Yeter

Aysel Özdemir yazdı…

Yeter, yıkık dökük, harabeyi andıran bir evde yaşıyordu. Evin bakımsız bir avlusu vardı. Avlu duvarları yıkılmaya yüz tutmuş, duvar çatlaklarında otlar yeşermeye başlamıştı. Bahçede, yaşlı bir dut ağacı, üzüm asması ve asmanın dibinde kendi ektiği çok hoş kokulu güller vardı. Sabahın köründe işe giden işçiler güllerin yanından geçerken kokusunu derin derin ciğerlerine çeker, arkalarında bir dua bırakarak öyle geçip giderlerdi. Fakat Yeter için çoktan hazan gelmişti. Çok sevdiği asması kurumaya yüz tutmuş, güller açmaz olmuştu. Ağaçların yaprakları dökülmüştü. Mevsim sanki ölümü çağırıyordu.

Soğuk kış günlerinin güneşli bir günüydü. Aile meclisi Yeter için tekrar toplanmıştı. Aile meclisi derken kayın baba, kaynana, görümceler ve mecburen bulunması gereken diğer gelinler…

Read more

Benim Hikâyem

Aysel Özdemir yazdı…

Şubat ayının soğuk bir günüydü. Dışarıda yağmur yağıyordu. Eşimle, yaşadığım on sekiz yıllık zaman zarfında, eşimin bu denli sert kapıyı çaldığını görmemiştim. Kapıyı açtığımda eşimin eli kapının tokmağında öyle kala kaldı. Soluk soluğa kalmış zorlukla nefes alıyordu. Kısık bir sesle “çocuklar uyuyor mu?” dedi. Evet, mahiyetinde başımı salladım. Ciddi bir durum olduğunu anlamıştım. İçeri geçtik. Alışık olmadığım bir tarzda aniden bana sarıldı. Sarsılmaya başladı. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Acı, öfke, hüzün dolu bir sesle haykırıyordu: “Seninle çok güzel günlerimiz, yıllarımız geçti. Hayatın zorluklarına, acımasızlıklarına birlikte göğüs gerdik. Birlikte ağladıkbirlikte sevindik.’ ’Eşimin ağzından acı dolu sözcükler dökülüyordu, ellerimi ellerinden yavaşça çektim elleri nasır tutmuş işçi elleriydi. Bir süredir görümcem kızıp gelmişti, bu kez çocuklarını bırakıp temelli gelmişti. Abimin berdeliydim, berdelin kuralı, bir taraf anlaşamadı mı, boşandı mı diğer tarafta ailenin zoruyla boşanmak zorundaydı. Benim mutlu, mesut bir yuvam vardı. Ama bu kahrolası kurallar tapu haline gelmişti, bunlardan kurtulmak çok zordu. Eşim pencerenin pervazına belini dayadı, uzun bir sessizlikten sonra, gözlerini kıstı bana değil yere bakarak “sadece bir süreliğine, çocukları da al yanına babanlara git. Ortalık duruluncaya kadar. Ben ne yapar ne eder sizi bırakmam’’ dedi. Tek kelime etmeden eşimi sonuna kadar dinledim. Önceki gün görümcemin “daha neyi bekliyorsun” diye kapıma dayandığını ona söyleyemedim. Onu üzmek istemedim. Eşim yenik düşmüştü, ailenin, çevrenin baskısına.

Read more

Pencere Önünde Geçen Hayatlar

Aysel Özdemir yazdı…

Berivan, 28 yaşında, esmer tenli, temiz yüzlü bir hanım. Yılların hüznünü yüzünde taşıyan üzgün bakışları var. On yedi yaşındayken görücü usulü evlenmiş. Eşinin ailesiylebirlikte yaşıyormuş. Evliliğinin üzerinden henüz bir kaç hafta geçmişken işsizlikten yakınan kocası iş için Avrupa’ya, amcasının yanına gitmeye kararvermiş. Ayrıca kayın babasıyla kaynanası da; “Bir ton başlık parası verdik. Senin düğün masrafların belimizi büktü. Buralarda iş yok. Mecbur borçlarını ödemek için uygun olanı bu” deyince Berivan gözyaşları içinde bu durumu kabullenmekten başka çare bulamamış. Kocası, Berivan ve henüz doğmamış ikiz çocukları Melike ile Melisa’yı geride bırakarak Avrupa’nın yolunu tutmuş.Çocuklar babalarını, ancak anneleriyle evlenirken çektirdikleri fotoğraflarda görmüşler.

Berivan 28 yaşında fakat kırk yaşlarının üzerinde gösteriyor. Hayatın acımasızlığını Berivan’ın çökmüş yüzündeki çizgiler anlatıyor. On bir yıl önce Avrupa’ya giden Berivan’ın kocası orada evlenmiş ve üç çocuk sahibi olmuş. Arada bir Berivan’ı ve kızlarını telefonla arıyormuş. Berivan kendisine yapılan haksızlığın farkındaymış fakat ne çare. Ne ana var, ne baba. Akrabalarının sahiplenme adına yaptıkları tek şey Berivan’ın kaderine sabretmesi.

Read more