Neşet Ertaş’ın İncelikleri

Ergür Altan yazdı…

Duygu kalmadı gardaşım. Duygu deriz biz, ağlamaktır, incinmektir, elden tutmak, bağra basmaktır. Kimse kimseyi bağrına basmıyor gardaşım. Bağrıma bastım sevdiceğimi ve cümle mazlumları. Ben de bir garibim, ben de mazlum. Biz birbirimizin halinden anlarız. Yoldaşım sazımdır benim; sazımla yürürüm ben, sazımla var olur, sazımla kelam ederim yeryüzüne, doğaya, evrene. Ben ve sazım duyguyuz gardaşım; keder, coşku ve gözyaşıyız …

Aşk kalmadı gardaşım. Aşk deriz biz, can bellemektir, sarhoşluktur, ayıklık, kurban olmaktır. Kimse kimseye kurban olmuyor gardaşım. Can`ımda tatlılık değil, burukluk vardır benim. Bütünleşmek isterim sevdiceğimle ben; dua eder gibi konuşmak, bir bebeği kucaklar gibi sarılmak, bir kuzucuk gibi can vermek isterim yanı başında. Can olan can verir aşk`ın töresinde gardaşım. Akan kan olsun, yanan can olsun yeter ki; ben sevdiceğimin iki gözünün bana şefkatle bakan bakışına kurban olurum her gün, her saat, her an…

Read more

Büyücünün Çiçekleri

Ergür Altan yazdı…

kız.jpg

İnsanları sormayın bana, sevgiler vardır heveslenip de emek verdiğim. Benim sevgilerim rengarenk çiçeklerimdir; mimozalarım, fesleğenlerim, lalelerim…

Üç kız çocuğunun ardından dördüncü kız çocuğu olarak geldiğimde dünyaya, babam yumulu gözlerime öfkeyle bakıp beni lanetlemiş. Annem, kadersiz olduğuna inanırken, ablalarım, “bir erkek kardeşimiz olsaydı, daha iyiydi” demiş.

Read more

Hayat Güzeldir

Ergür Altan yazdı…ddddBir külah dondurmayla mutlu olmuyorsunuz; kredi kartlarınızla da mutlu değilsiniz gerçi…

Bir sokak kedisi görseniz, “ne şirin şeysin sen” demeniz, merhametli olduğunuzun kanıtı size göre; bir parça kuru ekmeği, bir kap suyu esirgemenizse, merhametsiz olduğunuzun kanıtı bana göre…

Bir işadamının ya da bir politikacının, akranım olan çocuğuna hitabınız sevecense, fakat, babası amele, annesi gündelikçi olan bana hitabınız kaba sabaysa, üzgünüm bayım, kötüsünüz!

Read more

Hüzün Kovan Kuşları

Ergür Altan yazdı…

hüzünne güzel ağlardım
belli belirsiz
ıslık çaldı mı bir bulut
canımın yuvalarından uçan
hüzün kovan kuşlarının ardı sıra
ne güzel susardım
öyle sitemsiz…

Birkaç mısralık yer kalmıştı şiir defterimde; bu küçücük şiiri yazıp hüzün kovan kuşlarını yolladım yorgun düşene, ölgün durana, incitilmişe…

İçimde bir mülteci kız çocuğunun uçsuz bucaksız şefkati var; bütün varlığı incecik bir keder, bütün bolluğu içten bir gülüş olan yersiz yurtsuz bir kız çocuğu bu…

Düş’ten gelip sır’ra doğru gidenim ben; şimdi üşüyorum mesela ve bir eski sobanın başucunda ısınıverme ihtimalim olsa, seve seve sıramı veririm elleri, ayakları buz tutmuş nicesine.

Read more

Bektaş’ın Hayata Hazırlık Kursları

Ergür Altan yazdı…

çöpppp

Ninemin altını değiştirdim bu sabah. Şarkılar söylüyorum ve gülümsüyorum ninemin altını değiştirirken. “Bektaş, ölmem için dua et” diyor bana ninem. Ben dua etmiyorum hiç; seviyorum ben ninemi. “Altını değiştirirken ninenin, miden bulanmıyor mu?” diye soruyor arkadaşlarım. “Yüreğim ısınıyor” diyorum, “ninem iyi ki var…”

Ninemle beraber yaşıyorum. Tokat‘tan İstanbul‘a göçmüşüz ben daha bebeyken. Annem demiş, “korunuyordum o kadar, nereden çıktı bu bebe?” Babam demiş, “kendimi babalığa hazır hissetmiyorum.” Boşanmışlar sonrasında. Annem bir yana gitmiş, babam bir yana. Ninem demiş dedeme, Bektaş`a biz bakarız, torunumuz değil o, çocuğumuz bizim.” “Bakarız “ demiş dedem, “bakarız duruma göre…”

Ninem sahip çıktı bana yalnızca. Harçlığımı veren, karnımı doyuran, beni yıkayan ve bağrına basandı. Dedem belki içinden severdi beni, “Dede beni seviyor musun ?” diye sordum bir gün. “Yüküm ağır Bektaş dedi. Yine sordum. “Dede, beni seviyor musun?” “Sevmek” dedi, “dile geldiği gibi değil Bektaş…” “Beni sevmek” dedim, “çok mu zor?” “Harçlığını ninen değil, ben veriyorum aslında” dedi, “karnını da ben doyuruyorum, ama sevmek çok başka bir şey” dedi. Dedemin gözleri ilk kez nemlendi. “Seni seven ben değilim, ninen” dedi…

On bir yaşındayım şimdi. Annem kopmadı benden. Bir telefon kadar yakın bana! Ayda bir, bazen de iki kez telefonda görüşüyoruz annemle. Kendini benim yerime koyuyormuş bazen. Üzülüyormuş. Elinden başka bir şey gelmiyormuş. Başka bir adamla evli annem, üç çocuklu ve çok mutlu. Beni doğuran kadının mutlu olması beni de mutlu eder. Rüyalarıma girdiği oluyor. Rüyalarıma girdiğinde sitem etmiyorum anneme. Birbirimize sımsıkı sarılıp ağlıyoruz. Anlıyorum ki, annemle rüyalarımda çok iyi anlaşıyoruz…

Babam senede bir kez görüyor beni. Yemek yiyoruz beraber, biraz dolaşıyoruz sonrasında. “Ne ihtiyacın varsa söyle” diyor; “sevilmek” diyemiyorum…

İlkokula yazılmadan öğrendim okuma yazmayı. Alıştırma kitaplarından öğrendim mahalledeki benden birkaç yaş büyük bir çocuğun. Kendi kendime öğrendim okula yazılmayı, derslerime kendim çalışmayı, mutfak tüpünü kullanmayı, kendi yaralarımı sarmayı. Okula yazıldığım ilk gün, her arkadaşım biriyle gelmişti, bense ilk kez kendimi bu kadar yalnız hissetmiştim…

Read more

Fikrimin İnce Gülü

Ergür Altan yazdı…

Canım,

Bu gece yine uyuyakaldın kitabını okurken koltukta. Uyuyakalışlarını seyrediyorum senin, doluyor gözlerim. Evet, seyrediyorum seni ben; dalgınlığını, yorgunluğunu, bir bardağı iki elinle birden sarıp sarmalayıp, suyunu öyle içerkenki çocuksuluğunu…

Ne zaman, “aç avucunu” diye fısıldasam sana, gülümsüyorsun ve avucunu usulca uzatıyorsun bana. Bazen bir tutam kekik, bazen birkaç leblebi, bazen de bir çocuk mendili bırakıyorum o güzelim avucuna. Ah, bir tutam kekik kokusuna büyümek seninle, birkaç leblebiyi bölüşmek, ya da bir mendile parmak uçlarımızla dokunuvermek, incelikli bir mutluluk bize, tarifsiz bir huzur…

Hoyratlıkların kutsandığı bir zaman dilimindeyiz bir tanem; sevgisizliklerin, bencilliklerin, kibirlerin kutsandığı bir zaman diliminde, sen benim yaralı ruhuma bir ferahlıksın, ben senin incinmiş ruhuna bir duruluk…

Nice yaralı ruhlar var dünya üzerinde, nice incinmiş ruhlar; ama bizi yalnızlaştıran, ayrıksılaştıran ne biliyor musun? Yaralarını ve incinmişliklerini yarıştırıp, nezaketsizleşen, şefkatsizleşen, vicdandan uzak düşen çoğunluğun içinde değiliz. Ah, inan bana can parçam, iki parça can‘ız birbirimize tutunan ve biz böyle çok güzeliz…

Günümüzün yarısı dışarıda geçiyor; hırslarla, telaşlarla, kabalıklarla örülü bir dünyada, bir güvercin gibi veriyoruz ekmek kavgamızı. Sabah ayrılırken de sarılıyoruz birbirimize, akşam kavuşurken de; ben ne zaman tanığı olsam bir kabalığın, diyorum ki kendime, “az kaldı, ah, çok az; sarılacağım can özüme…”

Read more