Kazdağları’nın Çığlığı

İsmail Demircan yazdı…

Kazdağları… Mitolojik ismi İda DağlarıHomeros Destanlarında da anlatılır bu dağ silsilesi. İsminin İda Dağlarından Kazdağlarına dönüşmesi 1400’lü yıllara uzanır. Türkler Homeros Destanında anlatılan söylenceye dayanarak Kazdağları demişler bu dağlara. Destanda anlatıldığına göre babası tarafından öldürülmesi kararlaştırlan ‘Sarıkız’ kazlarıyla beraber kaçarak bu dağlara yerleşir. Burada yaşar. Türkler anlatıya uygun olarak Kazdağları ismin verirler. Hasan ile Emine‘nin aşkı da “Bol pınarlı vahşi hayvanların anası” bu dağların efsanelerindendir. Gel gör ki, bu zamanlarda Beyaz Adamlar o dağları rant uğruna hallaç pamuğu gibi attırıyorlar ve parsel parsel zehirliyorlar.

“Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; Beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak” demiş, Kızılderili Büyük Şef. Lâkin beyaz adamın tanrısının para olduğunu, para için gerekirse kendi etini yiyerek beslenebileceğini hesaba katmamış. Ecdadımız Fatih Sultan Mehmet‘in fermanında “Ormanlarımdan bir dal kesenin başını keserim” diyerek ekosistemde doğanın ve insanın birbirini tamamlayan canlı organizmalar olduğu gerçeğini ilan etmişti. Ne yazık ki bu gerçeğin değerini kaybettiğini bugün Kazdağlarında “TANRI”sını arayan beyaz adamlardan bir kez daha öğreniyoruz. Kazdağlarında aç gözlü beyaz adamların, kâr ve rant hırsını tatmin etmek için şimdilik 200 bin civarında ağaç kesildi. Siyanürlü su ile bütün o börtü böceği, çiçeği, suyu, toprağı birbirine karıp altın arayacaklar.

İnsanımızın sağlıklı ve dengeli bir ekosistemde yaşaması elinden alınarak hiç bir canlıya yaşam hakkı tanımadan doğa katledilirken İda Dağlarının ormanları da can çekişiyor. Hastaların şifa bulmak için gittiği oksijen cenneti Kazdağları şimdilerde siyanür kokan bulutlarla örtünen ölüm tarlalarına dönüşmek üzere. Üstelik bu faaliyet sadece ağaçların kesilmesinden ibaret değil. Son yıllarda sel felaketlerinin başımıza bela olduğu ülkemizde iklim değişikliğini hızlandıracak. %60’ı çölleşme tehlikesiyle karşı karşı olan topraklarımız erozyona uğrayacak. Yöre insanı göç etmek mecburiyetinde kalacak. Siyanür toprağa sızdıkça doğal doku bozulacak, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarımız zehir saçacak. Saymakla bitmeyecek zarar varken üstüne bir de marazlı, hasta bir neslimiz olacak. Nefesini ve vicdanını paraya tahvil edenlere karşı sessiz kalmak hangi günahtan daha hafif olabilir? Beyaz adam tüm bunları Tanrısını bulmak uğruna yaparken bizler neden susuyoruz, neden görmezden geliyoruz? İnsanca yaşam güvencemiz olan tabiat katledilirken bu yıkıma, talana seyirci kalmak hangi vicdanı kanatmaz ki?

Doğanın kutsal bir emanet olduğuna inanırsak ormanın besleyip büyüttüğü her bir canlıyı kutsal kabul ederek gelecek nesillerin hakkına sahip çıkmış oluruz. Bunu yapmak mecburiyetindeyiz. Çünkü, insan ve doğa vahdetin tekamülüdür. Bu birliği bozmamalı, bozdurmamalıyız. Ranta ve talana dur demeliyiz… Doğaya sahip çıkmalıyız. O halde bir olalım ve Kazdağlılarla beraber “Bizi bu dağlarda açlıktan, yokluktan, kazadan, beladan koru. Haram lokmayı odamıza uğratma, kötüye, uğursuzu uğratma. Yolumuzu yolsuzlara düşürme, bizi doğruluktan şaşırtma. Dağların tüm nimetlerine aşk ola, Hakk Eyvallah!” diyelim.

İsmail DEMİRCAN

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s