Gara Gatran İle Gara Tavık

Arif Bilgin yazdı…

Yine başlayan baş ağrısından dolayı yavrusunun çır çır çırpınmasını gördükçe anacağızı ne edeceğini bilemez. Bir gün değil beş gün değil, kızının böyle acılar içinde kıvranması, kadıncağızı yer tüketir.

Gergin parmaklarını birleştirip, uçları ile göğsüne vura vura uğrelener, uğrelenirken de adeta sızlanır:

Yavrııım, gadanı ben alaydım… O adı batasıca aarıdan sallanan başına gurban oluyuuum…

Gapları-gacakları yıkarken, ortalığı süpürürken, melefeleri köpürken ağlar durur.

Nerede o zaman doktora gitmek…

Nerede o zaman binde bir gelen hökümet tohdurunun kocakarılardan, muska yazan hocalardan daha faydalı olabileceğine inanmak…

Evet, mesela küçük bir Anadolu kasabası olan Elbistan da pek doktorsuz kalmamış… Ermeniler göçmeden önce Dr. Ohannis ile Dr. Vartan varmış. Birçok zenaat gibi, doktorluk, sünnetçilik, eczacılık da onların tekelinde imiş… Otuzlu yıllarda, bir ara Elbistan Belediye Başkanlığı da yapan Dr. Hasan Başaran gelmiş; daha sonra Dr. Mecit Bey. Sonra da bugün bile adları unutulmayan, hayırla yâd edilen niceleri gelmiş. Dr. Nedim Alaca gibi, ellili yıllarda sağlık ocağına Hükümet Tabibi olarak gelen Elbistanlı merhum Prof. Dr. Hilmi Erginöz gibi, ondan sonra gelen Dr. Mehmet Ocak gibi; Sıtma Mücadele doktoru olarak gelen sonra Hükümet Tabibi olan Seyfettin Göksu ve Dr. Mustafa Deligönül gibi… Altmışlı yıllarda Azerbaycanlı Dr. Mirza Mirzaalioğlu ün yapar, sonra da Ragıp Akdilli ile Rıdvan UslucaDr. Ahmet Köksal’ı da anmazsak haksızlık olur; onun da rüzgârı hastanenin ve hastaların üzerinde estiği kadar Elbistan’daki birçok sosyal faaliyetlerde, dernek veya kulüplerin kurulmasında esmişti…

Tüm bunlara rağmen, insanlara asırlardır, asır ne kelime binlerce yıl öncesinden beri musallat olan batıl inançlar ve yozlaşmış otacılık birçok yerde olduğu gibi Elbistanlıların, özellikle Elbistanlı hanımların yakasını tutmuş, tuttuğu gibi bugün bile bırakmamıştır… Kimi derdine deva bulmak için kimi yitiğini buldurmak için kimi evde kalmış kızına talip kapısını açtırmak için cindarlara giderdi, suya veya pakla falına baktırırdı; kimi muskalarda arardı şifayı kimi türbelerde, kimi mum diker, tütsü yakar, kimi adak adar, hatta ‘çapıtlı çalıya çaput bağlarlar… Akla gelmeyecek acayiplikte “ilaç” uygulamalarına başvuranlar, kurşun döktürenler, nazardan ve türlü beladan korunmak için evinin damına sabitlediği kuru kafadan, kapısına çaktığı at nalından, evinin bir yerine astığı veya çocuğunun omuzunu diktiği ‘Göo boncuk, hurma çekirdeği, sea, üzerlik’ gibi basit, ilkel öteberiden medet umanlar…

Ben de bu yazıda konuyu işlerken, daha önceleri derlemeye çalıştığım Elbistan’da Halk Tababeti’ içinde şu ya da bu hastalıklara uygulanmış olarak zikredilen iki acayipilacı ele alarak, bir zamanlar insanlarımızın nelere razı olabileceklerini, gözler önüne sermeye çalışmak istedim. Özel derlemedir. İkisini de yıllar öncesinde uygulayanlar ile bizzat konuştum…

‘Çapıtlı Çalı’ dedim de… Bir kaç yıl önce ailecek Afşin’deki -ve kesinlikle gerçek olanı- Ashab-ul Kehf’e gitmiştik. Hanımların namaz kılması için ayrılan, külliyenin arkalarında ve merdivenle çıkılan bir bölümün önündeki yerden epeyce yüksek bir özel yere dikilmiş genç bir ağaca bile rengârenk yüzlerce çaput bağlamışlardı. Eşim erinmedi, o tarafa geçti, küçük kızımı ağaca çıkartıp üst dallardaki çaputları çözmesini istedi, alt dallardakini de kendisi tek tek tamamen temizledi… Onlar, bu işi yaparken, yaşlıca bir hanım, kendilerine ayrılan mescide girerken öfkelendi:

Kele ne istiyorsuuz da çapıtdan, çezip çezip atıyorsuuz? Onca milletin dileani isteani yerlerde süründürüyorsuuz!

Hanım cevap verdi:

Teyzeciğim, hiç ağacın, bez parçalarının insana yararı olabilir mi, günahtır.

Kadın cahilliğin nasıl bir şey olduğunu kanıtlarcasına haykırdı:

Ne biliyim kızım, onu da Allah bilir!

Şimdi hatırladığım ‘Cahiliye Dönemi’ndeki bir olayı da yukarıdaki örnekle benzeştiği özetleyeyim:

Köyden Mekke’ye gelen bir bedevî, çok kalmayacağı için devesini, tapındıkları bir putun yanına kendince ona emanet ederek bırakır. İşini bitirip geldiğinde, devesinin yerinde olmadığını görür görmez, şaşırır, kızar ve puta beddua eder;

‒  Hay Allah senin ilahlığını kaldırsın e mi?

İşte şirk kelimesinin en güzel izahı ve işte cahilliğin doruğu…

Hem Allah’a inanıyorlar hem de en olmadık şeyleri/taştan yapılmış putu aracı ediyorlar…

Biz tekrar başı ağrıyan kızımıza dönelim.

Yavrularının çektiği acılardan çok kendileri acı çektiği için, yürekleri dayanmayan analar kim ne derse onu uygularlardı… Tehlike boyutlarını düşünmeden, uyguladığı son ‘tedavi şeklinin’ iyi veya kötü etkisini görse bile eğer yine birisi yeni bir öneride bulunursa, hele öneren öve öve bitiremezse inanırdı. Gelmiş bir tanıdığı anlatmış:

Aman anaaaam, ben saa cin gimi avrad olur derdim de inanmazdın; Garnıyarıkların gelini Emiş var ya mearisem o ne gudugummeymiş anam, duysan şaşırıp galın! Şo hasda dölü için çalmadık gapı goymuyordu ya? Gedik, köolerden birinde nefesi guvvetli bir hoca buluk. Ondan bir em/ilaç dinleyik. Gelinci ooluna deneyik. Daha o emi sürdüunün zabahına oolanın yarası baş bağlamaya başlayık, üç gün geçince de biiznillah heç bişeycii galmayık… Sen de gızına denesene gıııı!

Zavallı annenin derdi, çocuğunu bu marazdan kurtarmak olduğu için, başlarındaki belâyı kişeleyecek her ne varsa veya her kim el atarsa ona uzanmaktan başka bir şey düşünemezdi. Hele de evde kocası veya koca tarafının akıl verecek ‘Böyükleri’ yoksa kadıncağız kendini iyice yalnız ve çaresiz hissedip ‘denize düşenin yılana sarılacağı’ gibi kim ne derse oraya ‘seardesi’ gelirdi…

Çocuğunun baş ağrılarına dayanamayan annenin ızdırabını gören konu komşu, ne zaman bir araya gelseler biraz da acıdıklarından, her biri bir allâme-i cihan kesilir ve bilip duydukları bütün ‘şifa yollarını veya (tövbe tövbe) şifa vericileri’ sıralarlardı:

Nazar deamiş herhal, omisilli gıza…

Gurşun dökdür de nasıl bir belânın musallat olduğunu aana, ona göre icabı neyse bahak…

Falanca hoca yok mu gı, daha ne duruyon kele, gızını öldürücüü… Gedek de muska yazdırak; onun nefesi guvvetliymiş tama…

Bir gün süllümü süpürürken, güngörmüş hanımlardan biri olan Ümmühani teyzenin ta Öteaçe’den yan komşusuna oturmaya geldiğini görünce kendisi de süpürgeyi attığı gibi iki çüt cor diinemek ve derdini anlatmak için arhası sıra gider. Fırsatını bulup anlatır da.. Şöyle bitirir:

‒ Gadanı alım, gurbanın olam tek Imıhanı deyze, baa bir ahıl ver, bir yol göster, şu yavrucuumu gurtarıyım

Ümmühani teyze ‘de şu aklı verir:

Gızım, Gılboncuk Hoca’ya get. Tama adı Mısdafa da ona Gılboncuk derler… Onun bildiini gaymahamlar bilemez vallahacııma… Bak,Dadamıkların Hacce’nin dölü kel olukdu. Yaralarından başının, nahana göbea gimi açılmadık yeri galmayıkdı. Ötean gedikler. Mısdafa Hoca needik biliyoo? Bir beze, garasahızı mı gatranı mı neyse eyice sıvayık; soona da bunuoolanın başına vuruk (sarmış.) Üç gün soona baa getirin, deyik. Getirinci; gatran, guruduundan, hem beze hem de oolanın başına eyice yapışık. Hoca içeriden iki adam çağırık. Biri dölün omuzlarına sıhı sıhı yapışık; ötea de başındaa gatranlı bezden dutuk, başlamışlar çekişdirmeye.. zorlaya zorlaya çekip çıharıklar… Ellaham, oolanın başı gan revan içinde galık. Derisi merisi yüzülük… Saaten hoca da eeyle isdiyesiymiş; hemen bir dölün birini gasaba salıpiri davar (sığır) beyini aldırık; onu yazaladıkdan, içindea damarı mamarı ayıkladıktan soona, o ganlar içinde galan gafanın heryanına boyüz de bunu sürük. En sonunda da biyaz bir bezinen sarıp sarmalayık… Aman anaaaam, gaç gün sonaysa, açmışlar ki başının kelleri eyi olmaya başlayık bile. Şimdi de gerisin geri saç çıhıyor diyorlar… Gız, beyle adam ele mi geçer. Sen de götürsene gızııı…

Kafasına yatar ve sabah olur olmaz kızını aldığı gibi Gılboncuk Mısdafa Hoca’nın evine damlar. Hoca sorup sual ettikten sonra isteklerini sıralar:

Baa gapgara bir tavık getiriciiz. Heç bir yerinde, bir tüunde bile biyazlık olmayıcı. Bir de bimbiyaz da bez alın. İki üç arşın gadar ossun. Hadin baam, aaşam olup garanlık çökmeden getirin.

Giderler. Araya araya Hoca’nın ne edeceğini anlamazlar ama yine de siyahlardan siyah beğenerek ‘şeytan şaplamaa’ gibi bir tavuk bulurlar; ikindi sonu da hocanın evine damlarlar. Hoca, orada duran genç irisi delikanlıya emreder:

Oolum, şo elleâninin içinde tavıı kes.

Delikanlı da keser. Sonra ne yapacağını tembih eder:

Çırpınışı bitip öldükden soona, et kütüunün üstünde, bir tüu bile ariye (araya, boşa) getmeden dahraynan döo. Gara tavıın nesi varsa, başı, ayaa, ganadı, ibii, tüuyu-telaa barabarca döolecek, ona göre ha…

Delikanlı, ‘dahraynan’ (satırla) et kütüğünün üstünde iyice döver. Uzaktan yapılanları gözleyen hoca, tüyü, ayağı, kemiği, gagası ve bağırsakları ile nesi varsa dövüle dövüle adeta çiğköftelik gibi olduğunu görünce seslenir:

Eh…

Kalkıp oraya gider. Hasta kızı yanına çağırıp oturtur. Öylece, temizlenmeden ezilen tavuğu sağ eli ile biraz karıştırdıktan sonra avuç avuç alarak, kızın başına, saçların altına girmesini sağlamak için parmakları ile bastırarak kalın bir tabaka halinde sürer. Hemen hemen hiç artırmaz. Aldırdığı ‘bimbiyaz’ bezle de sıkı sıkıya sarar ve ne yapacaklarını söyler:

Üç gün heç ellemen. Hokdu mokdu deyi çezmeyin haa. Et bu; helbet gafanın ısıcaanda hohacak! Üç günden soona çezip başıynan beraber gendini çimdirin. Ağrıların her gün azaldıını birgaç gün içinde de inşallahu teâlâ, bitdiini görürsüuz

&

Çalıya çaput bağlamak, ‘göo bancuk’ (nazar boncuğu), at nalı, kuru kafa, vs. gibi uyduruk şeylerden medet ummak, ne kadar saçma ise, ‘garanlık basmadan, gara tavıın’ ezilip hastanın başına sarılması da aynı oranda saçmadır, bâtıl inançtır ve birçoğu taa Şamanizm’e dayanan, hatta bir kısmı Yunan mitolojilerine dayanan ilkel ve uydurma yöntemlerdir…

Arif BİLGİN

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s