Kırım Tatar-Türklüğünün Mefahiri: Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu

İsmail Küçükkılınç yazdı…

kırımmmm
Kırım Türkü Bir Aile

Hem ana hem de baba tarafından saf bir etnik Türk olmama rağmen Türk Milleti mefhumunu etnik kökene irca etmeyen, bu mefhumun esasının İslam olduğunu bilen ve buna göre hareket eden biriyim. Ancak itiraf etmem lazımdır ki, yakın alaka duyduğum Müslüman-Türk unsurlar arasında Kazan ve Kırım Tatar-Türkleri ilk sırada gelmektedir.

Tatar isimlendirmesi ziyadesiyle tartışmalıdır. Bu iki unsura mensup olanların kimileri kendilerini sadece Tatar, kimileri Türk, kimileri de Tatar-Türk olarak tavsif etmektedir. Biz Tatar-Türk isimlendirmesini tercih edenlerden biriyiz. Ancak Kırım ve Kazan’da Tatar isimlendirmesi artık genel bir kabul görmüş gibi manzara arz etmektedir.

Gönül isterdi ki tüm Türkî unsurlar kendilerini “Türk” olarak tavsif etsinler. Her unsurun ayrı bir lehçede ısrarı bunun hayatiyet bulmamasının en mühim amili olmuş, merhum İsmail Gaspıralı’nın bu vadideki mücadelesi maalesef muvaffak olamamıştır. Bunun gerçekleşmesi için Kazan bir şans idi. Ancak önceleri İstanbul lehçesi üzre şiirler yazan Abdullah Tukay’ın bilahare Kazan lehçesini tercih edişi “Tatarcılık” akımına ciddî bir katkı sunmuş, Gaspıralı’nın hayalinin akim kalmasının da en göze batan sebeplerinden biri olmuştur. 

Gaspıralı, Rusların Türk unsurları üzerinde hâkimiyet tesis etmek ve bunu devamı ettirmek için her kabileyi millet, her lehçeyi de millî lisan telakki ettiğini, böylelikle aradaki asabiyeyi körüklediğini, onları birleşemez bir hale getirdiğini görüyor, çok ustaca buna mani olmak için çareler arıyordu.

Gaspıralı İslam’ın hadimi, bayraktarı olan Türklerin birliğini aslında İslam inancının ve ümmet şuurunun da bir gereği olarak talep ve arzu ediyordu. Kendisinin bu birliği gerçekleştirmek için istinat ettiği iki değer İslam ve Türkçe, vasıta ise okul ve gazete idi. Gaspıralı, Türkçeyi bir olgudan ziyade değer olarak gördüğü için İstanbul Türkçesini esas alıyordu. Böylelikle hem Osmanlı Devleti ile hem de onun muazzam müktesebatı ile münasebet de devam ettirilmiş olacaktı. Zaten yalıboyu Tatar-Türkleri İstanbul Türkçesine yakın bir lehçe konuştukları gibi başta Trabzon olmak üzere bazı Karadeniz şehirleri ile de Kırım’ın sahil şehirleri arasında sıcak, canlı ve hareketli bir ilişki mevcuttu.

Read more