İlim, Anlayış, Amel…

Asiye Türkan yazdı…

ilim.jpg

Bu üçlü denge hayatımıza kalite katar. Bu günler ilmin artmasına, anlayışın oluşmasına, amellerin artmasına vesiledir. Bilgi, isteyen ve emek veren herkese verilmiş, ilmi ile amel etmeyen ise kınanmıştır. Amel etmek ise anlamanın ürünüdür.

Peki her anlaşılan bilgi amel şeklinde hayatımızda yer alır mı?

Doğru bilgi herkesin anlam dünyasında yer eder. Lâkin yaşantısına geçmeyebilir. Elbette bunun bir çok sebepleri vardır. Geçmişte içimize aldığımız ve sahiplendiğimiz duygularımız bunun başlıca sebepleridir.

Sevinç, neşe, zevk, rahatlama, keyif, gurur, heyecan, coşkunluk, dostluk, güven, şefkat, sevgi, bağlılık, merak, bağlılık… Sonu mutluluk…

Acı duygularımız ise düşmanlık, nefret, kin, af etmemek, korkma, kibir, pişmanlık, üzülmek, hayal kırıklığı, utanç, suçluluk ve vicdan azabı… Sonu hüsran…

Geri dönüşü olmayan hatalar yapmak, bu hatalara istemeyerek ya da merakla ortak olmak, yanlış anlaşılmanın ürünü olarak büyük sıkıntılar yaşamak ve yaşanan acıları katlayarak her gün bir daha yaşamak, af edememek, geçmişle yüzleşememek ve sonunda kendi kendinin celladı olmak…

Read more

Oruç Tutmayan Kendini Tutabilir Mi?

Asiye Türkan yazdı…

ikra.jpg

İlk vahiy, bir ramazan gecesinde, emin sıfatına toplumu tarafından layık görülmüş bir beşere “Oku! Yaradan Rabbinin adıyla oku…”olmuştu.

Okumayan akledebilir miydi?

Anlamayan iman edebilir miydi?

Akletmeyen güvenip teslim olabilir miydi?

Alemlere Rahmet olan vahyin elçisi şu şekilde dua etmişti:

Ya Rab! İlmimi, anlayışımı, imanımı arttır.

İlmi olmayan anlayamaz, anlamayan da imanın lezzetini alamazdı. Nitekim zamanımız modern insanı, bilgi çağında çok hızlı bilgiye ulaşırken, anlayışını duygularına esir etti. Böylelikle hakkı anlayamadı.  Güvenip teslim de olamadı.Çünkü kalbi ve ayağı vahiyde değildi.

Read more

Şükür Terapisi

Asiye Türkan yazdı…şükür.jpgŞükür, bize yapılan bir iyiliğe karşı iyilik yapanı övmek, ona karşı minnet ve saygı duymaktır. Bu da ancak şükre vesile olacak nimetleri öncelikle fark etmekle, görmekle olur. Elindeki nimetlerin farkında olmayan şükredebilir mi?

Her şey zıddı ile kaimdir. Zıddı olmayan yoktur. Elimizde olan iyi ya da kötü ne varsa, verilen nimetlere verdiğimiz anlam ile kötü ya da iyi olur. Verdiğimiz bu kararlar da bizim seçimimiz olur. Seçimini iyi yapmayan mutlu olur mu?

Bu seçimler bizim öncelikle yaşantımızı, alışkanlıklarımızı akabinde de  kişiliğimizi oluşturur. Elbette yaşanılan çevre, doğduğu aile, en yakın örnek olan olan anne baba insanı bazı seçimleri yapmaya mecbur bırakabilir. Her şeye rağmen iyi ya da kötü hareket etmek bir seçim değil midir?

Gece ile gündüzün, siyah ile beyazın, güzel ile çirkinin, iyilik ile kötülüğün, varlık ile yokluğun, zalim ile mazlumun, fani ile bakinin farkını bilmeyen akli dengesi olmayandır. Güzellikler gidince elde kalanın kötülük olduğunu bilmeyene akıllı denilir mi?

Elde olan her nimetin bir tartısı vardır. Şükrün ölçüsü ise kanaat etmek, iktisatlı hareket etmek, elde olana razı olmak yani memnuniyet vardır. Şükrün zıddı ise hırslı olup elindeki nimetleri helal haram demeden israf etmektir. Peki bu durum nimeti verene saygısızlık yapmak değil midir?

Her şeyi makine ile yapmasına rağmen, zamanın hızlı akışına yetişemeyen günümüz modern insanı, her anını şikayetle geçirmektedir. Herkes birbirine halini anlatmaya, yaşadıkları olumsuzlukları söylemekle başlamaktadır. Hayata negatif bakan iyiliklere kör olmaz mı?

Read more

Nefes Terapisi

Asiye Türkan yazdı…

zaamamama.jpg

İnsan; iman ile hayat bulur, haya ile gelişir, aile ile huzur bulur. Tekrarı olmayan hayatın gelişime açık olan bireyleri olarak bizlerin, huzura ne kadar ihtiyacımız olduğunu anlatmaya gerek var mı?

“Ne irfandır veren ahlak, ne vicdandır;
Fazilet hissi insanlara Allah korkusundandır.”

Ahlaki oluşumda belli bir kültüre ve anlayışa sahip olmamızın, bunun da yüreklerimizde yer etmesi için erdemli olmamızın ne kadar önemli olduğunu anlamak için, Mehmet Âkif’e katılmamak mümkün mü?

Ayların ve yılların su gibi aktığı, zamanın ve mekanın hatta kendi azalarımızın aleyhimize şahitli olduğunu, ömrümüzü tek tek bitirdiğimizi, her geçen günü acı-tatlı gündemle arkada bıraktığımızı artık görmeyecek miyiz?

Ne atılan ok, ne yaşanan günler ne de söylenen sözler geri gelmektedir. Her yapılan eylem veya söylem, ya kâr ya da zarar olarak defterlerimize kaydedilmektedir. Tükettiğimiz her nefes bizi ölüme yaklaştırırken, bazen ümitleri bazen de hayallerimizi çalmaktadır.

Hafta sonu benden 550 km. uzakta olan Stuttgart şehrinde, kendilerini ilk defa gördüğüm, belki de bir daha göremeyeceğim kardeşlerimle konuşmama bir uygulama yaparak başladım.

İsmini o anda “nefes terapisi” olarak koyduğum ve bir metaforla anlattığım uygulamanın, seminer akabinde etkisinden kurtulamadığımı da itiraf etmeliyim. 

Ne bir an geri ne de ileri alınabilinen ömrün sadece bir nefes olduğunu ve aldığımız nefeslerin de sayılı olduğunu düşünmemiştim.

Öyle ya, hayat cümlesine tekrar başlamamak üzere son noktayı koyan, nefes alıp verememek ya da verip tekrar alamamak değil miydi?

Nefeslerimizin sayılı olduğunu unutmamalıyız. Bu bilgi ile nefeslerimizi saymaya başlayalım mı?

Doğuştan kolunuzda nefes sayınızın üzerinde olduğu bir saatiniz olduğunu farz edin. Ve size verilen nefes sayısının 350 milyon nefes olduğunu düşünün. Ne kadar fazla değil mi?

Read more

Kendinle Yüzleşmeye Var Mısın?

Asiye Türkan yazdı…

aaaaaa

Aklın yolu birdir dersin. Dersin ama uygulamaya gelince aklın yolunu tutmazsın. Duyguların doğru bildiklerinin üzerini örter. Yanlış yapman, doğru ile çatışman, içinden gelen sesini bastırman için bir çok sebeplerin vardır.

Cesur ol! Kendin ile yüzleş. Sakın geç kalma! Zira ölümle gelen yüzleşme, Firavun’un ölürken secdeye kapanmış hâli gibidir. İngiltere’de bir müzede olduğu söylenen Firavun‘un son hali tam ibretliktir. 

Başına gelen acı tatlı her ne varsa, kendi ellerinle yaptıklarındandır. Hak etmediğini düşündüklerin de aslında hayattaki en büyük tecrübendir. Değerlendir!

Güzellikler yani hayır dediklerin, lâyık oldukların, vicdanının kabul ettiği, hak ettiğini düşündüklerindir. Şer olarak nitelediklerin ise, hak ettiğine ulaşamaman, vicdanının ret ettiği, hak etmediğini düşündüklerindir.

Şer gördüklerin karşısında hemen isyan etme! Haksızlığa uğradığını, hakkının gasp edildiğini düşünme! Rahman şer görünenin ardında, binler güzellikler gizlediğini söyler. Elbette görebilmek için doğru hareket etmeli, doğru adresten beklenti içine girmelisin.

Bunun için de öncelikle kendini ve sana haksızlık yaptığını düşündüklerini af etmelisin. Bu kendine yapabileceğin en büyük iyilik ve ikramdır. Sana karşı hata yapana vereceğin en büyük ders, hata yapanı af etmektir.

Lâkin af etmek hiç de göründüğü kadar kolay değildir. Batı düşünürü Laurence Sterne “Yalnız cesurlar af etmeyi bilir.  Korkaklar hiç bir zaman af etmezler, af onların tabiatında yoktur.” der. Aslında bu tespit pek de yabana atılacak cinsten değildir.  

Read more