İkinci Endülüs Notları!…

M. Ali Abakay yazdı…

laaaa.jpg
Endülüs-Lâ Galibe İllallah

Gönül Dostu;

Endülüs‘te olanın tekerrürü coğrafyamızda…
Birleşip her birini yok eden, sırasını beklemekte. 
Abdullah‘a Annesi ne demişti? 
Hatırla!…

***
“Lagalibe” ile başlayan önemli mesajı taşlara kazdıran, öncesinde kime yardım etmiş idi? 
Endülüs‘te olana baktığımızda Seferada yardım eden bizdik.
Arap olan dindaşlarımızı gemilere doldurup taşımadık, taşıyamadık.

Read more

Yerel Gazeteler Neden AVM’lerde Satılmaz

M. Ali Abakay yazdı…

yerelllll.jpg

Yerel basını kendince takip etmeye çalışır, her şehrin gazetesini daha çok www.bik.org.tr sitesinden okumaya gayret ederim. Şehir araştırmalarını yaparken birçok ilde yayınlanan gazeteleri temin etmemiz, Basın İlan Kurumu’nun Yerel Gazeteler Sayfası sebebiyledir.

Yerel Gazetelerin Önemi

Yerel basının güçlü hale getirilmesi, daima söz konusu edilir. Hakikatte yerel gazete, çıktığı şehrin sesidir, dilidir, kulağıdır. Yerel gazete, şehrin dışa açılan penceresidir. Yerel gazete, şehrin ihmal edilen, çözüm bekleyen meselelerine bir cerrah gibi neşter  vurur, aslında. 

Yerel Gazetelerin Fiyatı

Yerel gazete, şehirle sınırlı olduğu için, çalışanı az olduğu için, dar bir çevreye seslenir, ya da bizce böyledir. Her gazetenin okunabilirliği, sabah dağıtımdan akşama kadar olan süredir ki bu on saatle sınırlıdır. On saat içinde okunurluğu söz konusu olan bir gazetenin, o şehirde okuyucusu yerel olduğu zaman, ulusal gazeteler karşısında çok satılması mümkün değildir. Yerel gazetenin çok sayfalı olmayışı, çoğunlukla siyah-beyaz çıkması, okurun azlığı fiyatının ulusal gazeteden aşağı olmayışına zemin hazırlar.

Yerel Gazete ve Manşet Konusu

Yerel gazetenin okunur şekli daha çok gazetelerin manşete taşıdığı haberlere dayanır. Önemli haberler, manşete taşındığı zaman gazetenin o günlük satışı fazla olur. Lakin manşete taşınan haberin oluşumu, seslendiği kitlenin isteği biçimde olmalıdır. Manşet haberin seslendiği kitlenin memnuniyet duyması esastır.

Read more

‘Türkiye’nin Ulu Camileri’ Eserinin Tenkidi

M. Ali Abakay yazdı…

musssss.jpg
Mustafa Cambaz

İslam Coğrafyamızın herhangi bir yerinde ilk yapılan ibadetheneler genelde “kadîm-eski” şeklinde isimlendirilir. Bu ibadethaneler büyüklüğü, ihtişamı ile diğer ibadethanelerden ayrılır. 

Mabetlerin tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. Bu kadar uzun bir tarihe sahip olan mabetlerin bazen ne zaman yapıldığı, kimin tarafından yapıldığı, bazen restorasyon yapılıp yapılmaması gerektiği gibi konular tartışılır. Bazen de bu kadim mabetlere ait çini, minber, kitabe, kapı gibi nesneler yurtdışına kaçırıldığından gündem olur.

54433360_1168489783337704_3191729397547663360_n.jpg

Ülkemizin bir çok yerinde bu ihtişamlı, kadim ibadethaneler bulunur. Kimi büyük şehirlerin içindeyken kimi ıssızlığı ve kimsesizliği yaşar. Zamanında ticareti, sosyal hayatı zengin olan yerleşim yerleri bugün eski cazibesini yitirmiştir. Ülkemizin bu tarihi eserleri zaman zaman çeşitli çalışmalara konu edilir. 15 Temmuz’da hayatını kaybeden Mustafa Cambaz da “Türkiye Ulu Camileri” adını verdiği fotoğraf albümünde önemli mabetlerin fotoğraf karelerini bir araya getirir. Merhum Cambaz‘ın albümü Şaban Abak tarafından hazırlanarak Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığınca yayınlandı. On bine yakın fotoğraf karesi ayrıntılarıyla albümde yerini bulmuş. 

Read more

Ağıtlarımız ve Mûsiki Sefalet

M. Ali Abakay yazdı…

kjkjkjkjkjkjkjk.jpg

Şehir araştırmaları yaparken, ağıt olmasına rağmen, hızlı, hareketli türkü formunda söylenen eserlerin, alkışlanarak dinlenmesi, hüzünlü hikâyeler sahip ağıtlarda şıkıdım şıkıdım oynanması şaşırtıcı geldi. Kimi zaman ölenlerin ardından yakılan kimi zamanda sıla hasretiyle söylenen ağıtların, gereği gibi okunmayışı, dinleyicilerin bu eserlerin ruhuna saygısızlığı biraz da o eserin özünü bozup hızlı, hareketli bir forma sokan icracılardan kaynaklanıyor. Bir toplumun otantik, kadim değerlerini yansıtan, duygu dünyalarına kapı aralayan bu ürünlerin ilk çıkış anından fraklı bir duyguyla dinlenmesi aynı zaman o toplumun duygu bozukluğunun olduğunu da gösterir. 

Varlık kendini dolaysız olarak sözlü kültür ürünlerinde açığa çıkarır. Türküler, ağıtlar, gazeller, hoyratlar, uzun havalar eğlenilecek, alkış çalınacak durumların çok ötesinde değerlendirilmesi gereken ürünlerdir. bunlar gürültüye dönüştürülüyorsa, hikâyelerinin dışında formatlanıyorsa sıkıntı büyük demektir.

Malatyalı Fahri Kayahan’ın “Uyan Sunam Uyan Derin Uykudan” eseri, eseri oluşturan, esere zemin hazırlayan durum bilinmeden, değişik formatta okunur olmuşsa, o ağıdın hikâyesi anlatılırken sıradan bir olaya dönüştürülmüş ise bu durum, o eseri okuyanların bilgisizlik deryasında yüzmelerinden ve sorumlu bir hafızadan nasip almamış olmalarından kaynaklanır. İftira sonrası asılan veya kendini asmış bir kadın, geride gözü yaşlı koca ve iki yaşında bir çocuk. Mesele iki dostun tartışması ve sonrasında aynı hamama giden dostların eşlerinden birinin hamam arkadaşının sırtındaki beni, kocasına söylemiş olmasındandır. Fahri Kayahan’a son sözünü söyleyen Mustafa’nın bu benden bahsetmesi, asılmaya sebeptir. Bunu izahta zorlanırken, sanal ortamda, kimi etkinliklerde bu hususun canlandırılması, ayrı bir üzüntüdür.

Read more

Şehre Dair Hasbıhal

M.Ali Abakay yazdı…

diiiiii

Bulunduğunuz şehri tanıyor musunuz?

Bir Şehirde doğmuş olmak önemli değil, aslında. Yaşadığınız şehrin güzelliklerini bilmeniz ve doyasıya yaşamanız önemli olan.

Doğduğunuz şehirde, büyüdüğünüz şehirde tarihî, edebî, kültürel zenginliğin farkında olmanız, öncelikle kendinizi tanımanızdır.

Bulunduğunuz şehirde tarihî zenginliklerin farkında mısınız?

Tarihten gelen mirasın farkında olmak, dünden bugüne gelen mimarî eserleri, yazılmış kitapları bilmeniz, yaşadığınız şehirde hayatınızı devam ettirirken yaşamınıza farklılıklar kazandırır.

Bulunduğunuz şehirde doğal güzellikleri, turizm alanlarını bilmeniz, bazen can sıkıntısını üzerinizden atmanız için, doktor tavsiyesinden daha önemlidir.

Temiz havanın, tabiatın güzelliklerinin farkında olmanız, şehrin bazen boğucu, bazen insanı sıkıntıya sokan ortamından sizi uzaklaştırır.

Read more

Görmeyince, Anlamayınca…

M. Ali Abakay yazdı…

görmemek

Görmeyince insanın yapabileceği bir şey yok, hele hissetmeyince bir de kalbi. Kalbinin derinliği olmayınca suyun üzerinde görünenden ibaret kalır, okyanus.

Görmeyince hakikati, anlaması nâ-mümkün, kalp gözü açık değilse bir. Duygunun, fikrin eteğine yanaşmaktan uzaktır, gönül.

Görmeyince susuvermesi kişinin, mutlaka muhtaç olduğu bir şeyler vardır, düşünür insan. Dilencinin avucuna bırakılan, onun bir günlük ihtiyacını karşılamaktan ibarettir, kendisine yapılan yardım.

Görmeyince, kanayan yüreğe tuz basılır, sevdanın girdabına kendisini kaptıran. Çaresizlik, kolunun, kanadının kırılmasıdır, insanın.

Read more

Dileğimi Sorsalar

M. Ali Abakay yazdı…

savaşşşş

Biliyorum, yeryüzünün kanla boyandığını, insanların bir daha bir daha öldürüleceğini, çok ocakların yıkılacağını, yeryüzünde çağdaş firavunların, nemrutların boş durmayacağını biliyorum.

Biliyorum, suların hızla kirlendiğini, toprağın sentetikleştiğini… Toprağın toprak olmaması için ne çok uğraşıldığını biliyorum.

Biliyorum, insanlığın açlıkla imtihan edildiğini ve insanlıktan çıkanların kimler olduğunu biliyorum.

Read more