Cinni Buzaa

Zühre Gökçay yazdı…

Gözüne bir gözükür var diyordu Şehnaz .
Bu kızın gözüne bir gözükür var anam!
Yosam bu kadar ağlar mı heç! 
Zatin Efendi de demiyor muydu ?

-At şu kızı ırmağa Şaynaz hatın, at da sen de kurtul biz de sesinden…

Yer döşeğini cağlığın yanına, eşiğin hemen önüne sermişti Şehnaz kadın. Yarı yatar şekilde Gülümser’in ağzına kendi gevişini tıkıyor, bir taraftan da çocuğun yüzünü inceleyip sokranıyordu.

-Naaadar da çirkin kele bu gız!

Şehnaz’a yedi köyde Cumbullu derlerdi. Bu türkünün yeni çıktığı yıllarda en güzel söyleyip düğünlerde oynayan he mi de alımlı bir kadındı. Ona evli olduğu halde talip olanların haddi hesabı yoktu. Kadında Allah korkusu vardı. Yine de beğenilmek, alaka görmek hoşuna giderdi. Çirkin herifini hiç sevememişti. Adam, halden anlardı ne dert dinlerdi. Akşam olunca oturduğu yerde uyuklar; geceleri de ardını döner, yorgana sarılır sabaha çe horul horul yatardı. Namus belasına bağlanıp kalmıştı işte…

Daha iki yaşında öksüz kalmıştı. Ağır kıtlık yıllarında, bir danaya bir kömbeye toprak satılırdı. Babası Kır Behram da Şehnaz’ın anasından kalanların üstüne oynadığı aşık atmalarda ütüle ütüle bir bardak su içmişti
Kır Behram, daha ay hali görmemiş çocuğu, bir çift öküz, üç takım tarla var diye Cengiz Oğullarına gelin verdi. Bir eşeğin üzerinde, gönlü sorulmadan rızası alınmadan hüngür hüngür ağlayarak bu kalabalık aileye, yüzünü görmediği adama gelin gitti gün her şeye lanet etti. Sebep olanlara almaya gelen kayınlarına, babasına Mahlûkat Torbası dediği çirkin herifine…

Cumhuriyetin ilk yıllarıydı. Arpa ekmeği bulanın çavdarı aramadığı, katık bulamaç ne olursa nur nimet sayılan günlerdi. Seferi birlikte erkek nüfus azalmıştı. Hırsızlık, ahlaksızlık, yokluk perişanlık hep iç içe geçmiş bir hayatı sürünerek yaşıyordu Anadolu insanı.

Sefere giden ve dönmesinden ümit kesilen, uzun askerlik dönemlerinde arkasında ailesini, yavuklusunu bırakanlar, döndüklerinde hüsrana uğruyorlardı.

Hele de gariplerin yetimlerin malı, damı, namusu sanki namussuzlara helaldi! Kadınların bir çoğu el aleme rezil olmaktan korkar ve sesini çıkaramazdı. Zamanla yokluk, yalnızlık, çaresizlik yüzünden kepazeliklere razı olanlar da azımsanmayacak kadardı. Bunları, olanı olmayanı konuşmaktan orada burada anlatmaktan ensesi kalın bitli adamlar utanmazlardı.

Bir tarafta bunlar yaşanırken Kır Behram, çeşmeye giden kızına laf attı diye Kör Haco ‘yu öldüresiye dövmüştü. Delikanlıyı, öldü diye sürükleyip evine götürmüşlerdi de, oğlanın annesi gene de “Behram Ağam, ellerine sağlık bu deyyusa eyi etmişsin!” demişti. Sırf onuru ile olsun diye Kır Behram, tam üç kez daha avrat nikahladı. Kaderin cilvesi, üçünden de çocukları oldu. Ama hepsinin de acılarını tattı ,kendinden evvel genç yaşta öldüler.

Aç da olsa kumarbaz da olsa namussuzluğa tahammülü yoktu. İnsanların kınamasına aldırmadı. Sevdiği kadınları helali etti. 

-Vicdansız! Ahmak gardaşımm, öksüz Şehnaz ın tarlalarını satıp savıp acer avratlarla yedin. Bir laf anlamaz adama verdin. Herkesin zulmü üstünde sabin. Sabattan sen ölünce Remzi sahap da çıkarmaz sen şimdiden ver kalan üç beş dönümü! Diyen Şerife kadının hiç çocuğu olmamıştı… Diretmişti de iki parça tarlayı kardeşi sağ iken kızının üstüne verdirmişti. Yiyeninin çocuklarına ömürlerinde ilk defa laylon bebek alan da oydu. Dizlerinin üstüne bir sünger minder koyar çocuklara tivis oynatırdı. Hem kendinin ağrılarına yarar hem de çocuklar eğlenirdi. 

Bir dönem Elif ebesinin yanında da kalmıştı Şehnaz. Küçükken ifrit gibi, gözleri ışıl ışıl bir çocuktu. Herkesten hızlı koşar, bir dalga kağıt için karda yalın ayak koşu yarışını, her defasında Şehnaz kazanırdı. 

Çiğ Şehnaz da derlerdi ona. Yüzü petek gibi beyaz, burnu fındık ağzı kahve fincanıydı. Kıskandıklarından lakap takanların da başkaları tarafından takılmış, çok farklı adları vardı.

Çocuğun ismi Cinni Buzaa idi, gel Cinni Buzaa git Cinni Buzaa. ..

Kadın, çocuğun yüzüne, sertçe vura vura söyleniyordu: “Sen var ya sen Cinni Buzaa sen sebep oldun kolu büyük oğlumun ölümüne! Doğduğun günden beridir avazın çıkığınca ağlardın gözüne bir gözükür vardı.”

Yeğeldin sürmelime sebep oldun. Keşke doğmasaydın onun yerine sen öleydin nola… Sanki ne gereğin varsa, dişlerin pates kazması, dudakların kömbe, burnunsa hotin kadar. Bu kadar çirkin, zırlayan kızı, Felek, bana şelek üstüne şelek çekeyim diye vermiş, herhâlde, diye söyleniyor; şekerli gevişleri çoğun ağzına tıkmaya devam ederken, buzağının söylediklerini zihnine kazıdığını bilemiyordu…

Zühre GÖKÇAY

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s