibi, mensup oldukları devletin emperyalist emellerine hizmet etti. Romanın sonunda Protestan okulunda okuyan Tanios’a İngiltere tarafından verilen görevin yerine getirildiğini görüyoruz.  İngiltere bu hamleden sonra Hindistan yolunu güvenceye alıyor; Mehmet Ali’nin kuvvetlenmesini engellediği gibi Osmanlı Devleti’nin de onu tam olarak yenmesine mani oluyor. Böylece istediklerine ulaşıyordu.

Amin Maalouf romanında Fransızların Mehmet Ali’ye yardımları ve Suriye ile Cebel- Lübnan üzerindeki emelleri hakkında pek fazla bilgi vermiyor. Bunu Frankofon Hristiyan bir yazar oluşuna bağlamak gerek diye düşünüyorum. Fransızlar, Ortaçağda Haçlı Seferleri sırasında Filistin, Lübnan, Suriye ve Hatay kıyılarında yerli Haçlı devletleri yoluyla hâkim oldukları için, bu topraklarda hâlâ “tarihi hakları” olduğunu vehmediyorlardı. Hâlbuki buralarda son Fransız asıllı Haçlı devletinin Türkler tarafından yıkılışından bu yana 5,5 yüzyıl geçmişti. Fransızca konuşan hiçbir yerli yoktu. Fransa bu maksatla Mârûnileri Dürzîlere ve Osmanlı idaresine kışkırtmakla kalmıyor, maddi şekilde himaye ediyordu.(2)

Türk modernleşmesinin ilk şehidi III. Selim’den sonra tahta geçen Sultan II. Mahmud İmparatorluğu çağdaş kurumlarla donattı. Eski orduyu kaldırıp modern ordu ve donanmayı kurdu. İlk defa bir Osmanlı padişahı batının Türkiye’den üstün olduğunu ilan etti. Sultan II. Mahmud’un vefatından sonra Sultan Mecid’in Osmanlı tahtına geçtiği anda, Türkiye’nin en önemli sorunu Mısır’dı. Mehmet Ali İstanbul’u tehdide başlamıştı. Bu sırada Tanzimat’ın önemli siması Mustafa Reşid Paşa sahneye çıktı; yaptığı diplomatik çalışmalarla İmparatorluğu dağılmaktan kurtardı. 1840’da İngiltere, Rusya, Avusturya ve Prusya arasında Londra Anlaşması imzalandı. Mehmed Ali’yi tutan Fransa bu anlaşmaya katılmadı. İngiltere, Avusturya ve Türkiye kuvvetleri 1840 yılı ekim ayında Beyrut’a asker çıkardı. İbrahim Paşa Lübnan, Filistin ve Suriye topraklarından mağlup edilerek çıkarıldı. Büyük kayıplar vererek, ordusunun döküntüleri ile çok kötü bir şekilde Sinâ’yı geçip Kahire’ye geldi.

Romanda Cebel-Lübnan’da Müslüman  ve Hristiyan Araplar  yönetiminden memnun olmadıkları Mısır emirine karşı ayaklanıyor.  Emirin görevden alınma ve Malta’ya sürgüne gönderilme kararını İngiliz papaz’ın okulunda okumuş Tanios tebliğ ediyor.

Tanios Kayası’nı okurken Osmanlı İmparatorluğu’nun 19.Yüzyıl başında Ortadoğu’daki eyaletlerinde nasıl bir acizlik, geri kalmışlık içinde olduğunu görüyoruz. Bir Osmanlı valisi koca İmparatorluğu neredeyse ele geçirecekken, yabancı devletler ilerdeki menfaatlerini düşünerek yaptıkları müdahaleleri ile Osmanlı İmparatorluğu’nu dağılmaktan kurtarıyor.

Emperyalist ülkelerin misyoner, din adamı, öğretmen, arkeolog, tüccar, hekim ve bunun gibi adlar altında ele geçirmek istedikleri ülkelere nasıl sızdıklarını öğreniyoruz.

Amin Maalouf, Tanios Kayası’nda Ortadoğu’nun bu bölgesinde insanların yaşama kültürlerini, birbirleriyle çatışmalarını, ve  bulundukları coğrafyayı çok güzel anlatmış. Öykünün kurgulanışı da kitabı sonuna kadar merakla okumamızı sağlıyor. Işık Ergüden, Amin Maalouf’ın masalımsı anlatımını dilimize mükemmel çevirmiş.

Kaynakça:

1. Amin Maalouf, Tanios Kayası, Yapı Kredi Yayınları, 42.Baskı, İstanbul, 2018

2. Yılmaz Öztuna, Türkiye Tarihi, Hayat Yayınları, Cilt 11, İstanbul, 1967

Zeki ÖNSÖZ

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s