Gara Gatran İle Gara Tavık

Arif Bilgin yazdı…

Yine başlayan baş ağrısından dolayı yavrusunun çır çır çırpınmasını gördükçe anacağızı ne edeceğini bilemez. Bir gün değil beş gün değil, kızının böyle acılar içinde kıvranması, kadıncağızı yer tüketir.

Gergin parmaklarını birleştirip, uçları ile göğsüne vura vura uğrelener, uğrelenirken de adeta sızlanır:

Yavrııım, gadanı ben alaydım… O adı batasıca aarıdan sallanan başına gurban oluyuuum…

Gapları-gacakları yıkarken, ortalığı süpürürken, melefeleri köpürken ağlar durur.

Nerede o zaman doktora gitmek…

Nerede o zaman binde bir gelen hökümet tohdurunun kocakarılardan, muska yazan hocalardan daha faydalı olabileceğine inanmak…

Read more

Lealekler Vardı, Ebabiller, Çalı Vitvitileri…

Arif Bilgin yazdı…

Leylekler vardı… En çok da akşama doğru Ulu Camii’nin ana kubbesinin üzerindeki yuvalarına ağızlarında yılan ya da kurbağa ile geldikten az sonra tutturdukları lak lakaları ile mahallemize ayrı bir renk, ayrı bir ses katarlardı. Kasabamızın birçok yerinden tamamına yakını iki katlı olan evlerinin damına çıkan herkes onları rahatlıkla görürdü. Çarşı (Atik) Cami’sinin minaresinin şemsiyesinin ve birçok ağacın üstünde yuvaları vardı. Hele uzaktan gelen leylek laklakasının sesi bir başka güzel olurdu.

Read more

Mostra ve Hanımlar Çarşıda

Arif Bilgin yazdı…

kapalı.jpg

‒ Mısdafa la, amman la, fisdanımı Hacce deyzemin düunüne yetişdiricim tama; dediimi getiri la…

‒ …

‒ İlaa, saa diyom saaa!..  Valla saa para veririm.

‒ Get gız! Ötean de eyle dediydin, daha vericin, deal mi?

‒ İki gözüm oönüme aksın ki boyuz veririm.

‒ Yemin et!

‒ Yemin. Yemin diyom işde saa..

‒ Vallaha billaha de.

‒ Ula yemin diyom saa işde, daha ne istiyon, ömür dörpüsü?

‒ Ben de getirmiyom ha! Getirmiyeceam.

‒ Ben de saa yapacaa biliyom dur… Yok yok, tamam; vallaha paranı vericim. Hadi getir şu mostrayı…

Mostra; bir şeyden örnek olarak gösterilen şey…

Read more

“Öncüt” Eşek İle Getirilen Çarpı Toprağı İle Badana

Arif Bilgin yazdı…

thumbnail_ÖNCÜT EŞEKLE ÇARPI TOPRAĞI.2.jpgEvleri badana etme düşüncesi bile küçük kasabalara yavaş yavaş gelip yerleşti. O dönem hangi köye gidilse, belki ağa yapılı zengin birkaç kişinin evinin ön kısmı ve bir de misafiri ağırlayacağı odasının badanalı olduğu görülürdü. Bugün bile birçok yerde böyledir. Diğerleri saman karıştırılmış çamurla sıvandığı gibi dururdu. Böyle bir geleneğin oluşmaması bir yana kireç bulunmazdı. E zaten niye bulunsun, kimse almıyor evini badana etmiyorsa? Kireç bulunsa ‘fırça’ nedir kimse bilmezdi, gören bilen insan sayısı iki elin parmaklarını geçmezdi…

Read more

Hadi Oolum, Şu Emmiye Bir Söov Bahim

Arif Bilgin yazdı…

elbistan.jpg
Eski Elbistan

Kemal Ağa, hanımı ile birlikte akşam yemeğinden sonra Cuma Edelere giderler. Vetsizliğinden/olur olmaz sulu laf söyleyip davranışlarda bulunmasından dolayı Cuma Efendi’den pek haz etmezdi, ama hanımının akrabası olduğu için ayağını sürüye sürüye gitmek zorunda kalır. Sevmemesi şöyle dursun, on-on beş gün önce sünnet olan oğullarına ‘hayırlı olsun’ diyecekleri için bir de çeyrek altın almak zorunda kalması onun burnundan solumasına yetmişti. O zamanlar zaten akşam yemek ve namazından sonra gidilir, en geç yatsı namazı fazla kocamadan dönülürdü. Birlikte merdivenleri indiler ve hayat kapısını açmak için arkasındaki kös demirini kaldırırken uzun süredir evde kapalı kaldığı için ‘Dışlığının geldiğini’ de fark etmişti.

İçeri girdiklerinde, ‘Meamet Ağagilin’ de geldiğini görünce sevinmişti. Onu severdi, sessiz, sakin, dürüst bir insandı; ağzı var, dili yok denecek kadar sükûnetini hep korurdu. Kemal Ağa oturup da ‘marhabalaşmalarından’ sonra ‘o dealden’ konuşmalar hal hatır sormalar başlarken çocuklar bir kenara toplanmış ‘aşık’ oyununa başlamışlardı bile.

Read more

Pisoomacıynan Hedik Yesinler Boön De

Arif Bilgin yazdı…

‒ Ana gı, ne yiicik gı? Acıktım tama!..

Akşama doğru sokaktan/oyundan gelen çocuğun serzenişine gezmeden geç gelen anne, için için suçluluk duygusuyla ve en çok da çocuklarını aç bırakmış olmanın acısıyla burkulan yüreğini alıp aşganaya girer. Bir yandan ne ‘bişireceani’ düşünmekte; diğer yandan da eve böyle geç geldiği için kendi kendine sokranmaktadır:

‒ Ne vardı ölüde de bu gadar oturacak! Başıız sağolsun de, üç gulhü bir elham oku gel. Ocaa geçesice… Hep Emiş’in çanesi geç goydu beni… Kele, ölüde de mi gonuşulur beeyle? Şinci herif gelirse ne deeycim ben?

Birden aklına herifinin sevdiği Pisoomacı gelir. Çocukların da yok demeyeceğini emindir, neye yok diyorlar ki zaten. Kısa zamanda hazırlayacağını bildiği için keyfi yerine gelir. İşe koyulurken çocuklarına seslenir:

‒ Icık daha durun, babaazın gelmesine az galdı, barabar yirik.

Read more

Eski Kış Geceleri; Peçiç, Elim Elim Öpenek

Arif Bilgin yazdı…

köy.jpg

Akşam ezanı okunmadan, dışarıda çalışan erkekler eve gelirler. Karanlık basmadan hemen herkes evlerine çekilmek durumundadır; çünkü özel görevliler tarafından bazı sokakların köşesinde asılı duran, akşam kararırken yakılan ve sabah ortalık aydınlanırken söndürülen fenerlerden başka, çarşıyı, sokakları, yolları aydınlatacak hiçbir ışık kaynağı yoktur. Karanlıkta ne çarşı pazar olur, ne de usta ve amele çalışabilir.

Evin babası gelmeden az önce, anneler, sokakta oynayan dölünü bir fırsat bulup çağırmak için başına, eline ilk geçen bir örtüyü, mesela kaynanasından kalma mahramayı alıp kapı önüne çıkar. Sokaktaki çocukların seslerinden nerede olduklarını tahmin edip, o yana doğru hızlı adımlarla ilerler ve kendi çocuğunun bayırdan aşşa gızak kaydığını görünce seslenir:

‒ Maamet.. Maameet…

Biraz bekler. Duymadığını anlayınca bağırmaya devam eder:

‒ Hay gulaana gurşun aha e mi? Ula Maaameeet, niredeyse baban eve gelici tama, sen daha burada niiyniyon la?

Mehmet, biraz daha oynayabilmek için duymamış gibi davranır. Annesi iyice küplere biner. Eline aldığı bir topak karı ulaştıramayacağını bildiği halde fırlatırken daha çok kızdığını belli eder:

‒Hay gızak deyi tapıtlara binesin e mi? Ulan Maamet gelsene burayaaa! Hay yetmeyesin e mi? Beni âleme irezil ettin lan! Seni babaa deyim de dur!

Bunu derken, iki elini yumruk yapıp birini göbek hizasında sabit tutarken diğeri ile yukardan aşağı (tam, seni babana diyeyim de dur derken) bir kere vurur.

Mehmet, istemeye istemeye gelir ve annesinin önüne düşer. Babasına dememesi için annesinin kızgınlıkla vurduğu sumsuklarına, yaptığı çimdiklerine Uyy, ne vuruyon gı? diyerek katlanır…

Dışarısı aydınlık, evin içi alacakaranlıktır. İnsanın evde olmak istemediği yegâne vakit bu vakittir herhalde. Babaları gelinceye kadar da çırayı/lambayı da yakmazlar ki içleri ferahlaya…

Babaları gelir, aşşadaki çaada elini yüzünü yıkarken sofra açılmaya başlar. Akşam yemeğinde, içinde sızgıt parçaları olan cıvıklama ile patatalı kömbe vardır. Kocaman bir tabağa da biber, hıyar, acur, havuç, lahana, üzüm, alıç, sarımsak ve göo tomatisten oluşan sirkeli turşu doldurulmuştur ki kokusunu duyanın iştahı kabarır.

Read more