Kazların Efendisi

Alaattin Diker kaz babası bir bilim adamı Dr. Konrad Lorenz’i yazdı…

Cumartesi günü Japan Institut‘de ‘Kaligrafi’ kursunu tamamlayıp dışarı çıktığımızda berrak bir yaz havası karşıladı bizi. Güneş ışıkları adeta gölgemizle dans ediyordu. Arabamıza binip hareket ettiğimizde -şehrin ortasında ve güpegündüz- bir kaz sürüsü önümüzü kesti. Alımlı edalarla başlarında reisleri arka arkaya sıralanmış vaziyette kırmızı ışıkta karşıya geçtiler. ‘Uygar İnsanlığın 8 Büyük Günahı’ eseriyle tanınan ve Nobel Ödülü(1973)’de alan Konrad Lorenz‘i hatırladım birden.

Dr. Lorenz, 1985 yılında Trier Üniversitesi‘ne davet edilmiş ve orada onu dinleme fırsatı bulmuştum. O eski bir kahramandı! Etoloji’nin, yani ‘davranış biyolojisi’nin öncüsü sayılıyordu. Nobel Ödülü almak aklının ucundan bile geçmiyordu, kısaca öylesi büyük bir olaya hazırlıklı değildi. 12 Ekim 1973’te Stockholm‘den telefon geldiğinde Lorenz inatçı bir grip hastalığına yakalanmış vaziyette yatıyordu. Karısı Margarete aramayı cevapladı. Kısa bir süre sonra, onayla(n)mak üzere eve telgraf geldi. Fakat işgüzar postane memuru Nobel ismini “Nopel” olarak yazmıştı! O yıl Konrad Lorenz, arı araştırmacıları Tinbergen ve Frisch ile birlikte Nobel Ödülü aldı. Hiç kimsenin Etoloji bilimini dikkate alacağına ihtimal vermiyordu aslında.

Kaz Babası Bir Bilim Adamı

Birçok hayvan türü Lorenz ve Tinbergen’in araştırmalarına konu olmuştur: Kazlar, foklar, aslanlar ve arılar. Doğrusu, hayvanlar dünyası bilim insanları açısından anlaşılması zor bir alandır: Tek eşliliğin yabani kazlar için daha derin bir anlamı var mı? İçgüdülerin faydaları ya da zararları nelerdir? Sosyal ilişkiler nasıl kurulur? Bu tür sorular, 20. yüzyıl ortasında karşılaştırmalı davranış araştırması, hayvan davranışını keşfetme ve yorumlama bilimi olarak bilinen etoloji dalından geldi ilk kez. Bu bilimin kurucuları Konrad Lorenz ve Niko Tinbergen sayılabilir. Lorenz bir tebliğci iken, Tinbergen, bir deneyci olarak gördü kendini hep. Konrad Lorenz‘in Martina hikâyesi iyi bilinmektedir. Max Planck Enstitüsü‘ndeki öğrencileri sorular sormaya başlayınca, piposunu yaktıktan ve beyaz sakalını sıvazladıktan sonra, tane tane konuşmaya başlardı Lorenz: Martina ile yaşam boyu nasıl arkadaş oldu; ve yeni yumurtadan çıkmış, büyüleyici bir yaratığı koruma altına almak ve onunla daha yakından ilgilenmek cazibesine nasıl kapıldı, sorularını sırayla yanıtlardı… Martina‘nın ona nasıl baktığını ve dertlerini ‘ıslıkla’ nasıl anlattığını belirtir; onu sakinleştirmeyi başardıktan sonra neşeli “wiwiwi”leri dinlermiş. Uzun süre bakıcılık yaptı, kuluçkalar hazırladı, kazın kanatları altına yumurtalar bıraktı; ve en sonunda Martina gözlerini dünyaya açtı. Martina, Lorenz‘in kuluçkadan çıktıktan sonra beslediği sayısız kaz civcivlerinden sadece biri.

Konrad Lorenz (1903-1989) eğitimli bir zoolog ve biyolog idi ve özellikle Batı Avrupa ülkelerinde “Kazların Efendisi” olarak ünlendi. Ondan hatıra kalan unutulmaz anlar, her fırsatta onu takip eden ve hatta o gölde yüzerken -çok doğal şeymiş gibi- arkasından yüzen genç kaz sürüsüdür. Kısaca, Lorenz‘in en çok sevdiği ve ilgilendiği konu gri kazlardı.

Davranışlar Temel Bir Uyarıcı Tarafından Tetiklenir

Lorenz‘in sorduğu temel sorulardan biri, içgüdüsel bir eylemi nasıl tanıyacağımızdı. Tecrübeye dayanmayan ancak temel bir uyarıcı tarafından tetiklenen bir davranış nasıl öğreniliyordu? Titiz gözlemleriyle aradığı cevaba hergün biraz daha yaklaştı. Böylece üreyen gri kazların yuvadan atılan bir yumurtayı daha önce hiç bir uygulamaya şahit olmadıkları halde kolayca geri getirebildiklerini keşfetti. Bunu yapmak için, hayvanlar gagalarını yumurtaları alttan iterek onu yuvaya geri taşıyorlardı. Yuvarladıkları yumurtayı öylesine ustaca dengeliyorlar ki hiçbiri yana yatmıyordu örneğin. Yumurtanın yönünü değiştirseniz bile, dışarıdan herhangi bir uyarıya ihtiyaç duymadan yuvarlama hareketine devam etmektedirler… Yumurtanın dengelenmesi de doğuştan gelen bir eylemdir, ancak yumurtayı yuvasından alırsanız bu içgüdü derhal bitiyor. Kısaca bunlar, dışarıdan bir uyarıcıya ihtiyaç duymayan yönelimlerdir.

Kuluçka Sonrası Etkileşim

Lorenz kazlarda başka bir ana mekanizma daha keşfeder: Davranışları geri dönüşsüz şekilde öğrenmek. Yumurtadan çıktıktan kısa bir süre sonra, en hassas aşamada, ilk gördükleri şeyler üzerinde yavru kazların davranışları şekillenir. İlk örnekler genellikle ebeveynlerdir. İnsan yaşamını belirleyen ‘deneme-yanılma yöntemi’ kazlarda görülmez. Biyolojik olarak, bu mantıklı, çünkü yavru kazlar yuvadan çok hızlı bir şekilde ayrılmak ve barınak ve yiyecek bulmak için ebeveynlerini takip etmek zorundadırlar. Biçimlendirme işlemi öylesine katı ve geri döndürülemezdir ki, civcivler kuluçkadan çıkar çıkmaz ilk gördükleri şeyin peşine düşerler. Bu bir insan olabilir, ancak herhangi bir kukla veya futbol topu da. İnsanlar civcivleri hemen tanır, ancak hayvanlar onları ancak yaklaşık üç ile on gün arasında ayırt edebilir. Yine bir kaz sürüsüyle uçarken büyük rol oynayan birçok hassas aşama bulunmaktadır.

Kazların Sosyal Zekâsı Oldukça Yüksek

Avusturya-Grünau‘daki Konrad Lorenz Araştırma Merkezi‘nde çalışan bilim adamları, ileriki yıllarda gri kazların son derece karmaşık bir sosyal zekâya sahip olduğunu keşfettiler. Gözlemler, kazların sosyal davranışlarının bilinenden daha karmaşık olduğunu ortaya koymuştur. Örneğin her kaz, sürü içerisinde aile ilişkilerini, kimin kiminle uğraştığını ya da kimin kiminle iyi geçindiğini çok iyi bilmektedir. Yaklaşık 100 kazlık bir sürüde herkes birbirini tanır. Ancak 1000 hayvandan oluşan bir sürüde ise sadece en yakın akrabalarını tanıyorlar.

Aile Bağları-Çoklu İlişkiler

Gri kazlar arasındaki ilişkiler oldukça çeşitlidir. Bu duruma cinsel ilişkiler de dâhildir. Normal çiftler yanında üçlü veya eşcinsel ilişkiler bile görülmektedir. Doğal birliktelik elbette baskın eğilim. Öte yandan, dişiler arasında bu tür bir ilişki mevcut değildir. Bunun nedeni muhtemelen erkek kazların güçlü olması ve dişi kazların korunma ihtiyacına göre kendine hayat arkadaşı seçmesidir. Ancak kardeşler arasında çarpık ilişki yok denecek kadar azdır. Hızlı gelişen üçgen ilişkiler bile var. Bu, örneğin, genç ve eşi olmayan bir dişi kazın kendini arasına ittiği bir çift olabilir. İki dişi böyle durumlarda genellikle birbirlerini tolere eder ancak birbirlerinden pek hoşlanmazlar. Bir dişinin bağlandığı eşcinsel çiftler de oluyor. Kardeşler arasında bir başka özellik dikkat çekmektedir: Kız kardeşler ekseriyetle ömür boyu birbirlerine yakınsak duruyorlar. Erkek kardeşler arasında bu yakınlığa nadir karşılaşılır.

Kalp Atışı Sosyal Etkileşimleri Etkiler

Max Planck bilim adamları, gri kazların kalp atışlarını kaydetmek için telemetri kullandıklarında, yani radyo dalgaları sayesinde şaşırtıcı bir şey keşfettiler. Kalp atışının sosyal etkileşimlerden etkilendiğini fark ettiler. Eş ya da çocuk etkileşime girerse, kalp atışı hızlı bir şekilde artmaktadır. Öyle ki, nabız dakikada 100 ila 400 aralığında hızlanmaktadır. Bu bir bakıma, bir futbol müsabakasında taraftarların gol anında hissettikleri heyecana benziyor. Ayrı cins kazlarda durum farklı değildir: Örneğin, yuvada ve başka bölgede diğer kazlar ile karşılaştıklarında ya da temas kurduklarında hiçbir şey olmuyor Ancak eş geldiğinde duygular tavan yapmakta ve kalp atışı 400-500 atım seviyesine yükselmektedir. Almanya kırsalına değineceğimiz asıl sohbetimize Pazar günü devam edelim…

Alaattin DİKER

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s