“Her Bir Şey Yahşı Olar”

Mehdi Genceli yazdı…

Hazret-i mahdum beş yıldır yüzme okuluna gidiyor…

O artık kazandığı sekiz madalyayla ulusal çapta bir dünya şampiyonu!

İlk başlarda mahdumu kursa ben götürürdüm. Çalışmalar yaklaşık bir buçuk saat sürerdi. Hazret derste iken ben civardaki kuytu bir kafede bir saat kadar kitap okuyup veya telefonda eşelenip antrenmanın bitmesini beklerdim. Program yoğundu. Haftada en az beş gün, beş akşam, mahdum havuzda, ben kafede… Çocuk yetiştirmek zor tabii. Öyle saldım çayıra Mevla’m kayıra anlayışıyla olmuyor bu iş.

Read more

Başkası Olma Kendin Ol

Mehdi Genceli yazdı…

Bakü Devlet Üniversitesi, yoğun sınav haftasına girdi. Öğrenciler harıl harıl ders çalışıyor, ya da öyle görünüyorlar. Her hâlükârda başarılar diliyorum onlara, umarım yüksek yüksek notlar alırlar… Sınav deyince Marmara Üniversitesindeki sınavları hatırladım. Geçen sene Çağdaş Türk Dünyası Edebiyatı dersimizde öğrencilerle aşağıdaki minvalde bir hasbıhâl etmiştik. Vaktiniz varsa buyurun, siz de okuyun…

Başkası olma, kendin ol
Böyle çok daha güzelsin

Read more

Azeri’nin Serüveni

Mehdi Genceli yazdı…

azerbAYCAN

Gecedir. Gün bitmiş, esneme seansları başlamıştır. Deliksiz bir uyku çekmek için hazırlık yapıyorum. Kalkıp yatak odasına doğru ilerliyorum fakat kitaplığın önünde buluyorum kendimi. İki satır okuyup hemen uyuyacağım diyorum. Bir kitap çekiyorum rastgele, sayfalarını çeviriyorum. Altını çizdiğim yerlere göz atıyorum. Takılıp kalıyorum bazen, uykum kaçıyor. Ne tuhaf bir alışkanlık! Son zamanlarda sık yapıyorum bunu. Neden? Niçin? Yaşlanıyor muyum yoksa? Eyvah! Yarı yol köprüsünden daha yeni geçmedik mi? Ne ara uçtu yıllar, ne çabuk yaşlandık? Dünya fâni, ömür kısa dedikleri bu mudur acep?

Gecedir. Kitaplığın önündeyim yine. Bir kitap açıyorum tefeül çekercesine, karşıma şu satırlar çıkıyor: “Boyunları kopan palmiyelerin devrilen gövdeleri yerini beyaz dikintilere(bina karşılığı kullanılan bu Azeri sözcük, mimari üslubun tatsızlığını da belirtiyor sanırım) terk ediyor.” Şaşırıyorum. Kapatıyorum kitabı. Muzip bir tebessüm konuyor yüzüme. Yatıyorum. Rahat bir uyku çekiyorum.

Read more

Serin Çay

Mehdi Genceli yazdı…

çay

Çayı Çinliler bulmuş diyorlar. Ne kadar doğrudur bilmiyorum ama çaydan çay yapıp içmek, bizim icadımız olmalı. Çaya bizim kadar düşkün olan ve bizim kadar ulvi bir mana yükleyen başka bir millet var mıdır acaba? Biz çayı ibadet havasında içeriz âdeta. Sabahı çayla açar, öğlen çayla mola verir, günü de çayla kapatırız…

Yalan mı a dostlar? Çay bizim hayatımızın demidir.

Günde birkaç bardak çay içenlerden biri de benim. En güzel çayı çocukluğumda içtim diyebilirim. Eskiden, kutusunda siyah fil resmi olan çaylar gelirdi Hindistan’dan. O çayların dimağı bihuş eden bir tadı, sadece kendisine benzeyen farklı bir aroması olurdu.

Yazın bahçemizde semaver kaynatılır, meşhur filli çaydan demlenir, doğal meyvelerden hazırlanmış nefis reçeller ve daha çay gelmeden ağızda paramparça olan kurabiyeler eşliğinde çay içilir, sohbet edilirdi. Çay ne kadar berrak ve lezzetli olursa sohbetin kıvamı da o ölçüde derin ve anlamlı olurdu…

Read more

Ayrılıktan Ölüm Yeğdi

Mehdi Genceli yazdı…

şövket.jpg

Azerbaycan’ın Sovyet dönemi sanatçılarını gayet iyi bilirim. Benim çocukluğumun duayen sanatçılarıydı onlar. O birbirinden değerli, birbirinden usta sanatçıların ruha kâh coşku kâh da hüzün veren şarkılarıyla büyüdüm. Hamuruma maya, uykularıma ninni olan bu milli “mahnı”ların çoğu tabii ki ezberimdedir hâlâ. Evde, sokakta, sınıfta mırıldanır dururum zaman zaman. Sesim de fena değil bu arada… Onlar kadar iyi söyleyemesem de alaylı takımına taş çıkartırım yeminlen. Devlet senfoni orkestrası gibi ıslık çalarım bir de… Bu sâyede bütün müzik âletlerini kullanabiliyorum. Beni bilenler bilir, fazla söze gerek yok…

Sovyetler dağıldıktan sonra ritim bozuldu sanki. Devlet desteği kaybolunca kalite irtifa kaybetti. Yetenek köreldi, ilham perileri göğe çekildi, sanatçılar yozlaştı, şarkılar anlaşılmaz oldu. Yüksek yüksek müzik okullarında dirsek çürütmüş o güzide sanatçıların tahtına, mahalle mektebinde yarım yamalak mikrofon yalamış türedi sanatçılar oturdu. Sanayi-i Nefise görmemiş bu nev-zuhur sanatçılar, mantar gibi çoğalan renkli ekranları vitrin olarak kullandılar. Kabul görenler düğünlere kaydı, oralardan yüklü paralar kazandılar. Neticede “sanat, sanat içindir” ilkesi çöpe atıldı, onun yerine “sanat, sünnet düğünlerinde şarkı söylemek içindir” anlayışı geldi.

Read more

Kürdemir Simidi

Mehdi Genceli yazdı…

kürdemir

Sabah kahvaltı yapmadan alelacele çıktım evden. Otobüse yetişmem gerekiyordu. Gence‘ye anamı görmeye gidiyorum. 

Yol boyu güzel bir dinlenme tesisinde çay içip Ayvalık tostu yemenin hayalini kurdum. Kürdemir ili mola yeri ama otobüs güzel görünen birkaç tesisi ıskaladı. Şoför işini bilir, en iyi yerde duracak diye beklerken otobüs ana yoldan çıkıp ıssız bir yere demir attı. İndim, çevreye bakındım. Manzara, hayalini kurduğumun yanına bile yaklaşmıyordu ama ben cesaretimi toplayıp hayalimi teselli ettim, darılmasına, kırılmasına müsaade etmedim. Bir umutla bakkal olduğunu tahmin ettiğim kulübeden bozma yapıya yaklaşıp camından içeri baktım. O da ne? Poşetin içinde sıra sıra dizilmiş soğuk ama İstanbul kokulu simitler cilve yapıp bana ordan göz kırpmasın mı? O heyecanla boş bulunup ”nerden getirdiniz bu simitleri?” diye saçma bir soru sorunca hayatımda gördüğüm en kaba bakkal amca ”nerden olacak, pişirilen yerden!” diye yapıştırdı cevabı.

Read more

Kork Aprilin Beşinden…

Mehdi Genceli yazdı…

bakü

Bu sabah okula gitmek üzere evden çıktım, telefon açıp taksi sipariş ettim. Firma, Semend marka araba gönderdi. Kapıyı açtım, selam verip oturdum. Oturur oturmaz kement misali koltuk kemerini çekip usulca bağladım. Şoför şaşkın ve merak dolu gözlerle bana baktı, serapa inceledi, dile gelip kemerimi bağladığım için teşekkür etti. Sonra da “Bizimkiler kemer bağlamaz, siz yabancı olmalısınız” dedi. 

“Doğru bildiniz, tebrik ederim fakat gerçek şu ki sade ben değil, hepimiz yabancıyız aslında. Âlem-i fâniye kadem-nihâd olan her canlı yabancıdır, étranger’dir. Gerçi Camus bunu söylediğinde henüz çocuk denecek yaştaydı, ondan pek itibar görmedi doğal olarak. Zira erken olgunlaşmak bir meziyet değildir. Her şey zamanında güzeldir. Vakitsiz öten horozun akıbetini bilirsin muhakkak… Anlayacağın, benlik nâkıs, varlık muamma, kâinat esrarengiz, mutlak ilim imkânsız… İşbu nedenle yabancı olmaya mahkûmuz, dostum. Sen de yabancısın, ben de… Bütün insanlar gibi…  

İnsan, hiçbir şeyin asıl mahiyetini bilemez. Bize malum olur sadece. Hani meşhur bir fil hikâyesi vardır ya, o kadar işte… Neresinden tutsan odur hakikat. Doğrularımız, sadece kendi bahçemizin mahsulü, gerisi esatir, efsane, masal… Velhasıl, oda zifiri karanlık, elimizde cılız bir mum… Ne kadar aydınlatabilirse artık…”  

Şoförün yolu unutup deli mi yabancı mı olduğunu kestiremediği sıra dışı müşteriye pürdikkat baktığını fark edince dizginledim kendimi. Sustum, arabayı incelemeye başladım. 

Read more