Muhabbet(li) Bir Çay

Hüzeyme Yeşim Koçak yazdı…

“Hac farizasını eda ettikten sonra memleketine dönen hacının, işinin ilerlemediğine, ömründe, ibadetinde, kazancında bereket bulmadığına şaşarım.”

Hazreti Ömer

Farklı bir koşturmacanın içindeydiler. Selim Bey’in genel rahatsızlığı sürdüğü için, yakındaki Sağlık Ocağı’na gidip, ilâç yazdırmışlardı.

Çocuklar için Türk Pazarı’ndan bir kaç oyuncak seçmişlerdi. Yumurtlayan tavuk, kitap okuyan sarışın bebek, yere atılınca ışıldayan toplar, büyüklere küçüklere yüzükler, giysiler, takılar.

Dönüşte, havaalanına gitmek için otobüse bindiklerinde, kimilerinin kucağını tümüyle dolduran, bu oyuncak paketlerinden bulunuyordu. Envaı türlüsünü almışlardı. Selâmi Amca, torunlarını civciv çıkaran tavuktan bile mahrum bırakmamıştı.

Read more

O, Burada

Hüzeyme Yeşim Koçak yazdı…

mağara.jpg

Gai Eaton (Hasan Abdülhakim) Tanrı’yı Hatırlamak kitabında bir hikâye anlatır:

“Uzun seneler Tanrı’yı bulmak için bir mağarada inzivaya çekilmiş bir zâhid varmış. Çile ve meşakkatle geçen hayatının sonunda umutsuzca mağaranın duvarına şu sözleri kazımış: “God is nowhere (Tanrı hiçbir yerde).” Sonra kalkıp dünyaya, ya da belki de ölümüne, koşmuş. Bir müddet sonra genç bir çoban mağaraya sığınmış. Çocuğun fazla okuma yazması yokmuş, zahidin ardında bıraktığı hiçlik şehadetini zorlukla okumaya çalışmış: “N-O-W (şimdi).” Bir süre soluklanıp yazının kalanını okumaya devam etmiş: “H-E-R-E (burada).” Birden zihninde şimşek çakmış, kalbi sevinçle dolmuş. Bulmuş. “Tanrı şimdi!” “Tanrı burada!” Zahidin boş yere çabaladığı sonuca bir çırpıda ulaşmış.” (Gaı Eaton, Tanrı’yı Hatırlamak İslâm Üzerine Düşünceler, İnsan Yayınları, 2015, sf. 180)

Read more

Sevgi Lisanı

Hüzeyme yeşim Koçak yazdı…

sevgi çiçeği.JPG

Günümüzde en çok kullanılan kavramlardan biri, sevgi, aşk. Ama en çok da istismar edilen, kendimizi kandırdığımız, üzerimizde iğreti kalan, içselleştiremediğimiz değer.

Nedir sevgi. Sözlük anlamı kısaca, “İnsanı bir şeye veya bir kimseye karşılık beklemeden yakın ilgi, dostluk, bağlılık göstermeye yönelten duygu”. Daha geniş çerçevede bakarsak Kâinatın yaratılış dili. Gönül lisanı, yüce kalplerin lügati. Dünyanın, varlıkların hareket merkezi, gelişim sebebi sevgi, yürüyüş modeli, azık, pusula. Bizim kültürümüz, inançlarımız insana en üstün anlamlar yüklüyor. Ve büyük sorumlulukların, vazifelerin içine itiyor.

Sevginin şuuruna ermek; insan olmanın bilincine ermekten geçiyor. Ancak, insan olarak yaratılmanın önemini kavramış kişiler, yaşamı da “sevgiyle” saygıyla, bir güzelleştirme faaliyeti halinde değerlendirirler. Kendilerinden başlayarak, dünyayı da güzelleştirirler. Sevgi, güzelleşme güzelleme. İnsan ki kendini geliştirebilen bir varlık. Bizi sadece ailemiz, eğitimciler, toplum değil; tümünden aldığımız bilgiyi değerlendirip, kullanmak ve yükseltmekle, biz ilerletiyoruz. Bir bakıma kendimizin çocuğu, ömrümüzün sonuna kadar öğrencisi, hatta öğretmeniyiz.

Daha üstün bir insanı hedeflemek, bu yolda azmetmek, hayret ve hayranlıkla dünyaya bakmayı öğrenmek elimizde. Israrımız, kararlılığımız bu içsel çocuğu, kalp çocuğunu büyütüp, yüceltecek. Onu ihmal edip geriletebilir, büyümesine fren koyabilir yahut kötü alışkanlıklarla yanlış gidişatla, cehaletle, bağnazlıkla öldürebiliriz de. Herhalde yaşadığımız sürece, bu öğrenciyi şekillendirmeye, irtifa kazandırmaya, donatmaya çalışıyoruz, bununla yükümlüyüz.

Sevgi neden çok önemli?  Bir kere Hayat sevme ilişkisi üzerine kurulu, Yeteri kadar seveceğiz ve kendimizi sevdireceğiz de. Çünkü “sevilmemek”, bazen de bizim çabasızlığımız, tembelliğimiz ve donanımsızlığımızdan ileri gelebilir. Sevgi, iyi, kaliteli yaşamanın da bir kuralı. Mesela ilk etapta, bizi her zaman her yaşta sevgiyle destekleyen, yetiştiren ailemize kalbimiz açmalıyız. Çünkü bazı istisnalar dışında, tüm  ailenin ve fertlerinin üzerimizde bir hakkı, gayreti vardır. Ailemizi, evimizi sevmezsek; en azından çocukluğumuz olumsuz şartlarda geçecek demektir. Okul, öğretmenlerimizden çok değerli olanları vardır, bizi şekillendirirler. Mektep kaçkınları, Hayat Mektebi’nde de onları daha zor günlerin bekleyeceğini bilmeliler.

Read more

İz

 Hüzeyme Yeşim Koçak yazdı…

hhhhh

Genişleyip derinleşen, hummalı, sermedi bir lezzet hissetti. Her şey ona atıf, ondan bir izdi.

Aşk hem tüm dengelerini oynatan, hem de yerini kararını bulduran bir kuvvetti ve bu dalgalanmaya, teşevvüşe şiddetle ihtiyaç göstermekteydi.

Ufka doğru yürüyordu. Sonra nedense durdu. Bir an cesaretlendi. Yakına gitse miydi? Bakamadı. Ya O değilse? Vehimse?

Mesafesini bozmayarak yer değiştirdi.  Bu defa profilden seyrediyordu. Her noktasında ayrı bir özen çekicilik. Fakat renkleri ve yüzünü gönlünce seçemiyordu. Çizgiler birbirinin içine, hayır kendi içine işliyordu.

Hayal değildi. Kalabalık içinde dalgalanır gibi görünen vücudu, bir erkeğe göre oldukça zarif hareketleri. Hep bir ateş, kalkışma isteği veren cismi, gözleri…

İçinde fışkırmaya hazır bir od yekûnu. En küçük bir harekette, uyarıcıda, akıl almaz bir çağrışım veya… Uyanıverecek ve sonra çıkacak, yakacak, çarpacak; dönüp dolaşıp, kafayı bulup gene onda toplanacak serseri bir güç…

Bazen başka insanlar devreye giriyordu. Tümünü öfkeli bakışlarıyla bir köşeye atıyor, kalabalıkları yarmak istiyor, sonra çakılıp kalıyordu. Ruhun çılgın akma arzusuyla, ayakların yerde sabitlenişi, atılış ve mıhlanış duygusu hatırı sayılır bir ıstıraba dönüşüyordu.

Bir adım belki. Yok, yapamazdı. Yokluğuna dayanamazdı. Gayrı isimlere tahammül edemezdi.

Vücudu devasa bir hançere gibi, boğuk boğuk bağırıyordu. Ancak kimse işitmiyordu.

Eteğine yapışsa. “Aradığım sensin” dese. Elini öpüp koklasa.  Yakına gelse miydi? Bakamadı. Ya O değilse? Vehimse…

O değildir. Kim bilir kimdir. Gitse, bilirdir. Ama dikilmiştir. Netice.. müşkül iştir. İşkillidir. Sevda zor iştir. Sınanmaya kim gelir? Kesilmiştir. Bitiktir, yitiktir.

Read more

Bıçak

Hüzeyme Yeşim Koçak yazdı…addasdasdadfaBıçak önce, kendini yapan ustaya yöneldi ve üst üste kalbine saplandı.

Bıçağın öyküsü böyle başladı.

Sonra, varlığıyla her içli dışlı olanla, ona bağlılığını ispatlayanla birlikte; yaman bir beraberlikle, amansızsa kesmeye başladı.

Serkeşti, fütursuzdu, sarhoştu… Paslı yürekleri merkezine çekerdi. Söz dinlemezdi, asiydi, gabiydi…

Bıçağın bir adı da, “Kör bıçaktı”. Kör bir lânetle, her yere, her şeye batabilirdi.

İnsanoğlunun elleri, bıçağın gözleriydi.

Bıçağın kabzasında harfler kazılıydı. Çoğalıverseydi keşke harfler. Uzun cümlelere dönüşseydi soluksuz. Sonsuz nefeslerle, çığlıklar içindeki insanlığın imdadına yetişseydi. Yürek köprülerinin, iletişimin sesi; beşeriyetin bedenini kesmeye hazırlanan bıçağın ucunu köreltseydi. Ya da bıçak sadece, çirkini kesmeye; ama kökünden kesmeye yarasaydı.

Saatler 12’yi vurduğunda, idamlıkların kanı, faciaların, cürümlerin feryadı, mazlumların âhı değil; aşkların ter ü tazeliği, baharlarla sarmaş dolaş sonsuz yeşilliği, meydanlarda fışkırsaydı. Read more

Alkışlar Boş Laf Bürosuna!

Hüzeyme Yeşim Koçak yazdı…

Bazı gerçekleri dışardaki ağızlardan, bir başka pencereden seyretmek, dinlemek zevkli geliyor.

İngiliz Yazar Tim ParksCharles Dickens’in bir romanında geçen “Boş Laf Bürosu” adı verilen; İngiliz bürokrasisi, kırtasiyeciliğini eleştiren şu satırlara değinir. Günümüzde de geçerli olabilecek eleştirilerdir bunlar. Belki de insanoğlunun zaafları fazla değişmemiştir:

Boş Laf Bürosu“(zaten herkesin bildiği gibi) hükûmetin en önemli bakanlığıydı.

Boş Laf Bürosu’nun onayı olmadan herhangi bir kamu işi asla yapılamazdı. En büyük kamu pastasında da en küçük kamu turtasında da onun parmağı vardı. Boş Laf Bürosu özel olarak yetki vermediği sürece en bariz doğruyu yapmak da, en bariz yanlışı düzeltmek de mümkün değildi. Yeni bir Barut Komplosu kibritin çakılmasından yarım saat önce açığa çıksaydı, herhangi birinin parlamentoyu kurtarması ancak Boş Laf Bürosu en az o heyet, yarım kile toplantı notu, çuvallar dolusu idari bilgilendirme yazısı ve aile boyu bir kasa dolusu dilbilgisinden yoksun yazışmayı toparladıktan sonra mümkün olabilirdi.

Read more