Lavanta Kokulu Köy

Sevde Sezer Gülle yazdı…

Şairin, “Bütün gün mor üstüne çalışmışım. Boğazıma kadar mora gömülmüşüm. (Bedri Rahmi Eyüboğlu) dediği yerdeyim. Mor ve yeşilin birbirine karıştığı, tarlalardan gelen buram buram lavanta kokusuyla önce ruhunuzu, sonra da vücudunuzu huzura erdiren Isparta’nın Kuyucak Köyünde. Lavanta bitkisinin de elbette çok tanrılı dinlerde mitolojiyle özdeşleştiği bir hikâyesi var. Artemis’in doğumundan itibaren O’nun kutsal bitkisi olarak bilinmesi rivayetlerden biri. Tanrıça, başından aşağı sürdüğü lavanta yağıyla misler gibi kokmasıyla bilinirmiş. Hatta Denizli Hierapolis Tiyatrosu’ndaki bir kabartmada yer alan genç kızların ellerinde lavanta çiçekleriyle Artemis’in kutsal doğumunu izlediklerini söyler işin uzmanları. Ayrıca Ortaçağda vebadan korunmak için bina zeminlerinin lavantayla kaplanması ve Meryem Ana’nın da güvelerden korunmak için lavanta kullandığının anlatılması çiçek hakkında günümüze kadar gelen başka tevatürlere örnek olarak hatırlanabilir.

Köyün Lavantayla tanışma hikayesine gelince… 1970’li yıllarda Fransa’dan Isparta’nın Kuyucak ilçesine gelen bir firma getirdiği lavanta fidelerini buraya, kiraladığı bir araziye diker. Fakat işler umulduğu gibi gitmez ve başarısız olunur. Köy halkı ise edindikleri bilgilerle yetiştiriciliğe devam ederek Türkiye’de şu an en çok lavanta yetiştirilen bölgeyi meydana getirirler. Hatta bu konuda Fransa’ya rakip olacak kadar!

Küçük bir köy burası… Lavanta sezonu dışında köyde kalanların en fazla on hane olduğunu söylediler. Onlar da genellikle yaşlı insanlar. Daha genç olanlar Kış aylarını Isparta’da geçirip hasat zamanı Kuyucak’a geliyor. Sezon Haziran-Ağustos arası. Yapılan ara toplamalarla da ziyaretçilere demetler, taçlar ve çeşitli aksesurlar yapılıyor. Herkesin neredeyse bırakın tarlasını, kapılarının önünde bile öbek öbek lavantalar var. Hem tazesinden, hem de kurutulmak üzere bahçelere serileninden.

Biçilen Lavantalar, yağı ve suyu çıkarılmak üzere kendi kurdukları fabrikaya gönderiliyor. Oradan da ya direkt köye gelen ziyaretçilere, ya da sipariş üzerine daha büyük işletmelere… Fotoğrafta ilk yıllarda işleme tabii tutulacak çiçeklerin gönderildiği imbikhane denilen eski bir yapıyı görüyorsunuz.

Lavanta Kokulu Köyde de işler yine en çok kadın eliyle hayat buluyor. Köyde bir “Kadın Girişimi Kooperatifi” var. Bir de bu yapıdan bağımsız kendi sergilerini açan kadınlar. Genelde şikâyet halindeler. Hem işin yoruculuğundan hem de köye gelen misafilerin ekmek kapılarına verdiği zararlardan. Unutmadan, Kooperatif çalışanları geniş kitlelere ulaşarak daha fazla satış yapabilmek maksadıyla sosyal medya hesapları bile açmışlar. Burada Lavantaya dair kozmetikten yiyeceğe, dekoratif eşyalara kadar pek çok şeyi bulabiliyorsunuz. Ve birçoğu da kooperatif adına tescilli.

Mesela Lavanta reçeli, gazozu, kahvesi, lokumu, el yapımı sabunu, çayı, dondurması, şekeri, yağı, suyu, balı ve ayrıca Isparta’yla özdeşleşmiş gül reçeli ve de kahvesi bunlardan bazıları. Kolonyası, kremleri, içi lavanta tohumu dolu bebek yastıkları, lavanta torbaları, ev süsleri de dekoratif ve güzellik ürünlerine örnek olanlarından.

Köyün kalkınması için yapılan bu örgütlenme ve çalışmaların fiyatları daha uygun hale getireceğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Ben de yanıldım. Kooperatif olunca sanıyorsunuz ki fiyatlar daha makul olacak, olmamış. Buna benzer yurdun özel sayılabilecek pek çok köyüne gittiğim halde açıkça burası kadar pahalı olanını görmedim. Tanınması ve turizminin yapılması için bunun doğru bir yöntem olduğunu sanmıyorum. Burdur gölünü lavanta kokuları eşliğinde uzaktan görerek keyiflenip bir de hovardalık yapıp lavanta kahvesi içmek isterseniz bedeli 8 lira. Lavantalı dondurma 5, ve sadece köyde üretilen gazoz da yine 5 lira. Bu tip beldelerin olmazsa olmazı gözleme ise 10 lira. Ayrıca kahvelerden 250 gr’lık paketler halinde evinize götürmek isterseniz bunun da fiyatı 15 lira. Lavanta ve güllü kahve enfesti, o yüzden çok söylenmedim. Fakat Lavanta çiçeğinden aldığı polenlerle arıların yaptığı Lavanta balı konusunda muhtemelen birbirinin eşi dostu, akrabası olan köylünün diğerinin malını kötülemesi ve bire bin katması köylü kurnazlığı deyimini de aklıma getirmedi değil hani. Aslında Yüksel Aksu’nun “Entelköy Efeköye karşı” filminde beldenin aşırısının “sizi gidi oportünist köylü kurnazları” repliği başıma bir şey gelmeyecekse çağrışımın esas sebebiydi. Bir hatırlayalım dostlar, türküde bile 15 kızı bir şişe lavantaya kandırıyordu İzzet Altınmeşe.

Lavanta bahçelerine gelince, öyle uçsuz bucaksız tarlalar değil, internet fotoğraflarında olduğu gibi. Muhtemelen o göz alıcı sahneler Fransa’nın ünlü Provence bölgesinden. Öbek öbek küçük bahçeler var. İçlerine konsept dekorlar ilave edilmiş. Kalpler, pencereler, bisikletler… Salıncaklar en rağbet göreni. Elbette ilgisiz kalamazdım. Hem Lila rengi tüllerle süslü salıncakla lavanta bahçesinde bu keyfi kaç kere yaşar ki insan ömründe?

Fransa’da hasat zamanları yanılmıyorsam bahçelerde özel zamanlar oluşturulurmuş. Minik bir enstrümantal konser gibi. Biz galiba elimizde olan cevherleri duyurmada ve organizasyon konusunda yetersiziz. İlk akla gelen nasıl fazla para kazanırım oluyor her alanda? Tarlalara hasat zamanı turlarla gelen ziyaretçileri traktörle götürürken alınan, traktöre binme parası, ellerinde bıçakla gelen beleşçilerin lavantaları kökleyerek götürmelerine sebep olabiliyor örneğin. O tutmaz ki be adam desen bile dinlemeyeninden üstelik. Fidesi 5 lira değer mi? Buraya kadar masraf yapıp gelmişsin de, 2.5 lira bir demet lavantaya para vermek mi ağır geliyor? Şimdi kim daha kurnaz? Peki içimizden kim daha fazla kaybediyor?

Her şeye rağmen yastık altlarına konunca rahat uyutan, çayını içince sakinleştiren, moruyla dinlendiren ve kokusuyla huzur veren Lavanta köyünü ilk fırsatta gidin görün derim. Mümkünse hasat zamanı. Esas o zaman köyü hepten saran rayihayı içinize çekmek için. Geç kalmayın… Hayata ve Lavantalara… Bedri Rahmi’yle başladık aynı şiirin son dizesiyle de bitirelim. “İnsanların hesabı kimden sorulur bilmem. Ama morların hesabı benden sorulur, benden…”

Üzerimde lavantanın kokusu, elimde tohumuyla…

“Ver benim sazım efendim ben gider oldum/Süremedim lavantayı konsola koydum…”

Sevda Sezer GÜLLE

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s