Bir Ahlak Teorisine Doğru

Aliye Çınar Köysüren yazdı…

Durkheim Dinî Hayatın İptidaî Şekilleri isimli eserinde din, ahlak ve hukukun başlangıçta bir bütün olarak telakki edildiğine ve ahlak ve hukuk için ayrı bir kelimenin bile kullanılmadığına işaret eder.[1] Esasında semavî dinlerde hala bu bütünlüğün izini sürmek mümkündür. Mesela İslam dininde şeriat kelimesi, din, ahlak ve hukuku aynı anda ima eden bir terimdir. Yine yaratmak (halk) kelimesi ile ahlakın aynı kökten türediğini anımsarsak, aynı bütünlüğün yankılandığını fark ederiz. Nihayet, “size din olarak İslâm’ı seçtim ve nimetimi tamamladım” (5/3) ayetinde ise İslam’ın kendinde bu üçlüyü barındırdığını sezeriz.

Öte yandan Aristoteles’in erdem tasnifinde ‘adaleti’ orta erdem olarak ifadelendirmesi de aynı gerçekliği teyit etmektedir. Varlık hiyerarşinde insanın kendi insanlığını fark etmesi ve diğer bütün var olanlara haksızlık yapmaması, hukuku, ahlakı ve dinin maksadını bir ve aynı noktada birleştirir. Hatta Grek dininde adalet tanrısının varlığı da bunu teyit etmektedir.[2] Konumuz açısından da adalet anahtar kavramdır.  İnsan aklı dinden özgürleşerek adil olabilecekse, adaletsizliği doğal akıl bertaraf edebilecekse elbette din olmadan da insan ahlaklı olabilir. Ancak insanın bencil oluşu ve ‘insanın diğer insan için kurt olduğu’ fikri büyük bir tehlike olarak, doğal ahlakın güvenirliliğini tehdit etmektedir. İnsanın bütün gelişmişliğini ve gelişmekte olduğunu kabul edersek, doğal hukuk kanunlarıyla da adalet bir ölçüde yerine getirilebilir. Her ne kadar yukarıda, din, ahlak ve hukukun bütünlüğünden bahsetsek de din, sadece ahlaka indirgenemez. Zira insan benliğinin teşekkülünde Tanrısal gücün varlığı, önemini derinden hissettirir. 

Ahlak ve hukukun çift kap teorisine uygunluğu inkâr edilemez. Hatta bunların yanı başındaki kaynak olarak din de görmezden gelinemez. Yukarıda ifade edilen iki ayrı kaynak, akıl ve din, burada hemen zihinlerde yankılanabilir. İlginç bir şekilde doğal ahlak ve doğal hukuk da akıl merkezli olarak birbirini besleyen iki oluşum ve yapıdır. İkisi de yan yana bitişik kaptır. Ahlaka basınç yaptıkça, hukuki sorunlar artmakta, hukuksuzluk baş gösterince, ahlaki yozlaşma görülmektedir.

Niyet, sorumluluk ve ceza şüphesiz, ahlak, hukuk ve dinin organik bağını açığa vurur. Niyetle sorumluluk başlamaktadır. Mesela namaza başlayan kişi namaza niyet ettiğini söyler. Böylece bir sorumluğu üstlenir. Dahası namazın kendisini kötülüklerden koruyacağına inanır. Bu durumda iman ve eylem arasındaki kopmaz bağ da açıkça görülmektedir. Kur’an’ın “takva” kavramı da bunları kendinde toplar. Takva, Allah’a yakınlıkla birlikte erdemi barındıran bir korku durumu (uyanıklık), sadece eyleme geçişi tetikleyen bir durum değildir. Aynı zamanda o, eylemin bir parçasıdır.

Yine sabır, takvadan ayrılmazken, sabır ve tahammülün imanın ve ahlakın Kur’an da sabrın imanla birlikte kullanıldığını Hz. İbrahim’e İsmail’i kurban etme emri geldiğinde, İsmail“beni sabredenlerden bulacaksın” derken, imanın sabrı da ihtiva ettiğini ima etmektedir. Hatta babasının ona yönelişini “kesme” fiiliyle karşılarsak, ahlak ve din arasında bir ayrım kendini hissettirir. Oysa “kurban” kelimesi, iman ve ahlakı bir araya getirir. Teslim olması onu aydınlığa kavuşturmuştur. İmanın bir yönü sabır iken diğer yönü belki de “sınanma”dır. İmanı ve dini ahlaktan ayırma bu örnekten de anlaşılacağı üzere mümkün değildir.

Habisliği tekrar etmenin cezası kişinin olduğu gibi kalmasıdır (kalplerin mühürlenmesi). Hak ile batılı, ilahi kelam ile insanî kelamı birbirinden ayıramama durumu. Böyle olunca da kişinin, ahlaki bakımdan küçülmesi oldukça anlaşılır bir durumdur. Ahlak dışı bir davranış kanun önünde yasal görülmeyecektir. Talal Asad burada iman ve inanç arasındaki farka dikkat çekmektedir. O,  imanı, Tanrı’ya inancın erdemi olarak görmektedir. İman, inananlar arasında kişiyi, güven ve sorumluluk yoluyla bağlar. İmanı kısaca Allah’a güven olarak ifade edersek, bu erdemi ve güveni kendinde barındırır. İnanan, güvenilir de olmalı. Böylece iman eyleminden ahlakı ayırmak mümkün değildir. Toplumsal yönünü de dikkate aldığımızda, inanılan Varlığın, Allah’ın sınırları, toplumda hukuk olarak görülür. İman, ahlak ve hukuk arasındaki derin bağlantı, seküler toplumda sorun olarak telakki edilmeye başlanmıştır. Mesela çoğu İslamcı modernist veya reformcu, “dini kurallar alanını sınırlayıp seküler devlet hukuku alanını açmak için” argümanlar geliştirmişlerdir. Elbette bu düşüncenin altında,  hukuk ile ahlak arasında yapılan ayrımı içeren Avrupa düşüncesine dayanır. Zira söz konusu durum bizi, “hukukun sivil bir hükümdarın itaat alanı, ahlakın ise iç özgürlüklerle (vicdan) uyumlu olarak bireysel egemenlik alanı olduğunu ifade eden bir ayrıma” gönderir.

Böylece kanunlar Avrupalı ve sekülerken, ahlak büyük oranda İslamî geleneğe dayalı olmak durumunda kalacaktır. Ancak bu ayrım kendinde ciddi sorunları getirecektir. Bir kere, hukuk ve ahlak arasındaki bu stratejik ayrım, sömürgeciliği zorlayacaktır. Çünkü “özneleri yeni bir kamusal ahlaka uygun şekilde eğitme tarzındaki yasal görevi, bu ayrım beslemektedir”. Böylece ibadet, (Allah-kul) mu’amelat (inananlar arasındaki kurallar) ve hudud (cezalar yoluyla getirilen sınırlama) kavramları arasındaki bağlantı bozulduğu için, ibadet bilhassa sahneden çıkarılıp, bireysel bir tercihe dâhil edilecektir. Hukuk ve ahlak arasındaki kesin ayrım, geleneksel dilde ve düşüncede farklılaşmayı ve anlam kaybını getirir. Mesela geleneksel dildeki fazilet nasıl tanımlanacaktır? Çünkü fazilet, basit bir müeyyide veya yönetime göre tanımlanamaz. Fazilet, tüm sorumlu davranışı ima eder. Bu davranış, dünya ve âhirete birlikte gönderme yapar.

Sözünü açtığımı bu dengeyi Kazanovic, Kadir-i Mutlak ve iyi ilişkisi bağlamında oldukça güzel ifade eder.

Sadece Kadir-i Mutlak olsaydın vay halimize! Dünya mahvolurdu.

Ama sen aynı zamanda iyisin efendim; onun için de dünya hâlâ ayakta durabiliyor.



[1]
Vergote, Antoine, Din, İnanç ve İnançsızlık, s. 75

[2]    Tillich, Paul, Love, Power and Justice, Ontological Analyses and Ethical Applications, Oxford University Press, New York, 1960, s. 21.

Aliye Çınar KÖYSÜREN

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s