Tanios Kayası

Zeki Önsöz yazdı…

Günümüz yabancı yazarlarından Amin Maalouf’un Ölümcül Kimlikler, Çivisi Çıkmış Dünya, Doğu’nun Limanları ve özellikle tarihle ilgili olan Semerkant, Afrikalı Leo, Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri ve Tanios Kayası gibi kitaplarını ilgiyle okudum.

Bu yazımda anlatmak istediğim Tanios Kayası(1) bizi 19.yüzyıl başındaki Ortadoğu Osmanlı coğrafyasına götürüyor. Öykü, yazarın da geldiği Cebel- Lübnan denilen Akdeniz’den uzakta, Şam’ın hemen batısında uzanan dağlık bölgede Kfaryabda adlı Hıristiyan Arapların yaşadığı köyde geçiyor. Derebeyi Francis, kâhyası Gerios’un karısı güzel Lamia’ya göz koyuyor. Bu yasak ilişkiden Tanios adı verilen bir çocuk dünyaya geliyor. Ön planda bu sadakatsizlik serüveni ile dağ insanları Hıristiyan Mârûni Araplar ve onların komşuları Müslüman Dürzîler anlatılırken, arka planda gelişen, dış siyasi olaylar bölgeyi ve roman kahramanlarının hayatını tümüyle değiştiriyor.

Read more

Gara Gatran İle Gara Tavık

Arif Bilgin yazdı…

Yine başlayan baş ağrısından dolayı yavrusunun çır çır çırpınmasını gördükçe anacağızı ne edeceğini bilemez. Bir gün değil beş gün değil, kızının böyle acılar içinde kıvranması, kadıncağızı yer tüketir.

Gergin parmaklarını birleştirip, uçları ile göğsüne vura vura uğrelener, uğrelenirken de adeta sızlanır:

Yavrııım, gadanı ben alaydım… O adı batasıca aarıdan sallanan başına gurban oluyuuum…

Gapları-gacakları yıkarken, ortalığı süpürürken, melefeleri köpürken ağlar durur.

Nerede o zaman doktora gitmek…

Nerede o zaman binde bir gelen hökümet tohdurunun kocakarılardan, muska yazan hocalardan daha faydalı olabileceğine inanmak…

Read more

The Name Of The Rose (Gülün Adı)

Ayşe Karaköse yazdı…

Gülün Adı dizisinin ilk sekiz bölümünü izledim. Birbirine bağlı olduğu için devamını başka zamana bırakmak Keşiş William‘ın bilgeliğinden mahrum kalmak da demekti. Filmdeki adı, Fransiskan Rahibi Baskervillelı William olarak geçiyor. Namı diğer John Turturro.

Konu, Hıristiyan Ortaçağında Kral, Papa, din adamları ve halk arasında dinin nasıl algılandığı ve yorumlandığı üzerinden işleniyor. Ortaçağ’daki Hıristiyan dünyasında dinin, işkence ve zulüm adına nasıl dayanak yapıldığı ve politik bir araca dönüştürüldüğü anlatılıyor.

**

Film Adso’nun ihtiyarlamış sesiyle başlar:

“Günahkar hayatımın son demlerini yaşarken gençliğimde tanıklık etmiş olduğum korkunç ve eşsiz olayları anlatmak isterim.”

Read more

Eski Defterler

Sabriye Cemboluk yazdı…

Yukardaki başlığı okuyunca, hemen geçmişle bir hesaplaşma içine gireceğimi sanmayın. Bu gün nedense aklıma basbayağı kullandığımız eski defterler geldi. Yaşı 60’ın üzerinde belki de o civarda olanlar hatırlar. Eğitim ve eğitim araçları bir elin parmağı kadar azdı. Hepimizin küçük birer okul çantası vardı. Çoğumuzun çantaları, portakal sandığı gibi bir şeyden yapılmış, bazıları boyanmış olurdu. Çantaların bir başka işlevi ise, ders çalışırken masa görevi görmesiydi. Deri çantalar üzerinde iyi yazı yazamaz, resim ve harita çizemezdik. Benim okul çantamı birinci sınıfa başlarken rahmetli Habibe Teyzem Gümülcine‘den getirmişti. Çift kilitli fiyakalı şöyle doktor çantası gibi bir şeydi. Gel gelelim tahta çantalar gibi dizimin üstünde durup bana masa görevi yapmıyor. Tahta çanta isterim diye salya sümük ağladığımı hatırlıyorum. Aldılar mı? Elbet de almadılar. Eskiden çocukların istediği her şey alınmazdı. Mantık ve ihtiyaç açısından bakılır, para olsa bile gereksiz yere gereksiz tüketimlere harcanmazdı. 

Read more

Bilgi ve Mutluluk Üzerine

Halil Kırık yazdı…

İnsan şüphesiz dünyada mutlu olmak için yaşar. Mutlu olmanın başka başka  yollarını  arar  dururuz.  Acaba  insan  bedensel hazları ve  onun türevlerini mi  çok yaşasa mutlu olur, yoksa  bilgiyi  öğrenme, keşfetme,  üretme  sürecinde mi  daha mutlu olur? İlk etapta bedensel hazlar muhakkak kişiye  zevk verir,  tatmin eder  ancak bu tatminsel  durumun süresi  anlık, geçicidir. Ayrıca sadece yaşamı zevkten ibaret görenler sürekli dışsal  araçlara, nesnelere bağımlı  olacağı  için  bir nevi  kendi benliğinin dışında  bir  haz  eğiliminde  olacak.  Yani insan için araç olan, geçici ihtiyaç  olan  zevkler  kişi  için yaşamın temel  amacı  olacaktır. Tabi olanakları ölçüsünde hazzı yaşayan kişi bu araçlardan mahrum kaldı mı  boşluğu düşecektir. 

Read more

Gecenin Kanatları Var, Yeryüzünü Soyutlayan…

Emre Bozkuş yazdı…

-I-

Bir bulut izliyor yolumu, bir gölgeye kısılıp kalmışım; güneş uğramayı mı unuttu yoksa ışık artık orada değil mi? Melankoli işte bildiğin gibi, nereye bakarsan gördüğün kadarını yaşamın muhtevasını tekabül edecek şekilde yorumlarsın, ardından geçersin kağıdın başına ve büyük sözlerle meramını aktarırsın. Kağıt kirlendikçe zihnin berraklaşır, kağıda aktıkça zehir, ışık daha da parlaklaşır. Yazmak dediğin eylem insanın kendi bedenine soktuğu toksini imhası değil midir zaten. Hangi yazar ya da şairin hayatı yazmanın faydasını, erdemine yeğlememiş? Işığın vurduğu yüzey soğruldukça ortaya görüntü çıkar; yazarın içinde toplanan zehir de ortaya yazını çıkarır.

Read more

Günümüzde Sosyal Teori

Nilgün Çelebi’nin 16 Mart 2019 tarihinde Ankara Us Atölyesi’nde yaptığı konuşmanın özeti…

Genelde sosyolojinin, özelde sosyal teorinin buharlaşmakta olduğu iddiası giderek daha çok seslendirilir hale geldi. Bu iddia artık tedavüle girdi ve adım adım da adeta olgusallaşıyor. Bu iddianın gerçekle ne denli çakıştığına baktığımızda neler görüyoruz? Öncelikle, sosyolojik bilgiyi kimse satın almıyor. Ne kamuoyu ne siyaset ne medya ne kamu kurumları, ne iş dünyası ne de herhangi bir ekonomik sektör sosyolojik bilgiye talepte bulunuyor. Sosyolojik bilgiyi entelektüeller de satın almıyor. Entelektüeller ilgilerini felsefeye, iletişim bilimine, politik bilime, uluslararası ilişkilere, sanata yöneltiyor, o cephelerden gelen seslere kulak veriyorlar. Sosyolojik bilgiye talep olmayınca sosyologlara iş olanağı da çıkmıyor. Bu durum Türkiye’ye özgü değil. Kitapçılardaki sosyoloji raflarının başka ülkelerde de az yer kapladığı, raflarda psikoloji ve felsefe kitaplarına daha çok yer verildiği gözlenmektedir. J. Shephard bu durumu “Işığın Sonundaki Tünel” başlıklı kitabında konu etmiş. Frederic van der Berge mealen “uygarlıklar biter, sosyoloji de bitiyor” diyor. Ama bir taraftan da sosyoloji için mealen post-modern çağda, post-truth’un yayıldığı şu dönemde diğer sosyal bilimlere iş birliği yaparak ayakta kalabilir diyerek, sosyolojiye bir kapı aralamaya çalışıyor. Görüleceği üzere Berge bu önerisinde sosyolojiye aktif değil pasif bir rol önermiş oluyor.  

Read more