Bir Lahza…

Emre Bozkuş yazdı…

Kanatlarımız birbirine bağlıydı o gece, ufku yararak ilerliyorduk, gözlerimizde vazgeçilmezliğin efsuni yansıları, demlenmiş hüznü köpüklendiren suları izliyorduk. Kapılar kapandı önce, açıldı; sıyrıldık esaretinden cümlelerin, kurtardık vicdanı aklın tahakkümünden ve insanlığın o bitmek tükenmek bilmeyen keşmekeşinden.

Vareste koydum orada, adınla müsemma kılsın diye çıktığın yollar seni. Nasıl da parlıyordu gözlerin o alacalı düşüşten evvel, yangınlara kapılırken tutuşan bedenimden kopan kıvılcımlarla bağdaştı nedense. Dağdağısında zihnin, çetrefilli düşünceleri ayna edercesine, sırtını matlaştırıp oturdun yanıbaşıma. İsler içinde, izler peşinde, inleyip duran şu koskoca dağların yüreğini tuzla buz eden iradenin adına, senin bakışlarının mührünü vurdum o kısacık lahzanın içinde.

Uyan çocuk, uyan da gör şafakların nicedir kaybolduğu derin kanyonların çöküşünü izle. Kalk ayağa, doğrul ve şahit ol batışına kendinden özge varlık tanımayan ahmakların! Denizlerin sonunu ufka bağladılar, gökyüzünü avuçlarında tuttular ve dimağını kumun yüzeyine sapladılar. Ama dirildi küllerinde, doğdu yeni baştan; soyundu üzerine kuşandırılan ne varsa, çıplandı sınırlarını tayin eden aptalca kalıplardan.

Ki ölüler bile geceden arta kalan kaçak saatlerde aranır yaşamın içindeki anıları. Yaşayanlarla ölümün hükmünü çeken ince hududu ancak gecenin içinde yürüyenler bilir. Yollar ıssız, yürüyüşler izbeleri aydınlatan amaçsız kaçışlar ve zihnimin durakları sallanıp duran ölgün ışıkların temasına gazeller okumakta. Bağırmadan, kimseleri çağırmadan, kahır çeke çeke; çektiği yükün bezginliği suratında fay kırıkları olur, dökülen saçları asfaltın boşluklarında köklenir. Gülüşünde ağıt yakan kadınlar ve hiç dinmeyen sancılar…

Kokuların hükmünü yalnızca sesler bozabilir. Sesler ile birleşebilir de kokular. İnsanın gerçeğiyse böyle bilinemez, meçhul işte. Sınırlarını bilmeden sınırlar koyan; sınırsızlığı hayal ederken, tahammülü ölçüsünde yaşama itilen yegane varlıklar… Duyumsadığım tüm o acılar ve şakaklarımdan parmak uçlarıma değin dökülen yaşam kırıntıları, tırnak uçlarında taze toprak saçılan ölü yiyicilerin bahşişi olsun.

Zira, her an büyümeye devam eden, genişleyen, hacim kazanan, uzay-zaman sürekliliğine sürek avı başlatan gölgelerin adımlarını izlemekle geçtim kendime varan yolları. Unuttum, unutuldum, anımsamaktan kaçındım belki de ama neyse ne, şimdi önümde uzanan dağların karlı yamaçlarına diktiğim bayrakların renkleri silinip gidecek sonuçta. Radyoaktif serpintiler olarak saçtığım hatıralar leş kargalarını doyuracak, hatta ihya edecek. Yine de durmak yok elbette, duraksızlığı nispetinde var olacaklar çürümeye devam edecekler mütemadiyen..!

Emre BOZKUŞ

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s