Emin Işık: İslâm’ın Güzel Yüzü

İsa Kocakaplan yazdı…

Emin Hoca 1 Ağustos 2019 Perşembe günü sevdiğine kavuştu. 2 Ağustos’ta yıllardır vaaz ve ders verdiği Şişli Câmiinden ebedi âleme uğurladık onu. Kalabalık ve toplumun her kesiminden oluşan cemaati, insanları gönül adamlarının birleştirebileceğini bir kere daha gösterdi.

Hoca çoklukla güler yüzlü idi. Ama celallendiği zamanlar da olurdu. O hâlde bile karşısındakinde korku değil, yine sevgi ve saygı uyandırırdı. Hatta celallenince, talâkati daha da artardı. Onun bu tesiri ve insanları kendine sevgi ile bağlayışı nereden kaynaklanıyordu?

Emin Işık, İslâm’ın medeniyet dini olduğunu bilen ve bunu kişiliğinde eritmiş olan seçkin hocalardandı. İslâm onun dilinde müjdeye, esenliğe, sevgiye, birliğe, hoşgörüye dönüşürdü. Dilinde ve şahsında… “Kolaylaştırınız zorlaştırmayınız; müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.” emri, onun hayat ve kürsü düsturu idi. Biliyordu ki güzellikler, sanat eserleri, mimari şaheserler, eşsiz hat sanatı, gemiler geçmeyen ummanları kaplayan musiki, velhasıl asırlarca hüküm süren Türk-İslâm medeniyeti, bu bakış açısı sayesinde meydana gelmiştir. Bu hadis-i şeriften beslenmeyen gönüller ve kalpler katılaşmış, insanları bir cenderenin içine hapsetmişlerdir. Ve bu bakış açısı asla bir grubu, zümreyi, topluluğu, cemaati öne çıkarmaz. Bütün insanları kuşatan bir sevgi kaynağı olur. Bu emri içselleştirenler, İslâm’ın güzel yüzü hâline gelirler. İşte Emin Işık Hoca, hayatı boyunca İslâm’ın güzel yüzü olmayı başarabilen ender insanlardandır. Allah’ın İslam’ın güzel yüzü olmayı nasip ettiği nadir insanlardandır, desek daha doğru olur.

Hocayı sanırım ilk defa 1973 veya 1974 yılında dinledim. İstanbul Ülkü-Bir şubesinde verdiği bir seminerde dinleyici olduğumu hatırlıyorum. Konu muhtemelen “Devleti Kuran İrade”[1] idi. Aynı salonda Necmettin Hacıeminoğlu Hoca‘yı da dinlediğim hafızamda canlanıyor.

Emin Hoca’nın devleti kuran irade konusundaki temel görüşü şu cümlelerde dile gelir:

“Rejim şekli ne olursa olsun, devlet, milletin inanç ve iradesi üzerine kurulmuş, Müesseseleri de o iradeden kuvvet alıyorsa o devlet milli devlettir.

Milletler varlıklarının temelini teşkil eden gayeden uzak yaşayamazlar. Millete yönelmeyen ve hizmet ederek millete mal olmayan hiçbir müessese millî değildir. Millî olmayan her şey, millet hayatından kovulmaya, yıkılıp yok olmaya mahkûmdur.” 

Bu tarihi geçmişi de kapsayan bir görüştür. Milletin kurduğu devlet yaşadığı çağa uygun olarak değişik rejimlerle idare edilmiştir. Bundan sonra da öyle olacaktır. Değişmeyen tek değer, gücü ve değerleri milletin inanç ve iradesinden almak ve kurumları millete hizmet etmeye yönlendirmektir.

Aşağıdaki cümleler de bu muhtasar, ama önemli eserdendir:

“Hiçbir rejim bir milletin istikbalini teminat altına alamaz. Biz bizim varlığımızın manasını teşkil eden gayeden uzaklaşamayız. Biz tarih huzuruna İslam ideali ile çıkmış bir milletiz. O bizi millet yapan ve büyük devlet haline getiren ana kuvvettir. Ondan uzaklaşmak, kendi varlığımızdan uzaklaşmak ve zaafa düşmektir. En başta üniversitelerimiz olmak üzere bütün müesseselerimiz milletin ruh ve inancına bağlı, ondan kuvvet alan ve ona hizmet ile kendini millete benimseten müesseseler olmak zorundadırlar.”

Emin Işık, Türk tarihinin İslamiyet’ten sonra kazandığı ivmenin farkında idi. Türk milletinin İslâm dünyası için taşıdığı önemi anlayan ve bu sebeple Türklüğe hak ettiği değeri veren nadir ilahiyatçılardandı. Türk-İslâm birleşiminin, dünya tarihini değiştiren sürecin de başlangıcı olduğunu ve bunun bizim büyük devlet kurmamızın esasını oluşturduğunu söylüyordu. Türkiye’de önce ilahiyatçılar Türklüğe hak ettiği değeri verirlerse, o zaman mevhum bir ümmet anlayışından kurtulurlar ve gerçek dünya ile karşı karşıya kalırlar. Kendi millî kaynaklarına, dolayısıyla kendilerine güvenleri artar. Geniş bir açıdan dünyaya bakmayı öğrenirler.

Türk milletinin tarihin ilk devirlerden getirdiği değerlerle, İslam dininin birleşerek oluşturduğu kültür, bizim millî kültürümüzdür. Bu gerçeği Türkiye’de yaşayan her düşünceye mensup aydının görmesi gereklidir.

***

Emin Hoca ile Kabaklı Hoca gerçek birer dost idiler. Birbirlerine muhabbetleri son derece kuvvetli idi. Her sene Türk Edebiyatı Vakfı’nın gelenekli sohbetlerinin ilki, mutlaka Emin Hocanın katılımı ve duasıyla başlardı.

Kabaklı Hoca, Emin Işık Hoca‘nın Türk Edebiyatı Dergisi‘nde yazmasını da isterdi. Emin Hoca da zaman bulduğu ölçüde dergiye yazı gönderirdi. Sanırım Kabaklı Hoca‘nın ısrarı ile dergide yayınladığı yazılardan bazıları, Kur’an’ı Kerim surelerinin manzum mealleri ve açıklamaları idi.

Emin Hoca‘nın dergide yayınlanan -büyük ihtimalle- ilk yazısı[2], Kur’an’ı Kerim’in 87. suresi olan A’lâ Suresinin manzum mealini ve sure ile ilgili açıklamaları –bir nevi tefsir de diyebiliriz- ihtiva eder. Sure Mekke’de inmiştir, Allah’ı tesbih ve tenzih etme konusunu işler.

Emin Işık’ın dergide yayınlanan manzum meallerinde zorlama, parantez içi ifadeler yoktur. Meal hazırlarken dikkat edilmeye çalışılan motamot çeviri, araya bazı parantez içi ifadelerin eklenmesini zaruri kılar. Bu da meali, çevrildiği dilde rahat okunan bir metin olmaktan çıkarır. Genellikle insicamsız bir metin ortaya çıkar.

Emin Işık sureyi okur, vermek istediği mesajı anlar ve o mesajı pürüzsüz, net ve akıcı bir Türkçe ile vermeye çalışır. Tabii manzum çevirinin, çevireni ayetin vermek istediği fikirden uzaklaştırma ihtimali de vardır. Bu konuda çevirmenin karşısında iki önemli engel bulunur: Vezin ve kafiye… Bilhassa kafiye, anlamı kendine kurban ettirebilecek riskli bir tuzaktır.

Emin Işık bu iki engeli de çok rahat aşar. Gerektiği yerde, anlamı bozmaktansa kafiyeyi feda eder. Vezin konusunda da tavrı aynıdır. Anlamı tam ifade edebileceği uzunluktaki vezni kullanır. Aynı metin içinde değişik vezin tercihi yapabilir.

Yine mısra sayıları ve nazım birimi meselesi de manzum çeviride çevirmenin karşısına bir engel olarak çıkabilir. Emin Işık bu konuda da rahattır. Bazı ayetleri tek mısrada, bazılarını iki mısrada bazılarını ise daha fazla sayıda mısrada çevirmekte sakınca görmez. O, mısra sayılarını ayetin içeriğine göre belirler.

A’lâ Suresi 19 ayettir. Emin Işık, bu sureyi 28 mısrada nazma çekmiştir. Surenin ilk 13 ayeti 11’li hece ile çevrilmiştir. 14-19. Ayetler ise 8’li hece ile nazma çekilmiştir.

Emin Hoca’nın çevirilerinde karşımıza bütünlük taşıyan bir metin çıkar. Düz yazı meallerde görülen ifade kopuklukları, parantez içi ifadeler onun çevirilerinde bulunmaz. Hoca motamot çeviriye değil, mesajın doğru ve etkileyici verilmesine dikkat eder. Kelimeleri seçerken hayli ince eler sık dokur. Ayetleri en etkili şekilde verebilmek için vezin, kafiye ve mısra tasarrufları yapar. Sonunda ortaya etkileyici bir üslup, pürüzsüz bir ifade ve zengin bir Türkçeden oluşan manzum, mevzun ve ahenkli bir yapı çıkar. Emin Hocanın diğer çevirilerine de örnek olmak üzere, A’lâ suresinin Diyanet çevirisi ile Emin Işık çevirisini karşılaştırmalı olarak ele almak istiyoruz:

SEKSEN YEDİNCİ SURE: A’LÂ SURESİ  
EMİN IŞIK ÇEVİRİSİ[3] DİYANET MEALİ[4]
Mekke devrinin başlarında inmiştir, on dokuz âyettir. Allah’ın “Yüce” anlamındaki adıyla başladığı için “el-A’lâ” denilen bu sûre 19 âyet olup, Mekke’de inen ilk sûrelerdendir. Cenab-ı Allah bu sûrede kâinatın esrarını, oluşunu, işleyişini özlü bir anlatımla ifade etmiştir.
An yüce Rabb’inin ismini her an!   1,2,3,4,5. Yaratıp düzene koyan, takdir edip yol gösteren, (topraktan) yeşil otu çıkarıp sonra da onu kapkara bir sel artığına çeviren yüce Rabbinin adını tesbih (ve takdis) et.  
2. O’dur O, yaratan, düzene koyan,  
3.O’dur takdir eden ve yol gösteren,  
4. O’dur yerden çayır, çimen bitiren,  
5. Çerçöp edip, yanar hale getiren  
6. Kur’ân’ı sana Biz öğreteceğiz,   6,7. Sana (Kur’an’ı) okutacağız; artık Allah’ın dilediği hariç, sen hiç unutmayacaksın. Şüphesiz Allah, açığı ve gizleneni bilir.  
7. Unutmayacaksın, endişen yersiz,    Allah diler ise o zaman ancak.    Açığı, gizliyi bilir muhakkak.  
8. İşi sana kolay getireceğiz.   8,9. Seni en kolaya muvaffak kılacağız. O halde eğer öğüt fayda verirse öğüt ver.
9. Sen öğüt ver, olur yararlanacak.  
10. Hakk’dan korkan ondan öğüt alacak,   10,11,12,13.(Allah’tan) korkan öğütten yararlanacak. En büyük ateşe girecek olan kötü kimse ise öğütten kaçınır. Sonra o, ateşte ne ölür ne de yaşar.
11. Bedbaht olan elbet uzak kalacak,  
12. En büyük ateşte yanıp pişecek,  
13. Ne ölecek orda, ne dirilecek.  
14-15. Özünü tertemiz yapan,             Rabb’inin adını anan,  Namazı hakkiyle kılan  Muhakkak felah bulmuştur,  Murad almış, kurtulmuştur.   14,15. Temizlenen, Rabbinin adını anıp O’na kulluk eden kimse kuşkusuz kurtuluşa ermiştir.
16. Sizler dünya hayatını       Üstün tutarsınız, amma   16,17. Fakat siz (ey insanlar!) ahiret daha hayırlı ve daha devamlı olduğu halde dünya hayatını tercih ediyorsunuz.
17. Ahiret daha hayırlı,       Daha süreklidir elbet.  
18. Bu var eski kitaplarda,        Şüpheniz olmasın bunda:   18,19. Şüphesiz bu (anlatılanlar), önceki kitaplarda, İbrahim ve Musa’nın kitaplarında da vardır.
19. Hem İbrahim suhufunda.       Hem de Musa suhufunda.  

Diyanet mealinde tek cümle halinde birleştirilen surenin ilk 5 ayeti, iki parantez içi ekleme yapılarak tamamlanır. Cümlenin hüküm bölümü “Rabbinin adını teşbih ve takdis et.” kısmıdır. Bundan önceki bölümü, Allah’ın gücünü ortaya koyan yeryüzündeki oluşumların sıfat olarak kullanıldığı sıfat fiil grubu meydana getirir. 5 ayet tek cümlede toparlanarak, anlaşılması zor ve kelime sayısı hayli fazla olan bir cümle ortaya çıkmıştır.

Emin Işık, her ayeti birer hüküm cümlesi ile ifade eder. Dolayısıyla ayetler suredeki sıraya göre çevrilirler. Bu, tümdengelim metodudur. Önce her an Allah’ın isminin anılması gerektiği söylendikten sonra, Allah’ın büyüklüğünün kâinattaki belirtileri sayılır. Bu 5 mısra 11’er hecelidir ve aa bbb şeklinde kafiyelidir. Okuyanın anlaması göz önünde tutulduğunda, mealdeki nesir cümlesinden daha açık olduğu görülür.

Diyanet mealinde 6 ve 7. ayetler de birleştirilmiştir. Bu ayetler, üç cümle ve bir parantez içi açıklama ile ifade edilmiştir. Emin Işık ise 6. Ayeti bir, 7. ayeti üç mısra ile çevirir. Mısralar arasına Hz. Peygamberin gelen vahiyleri unutma endişesini de yerleştirir. Bu mısralar da 11 hecelidir. Kafiye düzeni cc dd şeklindedir.

8 ve 9. ayetler Diyanet mealinde yine birleştirilmiştir, ama iki cümle halindedir. Burada çevirmenlerin dil anlayışlarına örnek olacak özellikler daha belirgin haldedir. Türkçe zevki ve dilde ahenk ve akıcılık endişesi taşıyan çevirmenle (Emin Işık), orijinale sıkı sıkı bağlı kalmaya çalışan çevirmenin tavrı açıkça kendini gösterir. “Seni en kolaya muvaffak kılacağız. O halde eğer öğüt fayda verirse öğüt ver.” cümlelerini Emin Işık; “İşi sana kolay getireceğiz./ Sen öğüt ver, olur yararlanacak.” şeklinde çevirir. Bu söyleyişler Türkçenin tabii akışına daha uygundur. Elbette burada şiir ile nesir karşılaştırması yaptığımızın farkındayız. Ancak Emin Işık çevrileri, ufak müdahalelerle nesir cümlesi haline dönüşebilir. Öğelerin yer değiştirmeleri kafiye sağlamak amacıyla yapılmıştır.

10-13. ayetler Diyanet mealinde yine birleştirilerek verilmiştir. Emin Işık bu ayetleri de birer mısra ile Türkçeleştirir. Bu mısraların çoğu nesir cümlesi olarak da algılanabilir. Emin Işık’ın 11’li hece ile çevrileri burada biter. 8-13. mısraların kafiye düzeni şöyledir: ceee ff.

14. ayetten sonra 8 heceli mısralara geçilir. Burada şiirin ritmi hızlanır. İlk 13 mısrada daha düşük hızda, hafızaya yerleşecek şekilde kurulan alt yapının üzerine, önce verilen bilgileri pekiştirecek yeni bilgiler eklenir. 14 ve 15. ayetler Diyanet mealindeki gibi birleştirilmiştir ve 5 mısra ile çevrilmiştir. Yine Diyanet mealinde birleştirilerek verilen 16-7; 18-19. ayetler Emin Işık tarafından ayrı ayrı ele alınır ve her ayet ikişer mısra ile çevrilir. Bunlar da 8 hecelidir. On üç mısradan oluşan 14-19. ayetlerin kafiye düzeni de şu şekildedir: aaagg hı hj ıı ıı.

Böylece 19 ayetlik sure Emin Işık tarafından 15’i 11 heceli, 13’ü 8 heceli olan 28 mısra ile Türkçeye manzum olarak çevrilmiş olur. Emin Işık bu çevirinin ardına suredeki bazı kavramlara açıklık getiren mensur bir bölüm de eklemiştir. Bu yazı şu önemli cümle ile sona erer:

“Her Müslüman Kur’ân’ı kendisine gelmiş ilâhî bir emir gibi okumadıkça ondan bir şey anlayamaz.”

Bu, dini bilinçli bir şekilde öğrenen ve öğretmeye çalışan seçkin bir Hocanın örnek alınması gereken tavrıdır.

Emin Işık Hoca 1984 Martında yayınladığı bu yazısından sonra aralıklarla Kasım 1992 tarihine kadar Türk Edebiyatı’nda yazmıştır.  Bu iki tarih arasında Hocanın 24 yazısını tespit edebildik. Bunlardan 9 tanesi Kuranıkerim surelerinin nazma çekilmesi ve açıklamalarından meydana gelir. 15 yazı ise dini-milli konuları ve milli kültüre ve bilim hayatımıza hizmet eden kişileri ele alır.

Hoca‘nın örnek olarak incelediğimiz A’lâ suresi dışında manzum olarak çevirdiği Kuranıkerim sureleri şunlardır:

Alak Suresi (Ocak 1985), Bu sure Mekkîdir. 19 ayettir. Okuma, yaradılış, ilim ve ibadet konularını işler. İlk üç mısradan sonra 11 heceli mısralarla çevrilmiştir. 28 mısradır.[5]

Leyl Suresi (Nisan 1985), Sure Mekkîdir. 21 ayettir. Çalışma, cömertlik, cimrilik, Allah rızasını kazanma gibi konuları işler. 7 heceli mısralarla çevrilmiştir. 41 mısradır.[6]

Fil Suresi (Eylül 1985), Mekkîdir. 5 ayettir. Kaba kuvvete yergi, savaş ve savaş araçları araçları gibi konuları işler. 14’lü hece ile çevrilmiştir. 5 mısradır.[7]

Kâfirûn Suresi (Ocak 1987), Mekkîdir. 6 ayettir. İslâm’ın diğer dinlerden farklı ve bağımsız olduğu fikri işlenir. 14’lü hece ile çevrilmiştir. İlk mısra 7 hecelidir. 6 mısradır. Surenin açıklamasından sonra yine bu sure ile bağlantılı; “İlkel Din ve Kitâbî Din” başlıklı bir yazısı vardır. Yazı şu vurucu cümlelerle biter: “Her ümmet dinini ancak kendi bilgi ve kültür seviyesiyle temsil edebilmektedir. İlkellerin dindarlığı da çaresiz ilkel olmaktadır.”[8]

Zilzal Suresi (Mart 1987), Medenîdir. 8 ayettir. Zelzele, kıyamet ve hesap günü gibi konuları işler. 8’li hece ile çevrilmiştir. 17 mısradır.[9]

İnşikak Suresi ( Nisan 1987), Mekkîdir. 25 ayettir. Göğün çökmesi, yerin yarılması, kıyamet ve hesap günü gibi konuları işler. 11’li hece ile çevrilmiştir. 33 mısradır.[10]

Nasr Suresi (Mayıs 1987), Medenîdir. 3 ayettir. Zafer, şükür, tevbe gibi konular işlenir. 14’lü hece ile çevrilmiştir. 5 mısradır.[11]

Burûc Suresi (Şubat 1988). Mekkîdir. 22 ayettir. İnananlara zulüm yapan kâfirlere Allah’ın vereceği azabı işler. Kur’an’ın Allah tarafından korunacağını belirtir. 8’li hece ile çevrilmiştir. 48 mısradır.[12]

Emin Işık’ın dergide yer alan 15 yazısından dördü Erol Göngör, Mehmet Âkif  ve Cemil Meriç üzerinedir. Diğer yazıları zekât, mevlid, sünnet, din ve irade, aile yapısı, ızdırap ve çile gibi konuları kapsar.

Erol Güngör’ün vefatından bir yıl sonra yazdığı yazı[13] hem Emin Işık’ı hem de Erol Güngör’ü en isabetli tanıtan bir metin olarak tekrar tekrar okunmaya değer. Bu yazıda Erol Güngör’le birlikte Emin Işık Hocanın da ruh ve fikir dünyası dile gelir. Bu yazıdan iki paragrafı buraya nakletmek istiyorum. İlki Erol Güngör ile Emin Işık’ın liseler için 1976 yılında birlikte yazdıkları Ahlak kitabı hakkındadır:

“Şimdi daha iyi anlıyorum ki; senin ciddiye almadığın o konular, yani din adına yapılan yobazlıklarla siyaset adına ortaya konan madrabazlıklar, gerçekten alay edilmesi gereken şeylermiş. Senin gibi akıl ve izan sahibi bir insan o hezeyanları, o herzeleri elbette tasvip etmeyecekti. Bu yüzden seni dinden uzak, en azından inançları sarsılmış biri sanıyorlardı. Oysa sen dinin özüne karşı son derece dikkatli ve saygılıydın. Ahlâk Dersi kitaplarını yazdığımız zaman ‘Doğu’dan ve Batı’dan pek çok kaynaktan istifade edeceğiz, ama İslâm’a aykırı hiçbir şey yapmıyacağız.’ demiştin.”[14]

İkinci paragraf Erol Güngör’ün şahsiyet özelliklerini ortaya koyar:

“Orta halli bir memur çocuğu idin. Anadolu’nun bağrından çıkmış, yabancı kültür ve felsefe kitaplarıyla haşır neşir olmuş, fakat yine de inançlarınla, düşünce ve davranışlarınla özbeöz Türk kalmıştın. Yazdıkların Anadolu’nun malıydı. Seninle iftihar ediyorduk. Türk düşüncesi etrafına çekilmiş küfür surlarını kaleminle yıkmaya çalışıyordun. Tıpkı Plevne kumandanı Gazi Osman Paşa gibi, her türlü imkânsızlığa rağmen, yine de bu kuşatmayı yarıp çıkmak gerektiğine inanıyordun. Sen, Mehmet Genç için ‘Bizim neslin en iyi akademisyenidir.’ diyordun. Oysa o ve biz sana, bizim neslin en büyük âlimi ve mütefekkiri gözüyle bakıyorduk.”[15]

Emin Işık Hoca’nın TDV İslâm Ansiklopedisi‘nde de 42 maddesi vardır. Bunlardan 35’i Kur’an’ı Kerim sureleri hakkındadır. 7 tane de biyografi maddesi yazmıştır. Ansiklopedinin 30. cildinden (2005) sonra maddesi yoktur.

Hoca’nın yazılarında adı sık geçen isimler, onun düşünce dünyası hakkında bize fikir verebilir. Kendisi Mevlana’yı rüyasında görerek Mevleviliğe intisap etmişti. Verdiği Mesnevi derslerini neredeyse vefatına kadar sürdürdü. Mehmet Âkif’in karakteri ve İslam anlayışı onu daima kendine çekmiştir. Nurettin Topçu’ya gençliğinden itibaren bağlı idi. Pek çok öğrencisini onun etrafında toplamıştı. Ayrıca Topçu hakkında bir de kitap kaleme aldı.[16]

Yunus Emre, Cemil Meriç, Remzi Oğuz Arık, Mümtaz Turhan, Erol Güngör de Emin Hoca‘nın ruh ve fikir dünyasında etkili olan isimlerdir.

Emin Işık’ın sadece dini alan ve çevrede sıkışıp kalmayan kişiliği, onun çeşitli kaynaklardan beslenmesini sağlamış, insanlara ve çevreye gönül gözüyle bakan, korkutma yerine müjdeleyen bir din bilgini örneği ortaya çıkarmıştır. Hz. Peygambere candan ve bilinçli bir şekilde bağlı, hâfız, mesnevihan, musıki ile yakından ilgili hatta bir Türk müziği sanatkârı, Kur’an’ı Kerim’i en güzel şekilde okuyan bir tilavet ustası, örnek bir insan olan Emin Hoca‘nın kaybı, gerçekten günden güne çoraklaşan dinî ve millî hayatımızı feyizli bir kaynaktan daha yoksun bıraktı.

Artık onun yanık Davudî sesinden Kur’an’ı Kerim, ezan, ilahi, kaside ve gazel dinleyemeyeceğiz. Tek tesellimiz onun sesinden yapılmış dijital kayıtların elde bulunmasıdır. Dinî musikinin gerçek ve sahih örneklerini dinlemek ve icra etmek isteyenler, onun sesine ve tavrına döneceklerdir ümidindeyim.

İnşallah dönerler ve bize ezan yerine bozlak dinletmekten vaz geçerler.

Mekânın cennet olsun İslam’ın güzel yüzü…

Kaynakça:

[1] Emin Işık, Devleti Kuran İrade, Hareket Yayınları, İstanbul 1971, 99 s.

[2] Türk Edebiyatı, S. 125, Mart 1984.

[3] Emin Işık, “A’lâ Suresi”, Türk Edebiyatı, S. 125, Mart 1984, s. 80.

[4] Komisyon, Kur’ân-ı Kerîm ve Açıklamalı Meâli, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1993, s. 591.

[5] Türk Edebiyatı, S. 135, Ocak 1985.

[6] Türk Edebiyatı, S. 138, Nisan 1985.

[7] Türk Edebiyatı, S. 143, Eylül 1985.

[8] Türk Edebiyatı, S. 159, Ocak 1987.

[9] Türk Edebiyatı, S. 161, Mart 1987.

[10] Türk Edebiyatı, S. 162, Nisan 1987.

[11] Türk Edebiyatı, S. 163, Mayıs 1987.

[12] Türk Edebiyatı, S. 172, Şubat 1988.

[13] Emin Işık, “ İçimdeki Erol’a”, Türk Edebiyatı, S. 128, Haziran 1984, s. 53-56.

[14] Türk Edebiyatı, Haziran 1984, s. 54.

[15] Türk Edebiyatı, Haziran 1984, s. 56.

[16] Emin Işık, Nurettin Topçu-Çağdaş Bir Dervişin Dünyası, Dergâh Yayınları, İstanbul 2019.

İsa KOCAKAPLAN

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s