Gerçekten Kendimiz Olduğumuz Anlar

Emre Bozkuş yazdı…

-I-

İnsanın gerçek anlamda kendisi olduğu yegâne an, uykuyla uyanık arasında geçişler yaşadığı mahmurluk halidir. Sosyal baskılar, kalıplar ve ince hesaplardan uzak; düşüncelerin esaretinden, arzuların tahakkümünden ve duyguların eziyetinden bilinçsizce kopmuş vaziyette bakınırız çevremize. Huzurun, sükûnetin ve sevginin özgürce dolaştığı ateşkes zamanlarıdır bunlar. Aklın hengamesinden tükenen biçâre dimağa doyulmaz bir istirahat imkanı verir. Adeta cennetin ayakları altında olduğu hissine kapılırsın. Uykuya karıştığında zihnin, dipsiz bir kuyuya dalmış gibi hür hissedersin. Hudutsuz algılayış, hislerin tükenmez akışı ve yüreğin nehir olup yatağında süzülüşünü seyrederken esen serin yelin okşayışlarına tutunması… Ne güzeldir, geçiciliğiyle kalıcı izler bırakması…

Read more

Bir Lahza…

Emre Bozkuş yazdı…

Kanatlarımız birbirine bağlıydı o gece, ufku yararak ilerliyorduk, gözlerimizde vazgeçilmezliğin efsuni yansıları, demlenmiş hüznü köpüklendiren suları izliyorduk. Kapılar kapandı önce, açıldı; sıyrıldık esaretinden cümlelerin, kurtardık vicdanı aklın tahakkümünden ve insanlığın o bitmek tükenmek bilmeyen keşmekeşinden.

Vareste koydum orada, adınla müsemma kılsın diye çıktığın yollar seni. Nasıl da parlıyordu gözlerin o alacalı düşüşten evvel, yangınlara kapılırken tutuşan bedenimden kopan kıvılcımlarla bağdaştı nedense. Dağdağısında zihnin, çetrefilli düşünceleri ayna edercesine, sırtını matlaştırıp oturdun yanıbaşıma. İsler içinde, izler peşinde, inleyip duran şu koskoca dağların yüreğini tuzla buz eden iradenin adına, senin bakışlarının mührünü vurdum o kısacık lahzanın içinde.

Read more

İnsanın Doğası Üzerine

Emre Bozkuş yazdı…

-I-

Çaresizlik insanın içinde barınan ve beslendikçe daha da büyüyen bir kurt misali. İnsan onu karanlığıyla besliyor ve işin garibi, karanlık tükeneceği yerde bilakis daha da yayılıyor. Kanserli hücre gibi nereye temas etse yapısını bozuma uğratıyor, ki karşısında hiçbir şey duramasın. İnsanın yaşamı, ölüme çağıran bir işaret fişeğidir bu sebepten. Yaşadığımız an geriye doğru saymaya başlar zaman ve kararlarımızla onun akışına yön veririz. Fakat yaşamın içerdiği bu karanlık da önemli bir etmendir. Onunla olan münakaşamız netice itibariyle hasıl olan karmaşanın tek suçlusu olarak bizi ortaya itiverir. Yazmak belki de bu yargılama sürecinde kendimize kalkan edindiğimiz Kafkaesk bir savunma biçimidir. Dava’sında K’nın meçhul yargısı neyse, yazgının insanın boynuna yüklediği yargı odur. Aynı çürümüşlüğü ve aynı kötülüğü alırız karşımıza; ardından ölene değin üstesinden gelmeye çalışırız. Yorgun düştüğümüzde ise dalgalara kapılıp gideriz. Woolf’un içine gömüldüğü de bu dalgalar mıdır?

Read more

Gecenin Kanatları Var, Yeryüzünü Soyutlayan…

Emre Bozkuş yazdı…

-I-

Bir bulut izliyor yolumu, bir gölgeye kısılıp kalmışım; güneş uğramayı mı unuttu yoksa ışık artık orada değil mi? Melankoli işte bildiğin gibi, nereye bakarsan gördüğün kadarını yaşamın muhtevasını tekabül edecek şekilde yorumlarsın, ardından geçersin kağıdın başına ve büyük sözlerle meramını aktarırsın. Kağıt kirlendikçe zihnin berraklaşır, kağıda aktıkça zehir, ışık daha da parlaklaşır. Yazmak dediğin eylem insanın kendi bedenine soktuğu toksini imhası değil midir zaten. Hangi yazar ya da şairin hayatı yazmanın faydasını, erdemine yeğlememiş? Işığın vurduğu yüzey soğruldukça ortaya görüntü çıkar; yazarın içinde toplanan zehir de ortaya yazını çıkarır.

Read more

Edebiyat Üzerine-II

Emre Bozkuş yazdı…

edebiyat,

Giriş

Orhan Pamuk, edebiyata dair fikirlerini, Öteki Renkler adlı kitabında şöyle ifade ediyor: “Yazarları bildiğimiz ama yazamadığımız şeyleri yazdıkları için severiz. Hem başkalarına benzemediğimiz için edebiyatla ilgileniriz, hem de edebiyat bize başkalarına benzediğimizi öğretir.”(1) Edebiyatın işlevi ve önemi, hayatın belki de izleğini sunmaktadır. Tarih boyunca süregelen tüm çağlar içinde, insanoğlu devamlı anlatmak ve anlaşılmak çabası içinde olmuştur. Doğal olarak bu da, anlatıcı, anlatılan konu ve dinleyici arasında bir bağ kurmuştur.

Read more

Edebiyat Üzerine-I

Emre Bozkuş yazdı…

edebiyat.jpg

Kurgusal ürünlerin önemli özelliği, kurgunun gerçekle olan alakasıdır. Bu noktada bilhassa yazarın biyografik dokunuşlarda bulunduğu noktalarda, azami özen göstermesi gerekir. Bunun iki sebebi vardır. İlki, kurgunun kendine özgün gerçekliğini muhafaza etmesi şartıdır. Kurgusal düzlemde yeni bir gerçeklik yaratırken, bu gerçekliğin sahip olduğu kurallar bütününü de baştan yaratacağından; gerçeklik ile kurgunun sınırları ve etkileşimi önem arz etmektedir. İkinci sebebi de, aslında ilkinin devamı niteliğindedir. Yazarın kurguya dahil edeceği biyografik unsurlar da önemlidir. Hayatından belirli parçalar alarak katacağı eserinde ketum davranmalıdır; çünkü aksi durumda, devamlılığını riske atarak, kendi penceresini kapatacaktır.

Read more

‘Hibrit Hikâyeler’den ‘Metropol Mücahidi’ne Hibrit Hikâye

Emre Bozkuş yazdı…

hibritHibrit Hikâye kavramı, okurla yazarın müşterek yazımıyla ortaya çıkan hikâyelere verilen genel isim olarak tarif edilebilir. Gereksiz, hantal anlatımların yerine çağının hızına uygun ve gerekli ölçüde ihtiyaç duyulanı veren bir metin olarak Hibrit Hikâye, Hasan Boynukara hocamın dile getirdiği gibi edebiyatı değiştirmesi kuvvetle muhtemel bir kuram. Sosyal medyanın önemini iyi gören yazar, hikâyelerinde artık okura da yazar kadar yer verip aslında metinlerin ne denli interaktif bir alt yapıya sahip olduğunu da kanıtlıyor. Tıpkı Google’ın yeni oyun sistemi Stadia gibi.  Hibrit metnin öncülüğünü yine Hasan Boynukara Hibrit Hikâyeler ile yaptı ve kesinlikle Şeriativari bir edayla birilerinin rahatını kaçırdı. Ardından Mustafa Everdi üstadımın iki adet eseri geldi. Bugünün konusu da eserlerden en son neşredileni Metropol Mücahidi.

Read more