Üç Maymun

Asiye Türkan yazdı…
Siz! Hayat süren leşler! Sizi kim diriltecek?
(N.F.K.)


Duymayanlar! Görmeyenler! Konuşmayanlar! Düşünmeyenler! Geleceği karanlığa gömenler! Bütün dünyayı açık hava tımarhanesine çevirenler! Aklına tapanlar! Şehvetinin kölesi olanlar! Aklını kullanmayıp sorumluluktan kurtulacağını sananlar! Aklını kullananlara  iftira atıp değersizleştirenler! Alışkanlıklarının ve geçmişinin etkisinden kurtulamayanlar!

Sözüm egolarının esiri olup hak hukuk demeden her istediğini yapan, evlerini yangın yerine çevirip evde eşkıya olan, verilen emanetleri hunharca harcayıp kıymetini bilmeyen, eşlerini ve evlatlarını çantada keklik olarak görüp haklarını vermeyen, mallarının tek sahibi olduğunu düşünüp infak etmeyen, hayatının sonlu olduğunu unutup ölmeyecekmiş gibi yaşayanlaradır.

Read more

Emineler de Ahmetler de Ölmesin! Yavrular da Ağlamasın!

Asiye Türkan yazdı…

cccccc

Ölmek için illa öldürülmek mi gerekli?
İmdat çığlını duymamız için,
İlla bağırmak mı gerekli?
Birini illa feda mı etmeli?

Yazmışsın Emineler ölmesin!

Belki Emine günde kaç sefer öldü bilmezsin.
Ne acılar çekti, ne zulümler gördü görmezsin.
Ölmeden toprağa girdi belki hissetmezsin.
Sonra Emine’nin bedeni ölünce feryat edersin…

Derneğimizin değerli eğitimcisi edebiyat öğretmeni Bernaz Hanım‘dan bu acı haberi akşam üzeri aldım. Öncesi “Zeyneplerin acıları acımdır” dedim ama neden Zeynep deyip haberlere bakayım dedim.  

Sosyal medyaya kızgındım. Kapattım kendimi. Görmeyeceğim, duymayacağım, bakmayacağım, ne haberleri ne de yaşananları.  Evimde yıllardır Türk televizyonumda olmayınca en son duyanlardan oldum acı haberi. Meğer gündem Emine ve kızının çığlıklarından boğulmuş.

Öfkesine yenilen baba velayetini alamadığı, canından çok sevdiği evladının gözleri önünde, bir daha belini doğrultamayacak bir olaya şahit etmişti daha on yaşındaki yavrusunu. 

Read more

Ey Ahali, Ölüm Var!

Asiye Türkan yazdı…

Gecenin bir saatinde sorunlarıyla baş edemeyip intihar seçeneğini düşündüğünü söyleyen, geleceğe dair güzel projesinin olduğunu bildiğiniz, cinsiyeti ile problemi olup ne yapacağını kestiremeyen, yaşadıklarının faturasını Allah’a çıkarıp isyan bayrağını çeken, aynı zamanda da evlenme planı yapıp iş başvurularında bulunan, üniversitesini yenice bitirmiş çiçeği burnunda bir genç hiç sizi aradı mı?

Çaresizlikler içinde kıvrandınız mı? Zaman kazanmak için ilk fırsatta arayacağını söyleyerek Rahman’a el açtınız mı? Kendinizden kilometrelerce uzakta sanal ortamda yaptığınız konuşma ile size tam güvenen bir gence, ne söylesem ne desem de ruh halini düzeltsem deyip gözlerinizden yaş akıttınız mı?

Read more

İlim, Anlayış, Amel…

Asiye Türkan yazdı…

ilim.jpg

Bu üçlü denge hayatımıza kalite katar. Bu günler ilmin artmasına, anlayışın oluşmasına, amellerin artmasına vesiledir. Bilgi, isteyen ve emek veren herkese verilmiş, ilmi ile amel etmeyen ise kınanmıştır. Amel etmek ise anlamanın ürünüdür.

Peki her anlaşılan bilgi amel şeklinde hayatımızda yer alır mı?

Doğru bilgi herkesin anlam dünyasında yer eder. Lâkin yaşantısına geçmeyebilir. Elbette bunun bir çok sebepleri vardır. Geçmişte içimize aldığımız ve sahiplendiğimiz duygularımız bunun başlıca sebepleridir.

Sevinç, neşe, zevk, rahatlama, keyif, gurur, heyecan, coşkunluk, dostluk, güven, şefkat, sevgi, bağlılık, merak, bağlılık… Sonu mutluluk…

Acı duygularımız ise düşmanlık, nefret, kin, af etmemek, korkma, kibir, pişmanlık, üzülmek, hayal kırıklığı, utanç, suçluluk ve vicdan azabı… Sonu hüsran…

Geri dönüşü olmayan hatalar yapmak, bu hatalara istemeyerek ya da merakla ortak olmak, yanlış anlaşılmanın ürünü olarak büyük sıkıntılar yaşamak ve yaşanan acıları katlayarak her gün bir daha yaşamak, af edememek, geçmişle yüzleşememek ve sonunda kendi kendinin celladı olmak…

Read more

Oruç Tutmayan Kendini Tutabilir Mi?

Asiye Türkan yazdı…

ikra.jpg

İlk vahiy, bir ramazan gecesinde, emin sıfatına toplumu tarafından layık görülmüş bir beşere “Oku! Yaradan Rabbinin adıyla oku…”olmuştu.

Okumayan akledebilir miydi?

Anlamayan iman edebilir miydi?

Akletmeyen güvenip teslim olabilir miydi?

Alemlere Rahmet olan vahyin elçisi şu şekilde dua etmişti:

Ya Rab! İlmimi, anlayışımı, imanımı arttır.

İlmi olmayan anlayamaz, anlamayan da imanın lezzetini alamazdı. Nitekim zamanımız modern insanı, bilgi çağında çok hızlı bilgiye ulaşırken, anlayışını duygularına esir etti. Böylelikle hakkı anlayamadı.  Güvenip teslim de olamadı.Çünkü kalbi ve ayağı vahiyde değildi.

Read more

Şükür Terapisi

Asiye Türkan yazdı…şükür.jpgŞükür, bize yapılan bir iyiliğe karşı iyilik yapanı övmek, ona karşı minnet ve saygı duymaktır. Bu da ancak şükre vesile olacak nimetleri öncelikle fark etmekle, görmekle olur. Elindeki nimetlerin farkında olmayan şükredebilir mi?

Her şey zıddı ile kaimdir. Zıddı olmayan yoktur. Elimizde olan iyi ya da kötü ne varsa, verilen nimetlere verdiğimiz anlam ile kötü ya da iyi olur. Verdiğimiz bu kararlar da bizim seçimimiz olur. Seçimini iyi yapmayan mutlu olur mu?

Bu seçimler bizim öncelikle yaşantımızı, alışkanlıklarımızı akabinde de  kişiliğimizi oluşturur. Elbette yaşanılan çevre, doğduğu aile, en yakın örnek olan olan anne baba insanı bazı seçimleri yapmaya mecbur bırakabilir. Her şeye rağmen iyi ya da kötü hareket etmek bir seçim değil midir?

Gece ile gündüzün, siyah ile beyazın, güzel ile çirkinin, iyilik ile kötülüğün, varlık ile yokluğun, zalim ile mazlumun, fani ile bakinin farkını bilmeyen akli dengesi olmayandır. Güzellikler gidince elde kalanın kötülük olduğunu bilmeyene akıllı denilir mi?

Elde olan her nimetin bir tartısı vardır. Şükrün ölçüsü ise kanaat etmek, iktisatlı hareket etmek, elde olana razı olmak yani memnuniyet vardır. Şükrün zıddı ise hırslı olup elindeki nimetleri helal haram demeden israf etmektir. Peki bu durum nimeti verene saygısızlık yapmak değil midir?

Her şeyi makine ile yapmasına rağmen, zamanın hızlı akışına yetişemeyen günümüz modern insanı, her anını şikayetle geçirmektedir. Herkes birbirine halini anlatmaya, yaşadıkları olumsuzlukları söylemekle başlamaktadır. Hayata negatif bakan iyiliklere kör olmaz mı?

Read more