Yegâne İktidar Allah’tır

Erdal Çakır yazdı…

allah.jpg

Değişmez ve değiştirilemeyecek hakikat budur. 

Tarafı olduğumuz, gönül verdiğimiz, o olsun, hep o olsun diye içimiz titreyerek baktığımız, gözettiğimiz, geleceğimizi onda gördüğümüz dünyevi iktidar veya iktidarların değişmesi, izzetin hepsini kendisinde toplayan Allah’ın iktidarında bir değişikliğe, çöküşe neden olur mu?

Şu soruyu lütfen en samimi en içten bir yüreklilikle kendimize soralım:

Değişmesinden endişe ettiğimiz hatta korktuğumuz iktidar(lar)ın zeval bulması ihtimaliyle öne çıkan kaygılarımız nelerdir: Sıralamayı dürüst ve cesurca yapalım.

Read more

Tüketmeden Yemek Mi, Yemeden Tüketmek Mi?

Erdal Çakır yazdı…

rAM

Ramazan ayının gelmesiyle gazetelerde boy boy iftar sofraları, hangi gıda tok tutar, sahurda neleri tüketmekten kaçınılmalıdır, baskın söyleyişle neler tüketilmelidir, nasıl tüketilmelidir, neler tüketilmemelidir misilli yayınlar gırla gidiyor. Ramazan, giderek kafalarımızda iftar-sahur eyleminden ibaret bir ay haline geldi. Sahur ile iftar arası yok. İftardan sahura daha fazla tatmak daha fazla yemek için kaz tüyü kullananlarımız da var mı (canın çıksın Pompei, ne kötü şeyler hatırlatıyorsun) bilmiyorum ama gün boyu olağanüstü bir tüketim enerjisiyle dolup taştığımız da inkar edilemez haldedir.

RAMAZ

“Tüketmek”

Neyi?

Önümüze gelen herşeyi.

Lakırdılardan bazıları: Efendim biz ailecek haftada en az üç kilo domates “tüketiyoruz”Gördün mü bak, günde üç tane hurma “tüketmek” vücudun günlük magnezyum ihtiyacını karşılıyormuş. Hemen söyleyelim, tükettiğin şey senin değildir, yediğin senindir. Tükettiğin  her ne ise, onun aziz vatanı insan  olmayacaktır, yediğin şey insana dönüşür. Çünkü tüketilen imha edilendir. 

Dilin kullanımı ayniyle hayattır.  

SSSS

Read more

Sen İnmedin, At Çatladı…

Erdal Çakır yazdı…

alimmmm.jpgBeldelerden bir beldede büyük bir alim varmış. İhlas, ilim, vakar abidesi âlimimiz, tahmin edileceği gibi halka halka genişleyen bir hürmet ve ta’zimin de odak noktasıymış. Medresedeki mesaisinin bitiminde evine gelir, kendisini kapıda karşılayan eşi ve çocuklarıyla selamlaşıp halleştikten sonra hemen salona geçer ve evlendiğinin ilk gününden itibaren bir serlevha gibi duvarda asılı duran beytin karşısına geçer, uzun bir süre öyle kalırmış.

Hane efradı bunu o kadar kanıksamış ki, hele zamanın büyük Halveti şeyhlerinden birinin kızı  olan evin hanımı 51 yıllık evliliklerinde bir gün bile, Efendi nedir bunun hikmeti diye sormamış, sabretmiş. Alimimizin karşısında her gün saygıyla uzun süre kaldığı beyit şöyleymiş:

Aaah efendim ben bu dünyaya merdane geldim
Yıkıldı mihrabı ömrümün gül-i gülizâre dîvâne geldim

İlmi mesaisini tamamlayıp da evine döndüğü bir gün, mutad olduğu üzere beytin karşısında kıpırtısız bir şekilde ta’zime durduğunda, sabrının sonuna gelmiş olan hanımefendi nihayet sormuş:

Efendi nedir bunun hikmeti.

Âlimimiz oracıkta ruhunu Rabbine teslim etmiş.

Read more

Yasak Ağaç Altında Verdiğim İlk Poz

Erdal Çakır yazdı…

yasak

Gün boyu huysuzlandım durdum. Neye huysuzlandım, niye huysuzlandım bilemedim. Rahatsız eden bir şey ya da şeyler vardı muhakkak. Doğrusu sebebini sormak da istemedim. Tadını çıkarmalıyım dedim bu uğursuzun. Hem sebebini bulmak beni rahatlatacak mıydı ki. Belki de bu sefer hiç istemeyeceğim başka bir huysuzluk yapışacaktı yakama. En iyisi mi çek bir pasaj hayatından keyfine bak.

Huysuzlanmak iyidir aslında diye düşündüm bir ara. İçinin toprağını kabartır, höllük höllük atar. Bereket getirir. Havalandırmış olursun kalbini, zihnini, melekelerini, yeteneklerini. Duygularının, ruhunun, düşüncelerinin güneş görmedik yeri kalmaz. Daha ne istiyorsun. Daha ne istemiyorsun ki.

Aklıma, kalbime vuran ilk ide, ilk imge neydi acaba. Hayatımın ilk düşünce eylemi, ilk duyuş… Bi dakka bi dakka, bir şeyler hatırlar gibi oldum. Dört-beş yaşlarındaydım galiba. Teyzem, anneannem ve ben ayaklarımızın altına gelecek şekilde beze sarılı kızdırılmış taşlarla aynı yatağın içindeydik. Üşümeyeyim diye beni ortalarına almışlardı. Kışın ortası, soğuğun zemheri olanı… Üçümüz de ayak altlarımızdaki taşlardan azami istifade edebilmek için sırt üstü yatıyorduk.

Read more

‘Su Teorisi’ Üzerinden 2019 Yerel Seçimlerinin Sonuçlarına İlişkin Mülahazalar

Erdal Çakır yazdı…

suuuuuu.jpg

Sosyolojik Mülahaza

Suyun akışı devam etmektedir. Ancak sudaki sertlik oranı artışının, suyu meydana getiren temel elementlerin atom sayılarında bir değişme veya farklılaşma olabileceği ihtimaline bağlanıp bağlanamayacağı konusunda yapılan spekülasyonların, bir algıya mı dayandığı yoksa gerçeği mi ifade ettiği henüz bir netlik kazanmış değildir. Ayrıca suyun renginde ve tadında hasıl olan değişikliğin, faktöryel nedenlerle (toprak kayması, yağışlar, çevre şartları, kimyasal atıklar vs.) ilgi derecesinin saptanmasının, suyun niteliği üzerinde daha tanımlanabilir daha efektif sonuçlara ulaşılmasına yardımcı olacağı âşikardır. Bütün bunlara ilaveten suyun debisinin, mevsimlere göre farklılık arz etmesinin, suyun niteliğinde meydana gelen değişiklikle nasıl ve ne kadar ilişkilendirilmesi gerektiği de göz ardı edilmemelidir.

Psikolojik Mülahaza

Suyun renginde ve tadında meydana gelen değişikliğin, faktöryel nedenlerle ilgisi elbette araştırmaya değer bir konudur. Fakat burada zaman faktörünün de söz konusu değişiklikle ilgisi tespit edilmelidir. Örneğin su yatağının değiştirilmesine dair görüşlerin hatta uygulamaların da değerlendirme kapsamına alınarak bütün bu parametrelerin, suyun nefsinde oluşan değişime bir sapma olarak mı yansıdığı yoksa doğal bir sonuç olarak mı karşılanması gerektiğine ilişkin konulacak ‘tanı’ya ihtiyaç vardır: Bu suyun bozulmasının alameti midir veya akış süreçlerinin tabii bir neticesi midir? Bir diğer önemli husus da gerek görülmesi halinde su temel elementlerinin yani oksijen ve hidrojenin, terapiye birlikte mi, ayrı ayrı mı alınmaları noktasında verilecek kararın hayati önem taşıdığıdır.

Read more

Taksim, Ezan, Protesto… Öfkemizin Nabzı Kimde?

Erdal Çakır yazdı…

öfkk4k4,.jpg

Taksimdeki ezan protestosuna duyduğumuz “öfke” ile ilgili şöyle bir soruyu da sormak gerekir:

Bu protestocular ezanı duyar duymaz nümayişlerine ara vererek hatta yere çömelerek büyük bir sükunet ve saygıyla ezanı dinlemiş olsalardı, ellerindeki pankartlar da hiç olmasaydı basınımızdan bu eylemle ilgili nasıl haberler okuyacaktık acaba? Protestocuların taşıdıkları potansiyel bir tehlike veya tehdit olmaktan çıkmış ya da genel özgürlükler bağlamında kendine meşru bir zemin mi bulmuş olacaktı.

Yarın bir gün bu ve benzeri grupların taktik değiştirmek suretiyle eylemlerine böyle bir yön vermeyecekleri ne malum?

Hatta LGBT’lilerin camilerde toplu namaz kılmak gibi bir taktik yönelimlerine, Diyanet’in, Şer’ii Şerif’in hangi nassıyla veya hangi istidlallerle nasıl bir tutum sergileyeceğini biliyor muyuz?

Böylesi olası bir duruma medyanın ve medya yönlendirmesinin etkisinde kalacak kitlelerin ne tepki vereceği de meçhul değil midir?

Öfkemizin nabzı kimin elinde. Sosyolojik anlamda tansiyonu yükselten veya aşağı çeken legal/illegal unsur veya mihraklar kimdir/neresidir?

Akıl niçin vardır?

Erdal ÇAKIR

Fıtratın Sesi

Erdal Çakır yazdı…

deree

Fıtratımda bir kayma, bir bozulma hissettiğimde, büyük bir telaşla tabii su sesi ararım: Kaynağında fıkırdayıp duran, kaynağından yola revan olan veya köpüklerini tarifsiz bir müzikal duyuşla kıyısına seren, içine başka seslerin karışmadığı, o deniz hışırtısı…

Derhal beni alır ve “OL” emrini aldığım o an’a götürür. O demde masiva, henüz kendisiyle tanışmadığım bir göz bulaşığı bir ayak dolaşığıdır. Yalan-dolan, hırs, meta’, gaile, tûl-i emel vesair hepsi aklımın bilmediği, gönlümün hissetmediği şeylerdir.

Read more