Kadınlar Günü Şenlikleri, Ama Anlamadan Çok Şeyi…

Vehbi Başer yazdı…

tyjyjyujyuyukm7u.jpg

Bir sorunumuz var. Evet, BM “Dünya Kadınlar Günü” ilan etmiş, o zaman “hemen biz de kutlayalım, dünyadan geri kalmayalım” diye atlamadan önce, bu günün neden böyle bir amaçla seçildiğini kavramak gerekmez mi?

Neden seçildi? Daha önce bugün kutlanıyor muydu, kim kutluyordu; yoksa bu bir anma günü müydü, kim, kimin yaşadığı hangi olayı anıyordu?

Zavallılığını göremeyen bir küntlük içinde, “haydi biz de kutlayalım”… Avanak panayırına gidelim deli kafilesi coşkusuyla! Yolda gördüğümüz her kadına sarılalım, “bugün sizin gününüz ya!” Nasıl kutlanıyormuş bu, neler alınıyor, neler söyleniyormuş 🤔 Hemen öğrenelim, derhal uygulayalım. “Kadınlar candır, erkek de amcamdır 😇 kafiyesi eşliğinde yola revan olalım…

Değil!

Bir fabrikayı yaktılar!
O fabrikayı yakmaktaki maksat, seslerini duyurmak ve haklarını almak için işgal etmiş kadınların direnişini kırmaktı!

O kadınlar kaçamadılar! Diri diri kömür oldular…

Read more

Nıetzsche ve Nihilizm Üzerine

Vehbi Başer yazdı…niçe-I-
İnsan Uğraşlarının Kurtarıcılığı Üzerine…

Nıetzsche konuşacaksak, buna Felsefe’nin ve öteki uğraşlarımızın neye yaradığından mı başlamalı?

Felsefe, Edebiyat ve öteki sanatlar bir kriz durumundan çıkışın aranması anlamında kaçınamayacağımız uğraşlardır; ama abartmamak lazım. Bunlar kaosun aşılmasında sadece “zihniyet dönüşümü”ne katkıda bulunurlar, yoksa kaosu ortadan kaldırmaya elbette güçleri yetmez. Bir toplumun ya da medeniyetin kaosu, ancak ve ancak bir hukuk nizamı tesis olunmasıyla aşılabilir ve bu da siyasi irade ile ilgili bir sorundur. Bu noktada yanlış anlaşılmak istemem. Siyasi irade yokmuş da, onu var etmemiz gerekiyormuş gibi “son derece sağcı” bir lafazanlık memleketi kasıp kavuruyor. Muhtaç olduğumuz şey, siyasi iradenin bize hukuk bahşetmesi olsaydı, bunu Kemalist Türkiye denemişti zaten. Önemli olan, ister hükümet, ister devlet ya da derin devlet biçiminde adlandırılsın iktidar gücünün nasıl sınırlandırılacağı ve insan bireylerine, gruplarına ve topluluklarına ait hakların hem bu iktidar gücünün cebir ve zorbalığından hem de ulu orta ihkak-ı hak fecaatinden nasıl masun kılınabileceğidir.

Bu anlamda, insanların hukukunun ayaklar altına alınması karşsında sessiz kalan din de, ahlak da, maneviyat da pespayedir ve ancak nihilistik bir avuntudan ibarettir. Kaos bundan doğmaz, ama bundan beslenir.

Sorun şu ki, ben işi idealizmin, yani kabaca “düzgün fikirler düzgün gerçeklik yaratır” kabulünün dışına çıkmaya ve daha realist bir tarzda “toplumsal ıslah”ın “toplumun reel kuvvetleri arasındaki mücadele ve uzlaşılar”dan doğabileceğini dile getirmeye çalışıyorum. Bu, ne Felsefe, ne sanatlar ve ne de Ahlak ve Hukuk hakkındaki “fikirlerimizin” bir başarısı değildir; aksine bunları insan eylemleri inşa eder.

Read more

Tamamlanmamışlık Üzerine

Vehbi Başer yazdı…

zaaaaaa.jpeg

Efendim,

Bu bahis altında “tamamlanma” kavramı etrafında değiniler bulacaksınız.

Hayat Akışı 1

Hani bir işin ilk adımlarını atanlara “Allah tamamına erdirsin” diye hayır duada bulunulur, mesela evladını nişanlayanlara filan. Tamamına “ermek” yahut “erdirilmek” hayırlı bir işe kalkışıldığında, işin bütün safahatının usulet ve suhuletle halledilerek arzulanan neticeye vasıl olunması anlamına geliyor. Bu, daha ziyade prosedürlerin ya da icabatın yerine getirilmesi demek. Öyle ya, her bir adımda, taraf olanların ilk kararlarında sebatı, kem gözlerin uğursuzluğundan masuniyet, fitnecilerin ara karıştırmasından veya muratlarına ermelerinden sıyanet… gibi “sürecin bozulmasına yol açabilecek müdahaleler”in etkisine karşı anlamlı bir hayır dua. Ama “artık büyük ölçüde yitirmiş olduğumuz” hayat duyarlılıkları, sadece hayır duada bulunmaktan ibaret değildi. İnsanlar birbirlerinin halinden tavrından işlerin yolunda gidip gitmediğine dair emareleri sessizce sezer, yükün taşınmaz bir hal aldığını fark ettiklerinde hafifletmek için “yahu komşum (yahut yeğen, zâhit, ahretkarındaşım…) şu işten şöyle bir zuhurât oldu (elimize para geçti), şimdilik bana lazım değil, bu benim sana emanetim olsun; lazım olunca senden isterim” kabilinden “borç, vade, kefil” gibi incitici şeylere dil sürmeden ve sanki muhatabın ihtiyacı için değil de, emanete verilecek bir yüklerini tevdî eder gibi yardım ederler, dostlarının bükük belini doğrulmuş, mütereddid yüzlerini mütebessim, ürkek yürüyüşlerini kararlı görmenin mükafatı ile mesrur ve bundan kendilerine erişecek “ahiret azığı” ile mutmain olurlardı.

Read more

Müslüman Coğrafyalarda Din Eğitimi

Vehbi Başer’den Din eğitimi mevzuuna küçük bir değini…

medrese.jpg

Müslüman coğrafyalarda, din eğitimini bir cemaat organizasyonu altında yapan ve kendilerini genellikle “okul”, “ilim”, “öğrenciler” anlamına gelen kelimelerle adlandıran, nüfusu uzun sayılamayacak bir zaman diliminde kalabalıklaşan, özgül ağırlıklarıyla orantısız bir nüfuz ve kudret devşiren hareketlerin yine uzun sayılamayacak bir süre zarfında ve hızla yapı, karakter ve fonksiyon değiştirerek dönüşüme uğramasının mebzul örnekleri vardır. İran Devrimi’nden Afgan Direnişine, irili ufaklı Orta Asya organizasyonlarına, Selefi Gruplara “Kardeşler” organizasyonlarına ve hatta Türkiye’deki dinî cemaatlere ve tarikatlere varıncaya kadar, bu hareketlerin hep “çocuk okutma” ve “talebelere yardım” organizasyonları ile başladıkları yolculuklarının zamanla nasıl bir dönüşüm geçirdikleri ilginç bir karşılaştırmalı sosyal hareketler doktorasına konu olmayı hakediyor.

Her ne kadar kariyer dönüşümlerinin uğrakları birbirlerinden oldukça farklı güzergahlar izleyip farklı terminallere doğru ilerlese de, bu hareketlerin doğum evresinde hep asli meşgalesi öğrenci yetiştirmek olan bir kalkış noktası olması ilginç değil midir?

Read more

Heyit İçin…

Vehbi Başer, Abdurehim Heyit’in ölümüne değindi…

heyitttt

Uygur Halk Kültürünün önde gelen temsilcilerinden, sazıyla sözüyle mensubu bulunduğu kültürü dünyaya tanıtan Abdurehim Heyit 1964 yılında Kaşgar‘da dünyaya gelir. Uygurlar‘ın geleneksel sazı Dutar çalmaya tutkuludur. Bu tutkusu Onu bütün dünyada tanınan bir Dutar Virtiözü haline getirir. Dutar, uzun saplı ve iki telli Uygur sazıdır. Heyit bu iki telden öyle nameler çıkarır ki bu nameler dinleyenlerin içine işler. İk telde sanki bütün bir dünya vardır. En çok ta ezilenlerin, dışlananların, mazlumların çığlıkları…

Read more

Eğitim, Sınav, Diploma: Yalan Üzre Kolektif İttifakı Kâbil Kılmak…

Vehbi Başer yazdı…

 

sınananav

-I-

Ahmet Çetkin‘i Kocaman Anmasam Olmaz

Lise yıllarında, bir Edebiyat Hocamız vardı. İmam-Hatip’teydik. O yıllarda “Kültür Dersleri”ne gelen hocalar, genellikle “öğrenciye verebileceği zarar minimize olsun” diye, bir nevî izole edilmek üzere sürülmüş “halkçı/solcu/kominis” öğretmenler, ya da kızağa alınmış “sağcı/ülkücü/faşist” öğretmenler olurdu.

Sağsa görmeyi ve pek özlediğim masmavi gözlerindeki o pırıltıların ruhumda yeniden nefessiz heyecanlar tutuşturan kıvılcımlar saçmasını ne çok isterim.

Rivayet olunurdu ki, Fransızca Hocası karısı tarafından “döndürülmeden” önce ülkücü-mukaddesatçı filan bir şeymiş. Mavi gözleri dediysem hayır, sarışın değildi; saçlar simsiyah (uzunca, sola yatırılarak taranmış bir perçem, uzunca bırakılmış “kominis favuller”); ten, inadına bembeyaz; sabahtan sinek kaydı, akşama doğru yanaklarına tırmanan hamal sakalı… Daima kolalı denecek kadar düzgün ütülü takım elbise ve yüzünde, yunus balığı genişliğinde, yapmacıksız bir gülümseme…

Erzurumluydu, ya da benim hatırımda öyle kalmış. Tatlı dadaş aksanının İstanbul ve edebiyat görmüş hoş bir varyantı ile genizlek ama çınlayan bir sesle konuşması hala kulağımda…

Read more

“Yeni Alevilik Deklarasyonu” Ve Yorumlar…

1986 yılından beri, başta Alevilik olmak üzere Aleviler-devlet, Aleviler-politika ilişkilerinin yanı sıra Avrupa İslamı; etnik gruplar ve Türkiye’nin sosyo-kültürel yapısı, iç ve dış politikası; AB-Türkiye ilişkileri; Balkanlardaki sosyo-politik durumu konu edinen çalışmalar yapan İsmail Engin kendi adını taşıyan bloğunda(https://ismail-engin.blogspot.com) 04 Ocak 2019 günü “Alevi dünyasında çok tartışılan “Hacıbektaş Deklarasyonu”nu hazırlayan, aralarında araştırmacı, yazar ve Dedelerin bulunduğu grubun yayınladığı yeni deklarasyonu ele alan bir paylaşımda bulunmuş. Bu paylaşımdan Doç. Dr. Vehbi Başer dolayısıyla haberdar olduk. Vehbi Hoca’nın değerlendirmeleriyle birlikte İsmail Engin Bey’in paylaşımını dikkatlerinize sunuyoruz.

alevvvii

Vehbi Başer:

Açılım Mı Demiştiniz?

Alevî kanaat önderlerinden bir bölümü, Alevî kitleler için “bir yol” çiziyor ve bu yolda yeni adımlar atmayı sürdürüyorlar. “Devlet” teriminin ne derece isabetli olduğunda kuşkularım var, ama en azından aynı iktidarın bir döneme ait “Hükümet Siyaseti”, herhangi bir sonuca ulaşmadan ”keenlem yekûn” edilmiş görünüyor. Aşağıda Ismail Engin dostumuzun paylaştığı bildirinin (kendisine teşekkür ederiz) tam metni yer alıyor.

Read more