Aşk ve Sevgi

Halil Kırık yazdı…                                                 

İnsanın olgunluk düzeyi ne olursa olsun sevgi kişinin kolayca ulaşabileceği bir duygu değildir. Sevgi hayatın bütününü görüp her şeye anlam katabilerek huzuru hissedebilmektir.

İnsan aynı zamanda yaşam içinde üretken, akli yeteneğini kullanıp bilinç seviyesini artırma yönelimine ulaşma yönünde karakterinin tamamını aktif olarak geliştirmeye çalışmadığı sürece, odağını çok yönlü yapamadığı sürece tüm sevgi arayışlarının boşuna olacağını bilmesi gerekir. Kişinin komşusunu sevme yetisi, doğayı sevme potansiyeli, yalnızlıkta bile sevebilecek uğraş içinde olması, gerçek alçak gönüllük sağlayarak hayatın akışı içinde koşulsuz sevebilmesi olmaksızın, cesaret, inanç ve disiplin olmaksızın, yalnızca karşı cins sevgisinde gerçek doyum elde edemeyeceğini anlaması lazım.

Sevgi bilinç gerektirir ki ufku açık insanlar özgürleştiren, geliştiren duyguları yaşatırken benlik zayıf insanlar aslında sevgi adı altında içlerindeki boşlukların telafisi için uğraşır. Nitekim içsel boşluğun fark edemeyip başkasında duygusal tatmin bulan insan bir zaman sonra yine benliğinin, kişiliğinin eksik kalan yanlarıyla başa baş kalacağı için bir zamanlar sevdiğini düşündüğü insandan haz almayabilir.

Derin duyguların, sevgilerin abartılı sözlere, eylemlere ihtiyacı olmaz. Bazen sevgi diğer insanın varlığında kendi ruhsal gelişimin izlerini sürmesidir. Gerçek sevgilerde sevdiğini kontrol, elde tutma çabasından öte onunla hayatın farklı gizemli noktalarını bulmadır. Sevgi ancak bireyleri sadece duygusal değil ruhsal yönden de tatmin edebildiği sürece anlam kazanır. Modern ilişkilerde anlam arayışı, ilişkide gelişime önem verip sürekli yenilenme süreçlerinde ziyade ”Bu ilişkide mutlu olmalıyım, beni mutlu etmeli, onu kaybedersem acı çekerim” mantığı olunca kişi zamanla diğerinin kontrolüne girebiliyor, böylelikle ilişkiyi sevgi, duygusal ruhsal bütünlük değil korkular yönlendirebiliyor.

Gerçekten sevgi dolu insan başkasının da sevgi ihtiyacının nasıl olduğunu ve bunun tutarlı olarak, istikrar içinde yaşatılmasını bilir. Günümüzde ilişkilerini korkular yönetiyor. Alıngan olma, küçük tartışmaların faciaya dönüşmesi, sürekli değer görme isteğinin abartılması, hep bireysel zafiyetlerin, bireysel bazda aşılamayan negatifliklerin varlığındadır ki kıskançlıkların güvensizliğe dönüşmesi bireylerin farkında olmadıkları öz benlik ihtiyaçlarının karşılanma yöntemidir.

Şu var ki sağlıklı güven, sevgi dolu ilişkiler de salt duygusal uyum yetmez aynı zamanda bireylerin belli gelişim sürecinde olması, zihinsel süreçlerini, kültürel yetilerini aktif tutması da önemlidir. Bunun yanında travmatik-bağımlı aşkların kökeninde ebeveynlerin çocuklarıyla olan bağımlı ilişkileri yatmaktadır. Hiçbir benlik başka benliği sürekli taşıyamaz, taşımak zorunda kalırsa kendi benliği mutlu olamayacağı için kontrolsüzce başka benliğe her şeyini adayabilir.

Kendi ihtiyaçlarınızı sürekli tek taraflı olarak öncelik sırasına koyup her şeyi istediğiniz gibi  yapmaya alıştığınızda, diğer kişinin gereksinimleri dikkate almak, bir  işkence haline gelir. Bir çok ruhsal sorun yaşayan kişi sosyal hayatta daha çok kendilerine odaklandığı için  ilişkilerinde sorun yaşar. Yaşamın temelini kişinin kendi ihtiyaçlarını karşılaması üzerine kurulduğunda ve birliktelik yaşanan kişi de bu ihtiyaçları karşılayacak biri olarak algılandığında bu diyalog zamanla narsistlik tuzağında travma sürecinde girer. Şahsi  isteklerimize fazlasıyla odaklanıyor ama içimizde büyüyen boşluğu fark edemeyip  depresyona giriyoruz.

Gerçek sevgi boşluk doldurma işi değil bilakis kendini tamamla adına yol alan kişilerin harika uyumundan doğan bütünleşme, beraber gelişme arzudur. İnsan ne kadar çabalarsa çabasın, ne kadar sevmek için araç, kişi düşünürse düşünsün bir serap misali kaybolacak sahte duyguların peşinde olacağı için gerçek manada huzurlu olmayacak, sevgiyi anlamayacaktır. Yaşam içimizde başlayıp içimizde gelişen olguyken dışımızdaki arayışlar, paylaşımların, birlikteliklerin kalitesi kendi bilincimizin, kendimizi sevebilme potansiyelimizin ötesine geçemez. Hiçbir aşk iki seneyi geçmez, asıl olan aşkın sevgiye dönüşüp dönüşmemesidir. Sevgide bilinç vardır, şuur vardır, vicdan, akıl vardır, uyum vardır, sevgi aşk tamamen farklıdır.

Aşk bencildir, akıl tutulur, hipnozda olur kişi, diğerini mükemmel görür, ondan başkası yoktur hayatında, hayat anormal olur, algılar anormal olur. Aşık olunan reddetti mi dünya başına yıkılır, çok derin acılar yaşanır. Hatta bir zamanlar mükemmel gördüğü aşkını dünyanın en kötü insanı ilan eder. Aşk nefsanidir sevgi ruhanidir, aşk şiddetli gök gürültüsüdür ateş olur yakar, sevgi ince ince yağan yağmurdan sonra çıkan gökkuşağıdır ruha renk katan. Aşk kendisi için ister bencildir, sevgi onun o olduğu için sever şart koşmaz, aşk algıları yanıltır sevgi geniş açıdan bakmayı sağlar. Aşk gerçekçi değildir sevgi kucaklayıcı ve diğerinin de mutlu olmasını istemektir, aşk kontrolsüz arzu fırtınasıdır sevgi yüce ve derin bir kabullenme bütünleşmedir. Aşk istediği olmazsa çıldırır sevgi istediği olmazsa yine sever, aşk alkoldür  sevgiyse susamış ruhlara sudur.

Aşk geçicidir sevgi kalıcıdır, aşk çocukçadır sevgi olgundur, aşk zamansızdır sevgi her zamandır, aşk saman alevidir sevgi bitmeyen meşaledir, aşk çılgınlıktır sevgi ılımandır. Aşk okyanusta sert dalgadır sevgi serin akan ırmaktır, aşk isteyendir sevgi verendir. Aşk kaybetmeyi sevmez sevgi yokluğunda da sever, aşk kumardır sevgi alın teridir, aşk vurgun yemektir sevgi onunla kendin olmaktır, aşk illüzyondur sevgi hakikattir. Aşk saplantıdır sevgi dengedir, aşk uyuşturucudur sevgi şifadır, aşk onun için kendini unutmaktır sevgi onun için kendini geliştirmektir, aşk kanatsız uçmaktır sevgi daima kucaklayıcı olmaktır. Aşkta sadece o vardır, sevgide onun şahsında her şey vardır sevgiye layıktır, aşk hipnozdur sevgi uyanmaktır, aşk nefsin galibiyetidir sevgi yüreğin gücüdür.

Sevilmek için sevmek gerçek sevgiyi değil koşullu, bencil sevgileri doğurur. Biz ancak geniş hoşgörüyle sevgi verebilirsek sevilebiliriz. Sevgi var olanı olduğu gibi kabullenmekle başlarken aynı zamanda sevenlerin beraber mutlu olması için karşılıklı adımlar atmasını, uzlaşma sağlamasını gerektirir. Uyum sağlama, uzlaşma tek taraflı olursa orada hiçbir zaman sevgi oluşmaz. Sevemiyoruz, çünkü anlayamıyoruz, anlamak için içimize dönemiyoruz. Sevemiyoruz çünkü kendimize takılıyoruz, sevemiyoruz sevdiğimizi sanıyoruz, sevemiyoruz korkularımız çok, korkularımız fark edecek bilincimiz yok. Sevemiyoruz bilincimiz zayıf, sevemiyoruz acı çekmekten korkuyoruz. Sevemiyoruz çünkü kişiliğimiz oturmamış, irademiz zayıf. Sevemiyoruz çünkü kıymetini bilmiyoruz, sevemiyoruz belki hak etmiyoruz. Sevemiyoruz çünkü kendimizle sorunluyuz. Sevemiyoruz çünkü kendimizi, geçmişimizi bizi üzenleri affedemiyoruz. Affedemiyoruz çünkü egomuz kabarık gönlümüz daralmış, sevemiyoruz hırs bürümüş gözümüzü. Sevemiyoruz çünkü ilk adımı hep başkasından bekliyoruz ama ilk adımı herkes bekliyor. Ayrıca sevgiye ne kadar acıksanız acıya da o kadar dayanıklı olursunuz.

Sevgi arayışı, mutlak düzeyde ruhumuzdaki çıkmazları, güvensizlikleri, hayatın vurdumduymaz yüzüne karşı oluşturduğumuz yalnızlık denen korkumuzun tedavisi için kullanılacak bir yöntem değil aslında. Ruhu yücelten coşku dolu sevgi ilişkisi başka birinden karşılık beklemeden kendisini var edebilen, hiçbir şeyimiz yokken bile kendimizi kabul edebilmeyi sağlayan, en sıkıcı buhranlı anlarda bile yalnız olmaktan korkmayan yüksek bir özgüvene dayalıdır. Karşılık beklenilen her sevgi arayışı içimizde onarılması gereken başka yaraların varlığının ifadesidir. Karşılığını kendi özümüzde gördüğümüz her olgun sevgi damlacığı hayat yolunda ruhumuzu aydınlatan bir ışık olacaktır bize.Ve sevgi, ne kadar çok sevgisiz insanlar olsa da bu dünyada, kendisini yeniden anlamlandıracak yapıya bürünürse, canlı cansız her şeyde o harika damlayı yani kendi özünden olanı hissederse o vakit yeryüzü muhteşemliğini insana sunmaya başlayacaktır.

Özden sevilmek istiyorsan gönül gözüyle sevmen lazım. Beden gözüyle seven hakikati değil nefsini sever aslında onu sevdiğini zannederken. Nefs sevgisi geçicidir, bencildir, koşulludur, gönül dünyasından sevmek bir pınardır, içtikçe susadığın, susadıkça bitmeyen deryadır. Gönülden sevenler için koşul olmaz, sevmek için engeller değil çözümler aranır. Sevilmek için sevdiğiniz zaman sevdiğinizi olduğu gibi değil kendi kalıbınıza sokarak sevmeye çalışırsınız. Sevginizi göstermezseniz o sevildiğini nasıl anlasın? Kimseden kahinlik beklemeyin, davranışa dönüşmeyen sevgi, sevgi olarak anlaşılmaz. Sevgi eyleme dönüşmedi mi yerini korkuya bırakır.

Çoğu kişi karıştırıyor iki durumu. Kendini sevmek demek kendi benliğini değerli bulmak, hatalarımız olsa da hayatın içinde, yine de her koşulda kendimizi sevebilmek, kendini olduğu gibi kabullenebilmektir ki bu süreç özgüveni doğurur, kendisiyle barışık olmayı doğurur. Burada kesin olarak kişi kendisini başkasıyla kıyaslamak, üstün olma iddiasını taşımaz. Kibir durumu kendini sevmekten değil aslında, kendini sevememekten kaynaklıdır. Kendi içinde güvensiz, içsel boşluktan dolayı narsistçe kendini yüceltip beğenip, kibirli olmak, üstün olarak algılamak sevgi kaynaklı değildir, nevrotik bir durumdur. Bu değersizlik hislerine sahip olanlar bazen bu boşluğu doldurmak için başkalarına üstünlük taslayarak onlardan değer sevgi bekler. Bu durum kibre yol açar ki kendini sevemeyen, kendinden nefret edenlerin yaptığı yanlış davranışlardır. Ve kişiler kendileriyle barışmadıkları sürece bu durumları sürer yanlış olduğunu bilseler bile yapmaktan geri kalmazlar, çünkü kendilerince doyum elde ederler, sahte de olsa.

Halil KIRIK

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s