Halil Cengiz’e Aruz Vezninde Bir Soru…

Fatma Yılmaz Göybulak sordu...

Aruz’u yaşatma tutkusunu hayata geçirebilmek için seferber olan şair Halil Cengiz‘e şöyle bir soru sormuştum; “Seçtiğiniz aruz ölçüsüne göre dize ve kelimelerle kendinizi bir anlamda sınırlayarak” aynı zamanda nasıl bu kadar “yaratıcı” olabiliyorsunuz?” Aldığım cevap öyle güzel, öyle kapsamlıydı ki siz de bilmek istersiniz diye düşündüm:

Şiir kelimesi Arapça şi’r kelimesinden gelir. Bilmek manasında. Şair de bir nevi bilgin olmak zorunda. Tüm dünyada şiir denen meret vezinli, yani ölçülü olarak çıkmış ve gelişmiştir. Taa ki son yüzyılın başlarına kadar. Serbest vezin ortaya çıkıyor ve birçok sınırlamayı kaldırıyor üzerinden. Ancak serbest vezin de ölçülü ve sınırlıdır. Mesela mısra uzunlukları düzyazıdan farklı olarak çok fazla artamaz. Nazım dediğimiz şairane söyleyişten çok fazla uzaklaşılamaz. Fakat bu kolaylıklar şiire bir şeyler katarken bir şeyler de götürdü. Örneğin kalem kudretini götürdü. Örneğin hikmeti götürdü. Örneğin sosyal hayata ayna tutma yetisini götürdü. Ve biraz da şiirden şiiri götürdü.

Read more

Zaaflar İnsan İçin

Fatma Yılmaz Göybulak yazdı…

zafff

İnsan: Tek başına pek çok şey ifade edebilen nadir kelimelerden. O yüzden de tek bir tanımı yok. Aristo, insan için toplumsal hayvan tanımını yapmış örneğin. Darwin, memeli hayvanlar grubuna koymuş insanı, biyolojik özelliklerini baz almış sadece.  İslam ise “eşref-i mahlûkat” sıfatını vererek yaratılmışlar arasında en yüksek mertebeyi vermiş ona. Dağların kabul etmekte zorlandığı “sorumluluk emanetini” yüklenecek potansiyele sahip olduğu gerekçesiyle, Yaratıcı insana kendi ruhundan bile üflemiş. Pozitivist bir zihin için bu çok tuhaf gelebilir ancak biz Müslümanlar için, bu, hayata anlam katan bir hakikattir. 

Read more

Bayramı Hissedebilmek…

Fatma Yılmaz Göybulak yazdı…62387189_10157362306506477_4788995904927432704_n.jpgAilenizden, çocukluğunuzu ve gençliğinizi yaşadığınız topraklardan uzak bir yerde önem verdiğiniz herhangi bir bayramın varlığını hissetmek, öyle çok da kolay değildir. Çünkü, rutin hayat tüm akışıyla devam eder; okullar açıktır örneğin. Devlet daireleri de… Özellikle çocukların böyle günleri özel günler olarak hatırlamalarını istiyorsanız eğer, örneğin, Ramazan bayramı için, bayram namazını size 5 dakika uzaklıkta olan bir camide kılmak yerine, 45 dakika uzaklıkta olan bir camide kılmak istersiniz. Zira sizin ve çocuklarınızın görmekten ve birlikte vakit geçirmekten mutluluk duyacağı arkadaş ve dostlarınız da orada olacaktır. Akrabalık ilişkilerinin bir benzerini böyle ortamlarda hissedersiniz. Ancak bu sefer, akrabalarınızı bizzat siz “seçmişsinizdir”. Kan bağı yerine, arkadaşlık ve dostluk bağı ile yol alırsınız.

Dün hava güzel olduğu ve cami niyetiyle kullanılan küçük bir ofisin yaklaşık 300 kişiye hizmet edemeyeceği düşünülerek bayram namazı oyun ve su parkı da olan yeşil alanın özenle korunduğu bir parkta kılındı.

Read more

İnsan İnsana Muhtaç İmiş Meğer

Fatma Yılmaz Göybulak yazdı…

kahvehane

Bilirsiniz konuşmak “konmak” fiilinden türetilmiştir. Yani bir diğerinin gönlüne ve zihin dünyasına konmak, orada eğlenmek, yavaşlamak, dinlenmek, dinlenilmek manalarını da taşır.  

Acı bir gerçektir ki, konuşma ihtiyacımızı giderebileceğimiz insanların sayısı giderek azalıyor. Öyle ki,  modern insan kendisiyle ve meşguliyetleri ile o kadar kaybolmuş durumdaki, içten bir “nasılsın?” sorusunu bile duyamaz olduk artık… Koşuşturmaca ile geçiyor biricik hayatlarımız. Halbuki insan insana muhtaçtır. Devadır. 

Halimizi anlayacak, kelimelerimizin ulaşacağı insanları bulabilmek de kolay değil artık. Bundan sadece benim gibi gurbette yaşayanlar değil bizzat Türkiye‘de yaşayanlar da musdarip. Bu sebeptendir belki de sosyal medyada tanıştığımız, kelime dağarcığı geniş ve derin, ufuk sahibi, samimi, muhabbet etmeyi seven, hemhâl olabileceğimiz insanları hiç görmeden sevebiliyoruz. Bağ kurabiliyoruz. Saygı duyup hatta yokluklarını hissedip özleyebiliyoruz.

Read more

İnsan Hikâyelerinden Batı’ya Bakmak

Fatma Yılmaz Göybulak yazdı…

kanada.jpgAynı zamanda Kanada vatandaşı da olan eşimle evlenip Kanada‘ya geldim. Yıl 1999. Eğer 28 Şubat sürecinde, Türkiye‘de inancım gereği başörtüsü kullanmayı tercih ettiğim için eğitim, çalışma ve hayallerimi gerçekleştirme hakkım elimden alınmamış olsaydı, belki de Kanada gibi çok uzak bir ülkeye “gelin” olarak gelmeye cesaret edemeyecektim. Şartlar mı beni zorladı yoksa burada yaşamak kaderim miydi bilmiyorum ama 21 yıllık bir yaşanmışlığın sonucunda rahatlıkla diyebilirim ki; iyi ki buraya gelmeyi “seçmişim”.

Türk, Kürt ve Arap Müslümanların çoğunlukta olduğu bir sitedeki apartmanda başladı yabancısı olduğum bir medeniyete adapte olma serüvenim. Site; küçük bir “göçmen köyü” havasındaydı adeta. Nereye baksam feraceli, peçeli ya da farklı biçim ve renklerde tesettür kıyafeti giyen Müslüman kadınlar görüyordum. Özellikle Arap erkekler de kendi geleneksel kıyafetleriyle günlük yaşamlarını sürdürüyorlardı. Coğrafya ve medeniyet olarak Batı’da yaşıyordum ancak oturduğumuz bölge Orta Doğu’nun küçük bir prototipiydi diyebilirim. Helal yiyecek satan dükkanların Arapça, Farsça tabelalarını gördükçe, “beyazların” ülkesi Kanada’da değil de mozaik halkların birarada var olabildiği bir ülkede yaşıyor olduğumuzu hissediyorduk hâlâ da öyle hissediyoruz…

Kanada’nın bir göçmen ülkesi olduğunu bilirsiniz. Öyle ki, sokağa çıktığınızda dünyanın dört bir yanından insanla karşılaşabilirsiniz. O yüzden devlet tüm etnik unsurlara eşit mesafededir. Devlet kadrolarında yer alabilmek için liyakat esastır. Kişinin ait olduğu milliyet ya da sahip olduğu dîni inanç herhangi bir rol oynamaz. Örnegin, Göçmenlik Bakanı, Somali kökenli bir Müslümandır. Konunun uzmanı, eğitimli bir insandır. İşini iyi yaptığı sürece “koltuk” onundur.

Read more

28 Şubat’a Rağmen Varolabilmek

Fatma Yılmaz Göybulak yazdı…

thumbnail_womend-DR

Lisede tanıştığım yerel gazetede çalışan bir muhabir vardı. Aynı muhabir radyo programı da hazırlayıp sunuyordu. Biz de o zamanlar ilgiliyiz böyle şeylere tabii. Radyoda program yapmak istiyoruz. O yüzden bu kişi bize bir dizi dersler vermişti. Kavak yellerinin estiği lise yıllarımda anlattıklarını çok iyi anlamasam da diksiyonuna, kelimelere ruh katarak konuşmasına ve bize sorduğu sorularla merakımızı canlı tutmasına hayran kalırdım.

Yıl 1992… Bu kişi bir gün sadece ikimizin olduğu bir ortamda “zaman” kelimesinin tersinden nasıl okunabileceğini hiç düşünüp düşünmediğimi sormuştu. Tabii ki böyle bir şey hiç aklıma gelmemişti. Tersinden okunduğunda “namaz” kelimesinin ortaya çıktığını fark ettim.

Bunu neden sorduğunu sorduğumda ise bana şu cevabı vermişti; “Zaman” gazetesinin ajandasının çok gizemli olduğunu, bu gazeteyi çıkaranların “olduğu gibi görünmediklerini, göründükleri gibi olmadıklarını”hissettiğini, uzun vadede bu “cemaatin” esas yüzünün ortaya çıkacağını söylemişti.

Nitekim, yıllar sonra, “başörtüsü teferruattır” fetvasıyla(!) bizim kampüste bin beş yüz başörtülüden geriye yüz kadar kişi kaldığında ne demek istediğini anlamıştım. Başını açan bu “cemaatçilerden” daha sonra Kanada‘ya “iltica” edenlerini tanıdım. İltica etmelerinin sebebi olarak da “dîni inançlarını yaşayamadıklarını” öne sürüyorlardı. Bu burada bir dursun.

Read more

Yaşamak Ya Da Seyretmek…

Fatma Yılmaz Göybulak yazdı…

ankakakakakaka

“Küllerinden yeniden doğabilme” nin diğer adıdır Simurg Masalı; vazgeçmemenin, her şeye ve herkese rağmen yine ve yeniden hayata başlamanın hem de bir öncekinden daha da tutkulu bir şekilde başlamanın mümkün olabileceğinin kanıtıdır… Doğru bilginin, ferasetin, alçak gönüllüğün, yardımseverliğin, empati kurabilmenin, merhametin yani kısaca “saygı değer bir insan olmanın” mümkün olabileceğinin manifestosudur “Anka Kuşu” nun küllerinden yeniden doğabilmesi, çünkü; bir kanadı “aklı(ilim)” diğer kanadı da “gönlü(irfan)” temsil eder. Bu iki melekenin bir araya gelmesinden güç alır Anka Kuşu. Ve böylece yaşama yeniden içten bir “merhaba” der. “İnsanoğlu” da böyle değil midir? Beyni “aklı” temsil ederken, kalbi de “gönlü” temsil etmez mi? Akıl ve gönül uyumlu bir şekilde iş gördüğü zaman insanoğlu harika şeylere imza atar. İkisinin uyumsuzluğu sonucunda ise maalesef aynı insanoğlu kendisine, başkalarına ve dahi evrene kötülükte sınır tanımaz.

Read more