‘Üçüncü Taraf’ Kazandı ve Biz Kaybettik…

Adnan İslamoğulları yazdı…

YENİLGİ

“Üçüncü taraf kazandı ve biz kaybettik. “

Yukarıda, söylenmesinin ve yazılmasının üzerinden artık çok uzun yıllar geçen sözler merhum Gâlip Ağabey’e ait, Gâlip Erdem’e….

Evet, bahsettiği ‘üçüncü taraf’ kazandı ve biz kavga eden iki taraf kaybettik, hem de fena kaybettik…

O zamanlarda bilmediğimiz o ‘üçüncü taraf’ kazandı…

O ‘üçüncü taraf’ kavga eden iki tarafa da düşmandı, hâlâ da düşman…

O ‘üçüncü taraf’ın bizler gibi bir vatan telâkkileri hiç olmadı, bugün de yok ve olmayacak. Ayakları bu toprakla basmadı, bu topraklardan kuvvet bulmadı, bulmayacak… 

O ‘üçüncü taraf’ yani kavga etmeyen taraf, biz kavga ederken de İstiklâl Marşı’na saygı duymadı, yere oturarak protesto etti, biz kavga ederken de Türk kelimesine alerjileri vardı, bundan sonra da saygı duymayacaklar, alerjileri hep devam edecek…

Read more

Ezelî Bir Mağdur ve Ezelî Bir Maglûp: Cemil Meriç

Adnan İslamoğulları yazdı…

cemil meriç

Mağlûplar bahsinin bu deminde, kendisini ‘ben ezelî bir mağlûbum’ diye tanımlayan Türk düşüncesi zirvesinin tek başına parlamağa devam eden münzevî yıldızı merhum Cemil Meriç’i yazmanın zorluğuna atılmış ben, bu zorluğun altından nasıl kalkabileceğimi hiç hesap etmemişken ve ilk kelimeler düşerken önümdeki word sahifesine, yani bendeniz kulaç atmağa başlarken Doğu ve Batı arasında yorgun ve cesâretten yoksun kollarımla bu yazının âkıbetinden de emin değilim…

Bu mağlûplar denemesinin asıl zorluğu, kendisini çok ağır kelime darbeleriyle, inzivâsından yükselen sarsıcı çığlıklarla, kaderin kendisini sürüklediği uzun süreli karanlığının içinden, çevresine, yaşadığı müddetçe yaydığı göz kamaştırıcı ışıkla, kitaplarının sonunda motiflenen neredeyse bir ansiklopedi cesâmetindeki kanaviçeleriyle ve nihâyet kendisinden sonra neşredilen Jurnal’iyle kendisini fâş eden Cemil Meriç’i anlatabilme zorluğudur… Bu zorluktan, kendisi hakkında yazılan çok az sayıda kitap ve makale sahipleri, hatta kızı Ümit Meriç Hanımefendi ve oğlu Mahmut Ali Meriç dahi hâli değildir… Bu satırların yazarı da, merhumu anlatmağa ancak cür’et edecektir…

Read more

Fildişi Kulede Tekleşmek…

Adnan İslamoğulları yazdı…mmm.jpg“Hakikat bulunduğu yerde başka hiç bir şeyi istemez…”

Hakikate râm olmak, hayatın her ânında adam olabilmek, hakikatin üzerinde hiç bir değeri kabul etmemek, güç karşısında eğilmemek, haksızlık karşısında susmamak, tuz ekmek haklarını hayatın ve siyâsetin kirli çarklarına fedâ etmemek, zor işlerdir…

Zor işler… Siyâset tabiâtı icâbı içinde pislik barındırır… Bu pisliğe rağmen içinde temiz kalmak… Zor… Buna soyunmak, zorun da zoru…

Bereketi zenginliğe, gönlü kalbe, hikmeti keşfe, kanaati hamâkate ve aşkı alışverişe tenzîl etmiş… Oysa bereket zenginlik, gönül kalp, hikmet keşf, kanaat hamâkat ve aşk da alışveriş değil.

Kanaat bereket, gönül hesapsız bir âşiyan, hikmet ferâset ve aşk da sualsizliğe ve hasbîliğe gebeydi, bu doğumlar bizi biz yapardı… Bir arada tutardı… Kurt ile kuzuyu bir arada ancak böyle yan yana yayabilirdik ve yemezlerdi birbirini… Şimdi kuzuyla kuzuyu yayamıyoruz, niçin?! Çünkü biz müsaade etmiyoruz… Çünkü biz olmaktan çıkıyoruz sür’atle…Gerçekten sevmiyoruz, gerçekten inanmıyoruz, gerçekten saygı duymuyoruz, gerçekten paylaşmıyoruz, gerçekten üzülmüyoruz, gerçekten sevinmiyoruz…

Gerçeği kaybettik sanırım… Ahlâk mücâdelesi ve siyaseti bir arada yürütmeğe imkan tanımıyor reel politik, reel ahlâk, reel içtimâiyat, reel değer yargıları, reel önyargılar..

Buna en iyi örnek de ‘Biziz’  sanıyorum…

Read more

Hüsrev, Nüzhet, Hayri İrdal, Emin Bey, Don Kişot, Dimitri…

A. İslamoğulları yazdı…gdgdsgdsgdegdgSabahın ilk ışıkları ile hatırlanan Fuzulî beyti karşılar günü:

“Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge
Ne açar kimse kapumbâd-ı sâbâdan gayrı”

Elde şâirin tesellisi kalır: “Bazen ikiye bölünecek kadar yalnızdı” der…

Bir sığınak var belki, kütüphane… kitaplar…

Kitaplar ve kitapların içindeki kahramanlar ile ülfet…

Hanginizin hayatında daha gençlik günlerinde okuduğunuz bir kitabın içinde saklı durup duran ve sizin alâkanızı sabırla bekleyen roman kahramanlarınız yok?

İşte hemen çoğunuzun başucunda veya evinizin bir köşesinde bıraktığınız yerde derin bir sükût içinde bekleyen ‘Saatleri Ayarlama Enstitütüsü’nün o unutulmaz kahramanı Hayri İrdal Bey… Hangimizi geri çevirdi Hayri Bey? Hangimizin saatini ayarlamadı, bozuk pusulasını tâmir etmedi?

Read more

Bir Yalnızlık Hikâyesi…

A. İslamoğulları yazdı…

yalnız.jpg

Kesif bir tecrit hissinin refâkat edeceği yer nihâyet yalnızlıktır… İnsanlardan, hâdiselerden, müşterek mekânlardan, dâvetlerden hicret edilecek yer nihâyet yalnızlıktır… Kalabalıkların rağmına, kalabalıkların içinde dâhi ilticâ edilen bir yalnızlık… Aklı, zihni, gönlü ve hâfızayı perhize sokan bir yalnızlık; deniz fenerleri gibi… Hâfızamızdaki kelimeleri tek-tek tahattur edip de nihâyetinde yalnızca bir kelimeye mâhbes olmak nevîinden bir  yalnızlık… Yolların ayırdığı dositân ile bir muâhâvereden bile mahrum kalınmış bir yalnızlık…

Sabahın ilk ışıkları ile der-hâtır edilen Fuzulî ile mükâleme kalır geriye:

Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge

Ne açar kimse kapum bâd-ı sâbâdan gayri…

Elde şairin tesellisi kalır: ‘Bazen ikiye bölünecek kadar yalnızdı’ der ve kime dediğini şairin kendisi bilir…

Bu kaçış çâresiz değil, bir sığınağı var; kütüphane.. Kitaplar…

Kitaplar ve kitapların içindeki kahramanlar ile ülfet daha medenî, daha dürüst, daha vefâlı…

O kahramanların içinden istediklerinizi hayatınıza dahil edip, istemediklerinizi hayatınızın dışında bırakmak gibi bir imtiyâzın sahibisiniz…Her ne kadar bu satırların yazarına yönelik, irreeel bir durum tespîti yapmak isteyenler için bu yazı mebzûl miktarda malzeme tedârik ediyorsa da, bu tespitî yapacak olanların böyle bir lezzeti telezzüz etmedikleri kanaatine varmak mecburiyetindeyim… Gerçek hayatın içinde ne var ki harâretle tavsiye edebileceğiniz, ne kaldı ki? Oysa kitaplar öyle mi? Hanginizin hayatında daha gençlik eyyâmında kıraat etdiğiniz bir kitabın içinde saklı durup duran ve sizin alâkanızı sabırla bekleyen roman kahramanlarınız yok?

Read more

Hayat Akıp Gidiyor; Akıp Akmadığı Belli Olmayan Akarsular Gibi…

A. İslamoğulları yazdı…

durgun su

Durgun sular gibi akarsular vardır hani; ne yöne aktığını bile kestiremediğiniz… Şeffaf bir tablo gibi durur karşınızda, renksiz, kokusuz, ifâdesiz, üzerinde zamanı da durdurmak istediğiniz…

Dalgasız, köpüksüz, sessiz sedâsız, yorgun argın, için için akar dururlar yataklarında…

Sessizce inleye inleye akarlar da âhu enînlerini duymazsınız bile, taşların üzerinden düşerler de sesini duymazsınız bile, sudan ibârettirler de gözyaşlarını görmezsiniz bile…

Denize kavuşacakları, denizle karışacakları yere yaklaştıkları zaman iyice durgunlaşır ve şekilsiz, nispetsiz, istikâmetsiz kollara ayrılırlar da ayrılık nedir bilmezler, kendilerini bile taşımaz kolları anlamasınız bile ve hiç acele etmezler menzîle varmak için, varıp varmadığını fark etmezsiniz bile..

Read more

Bir Göç Hikâyesi…

A. İslamoğulları yazdı…

sürgün.jpg

Onlar, bir imparatorluğun yangın yerine dönmüş yıkıntılarının ardından, bölük pörçük,  kervan kâfile yollara düştüler… Farklı aralıklarla elli yıl sürecek trajik bir göç hikâyesinin meçhûl aktörleri olarak… Henüz öksüz bir hikâye bu, ne romanı yazılmış, ne filmi çekilmiş… Hâfızalara mahkûm edilmiş bir göç, bir sürgün hikâyesi bu… Bu göç, bu göçün, bu sürgünün çocuklarını bekliyor yazılmak için, yeniden yaşanmak ve unutulmamak için…

Arkalarında, binlerce yıldır yaşadıkları toprağın altında bıraktıkları köklerinden gâh koparak gâh koparılarak göç ettiler.. Yanlarına alabilecekleri; hemen üç beş parça eşya hâricinde gidecekleri ülkenin hudut kapısında değiştirmek zorunda kalacakları yalnızca dilleri, isimleri vardı ve o topraklarda, vatanlarında, sarp dağlarında, yemyeşil ovalarında yaşanmış hâtıraları kazınmıştı hâfızalarına. Arkalarında evlerini, bahçelerini, çiçeklerini, üzerlerine nesillerin kokularının ve hâtıralarının sindiği eşyâlarını, kabirlerdeki atalarını, yarım kalmış sevdâlarını, henüz çiçek açmış yiyemedikleri meyvelerini, yıllarca besledikleri kuzularını, kuşlarını bıraktılar, lâkin dillerini ve isimlerini aldılar yanlarına, yola revân oldular dilleri ve isimleriyle ve hâtıralarıyla…

Read more