Şimdi ve Burada

Mine Poyraz yazdı…

Gözlerini araladı. Uzun süredir ilk defa erken uyuyup zinde uyanmıştı. İçini kaplayan huzurun keyfini çıkarmak için sakin dalgaların ve kuş cıvıltılarının sesini dinlemeliydi. Elini yüzünü yıkayıp odanın balkonuna çıktı. Büyülü bir sabahın tılsımını bozmamak için kedi adımlarıyla hareket ediyor, günlük yaşamın telaş ve kaygılarından uzak bu atmosferin dönüştürdüğü duygularını, akışa bırakmak istiyordu. Çocukluk yıllarından yansıyan duygular, dalgaların sakin ritmiyle senkronize olmuş gibi yayıldı benliğine.

Ayin gibiydi doğanın ahengi. Denize dikkat kesildi. İlerde zıplayan yunusların varlığını fark etti. Tatlı bir heyecan eşlik etti şaşkınlığına. Sanki bu sabah her şey kendisini mutlu etmek için tasarlanmıştı. Sulama sisteminin devreye girmesiyle yayılan çim kokusu, yeni uyanan kelebeklerin dansı…

Read more

Yaşken Eğemediğimiz Ağaçlar

Mine Poyraz yazdı…

mememememe

Mehmet abi, otuzbeş kırk yaşlarında, cüsseli ama zekası 5-6 yaşlarındaki çocuk zekâsına sahip bir komşumuzdu. Çocuklar için ait olduğu çevrede her şey hayatın normalidir ya, Mehmet abi de hepimiz için normalin bir parçasıydı. Mahallemizin bütün çocukları onu çok sever, ebeveynlerimiz de onunla iletişim halinde olmamızdan zerre kadar rahatsız olmazdı. Kekeme konuşmasıyla (bazen de biz eğlenelim diye abartarak) hepimizi güldüren, merhametiyle tüm çocukların arkadaşlığını kazanan bu güzel yürekli dev, dostumuzdu bizim. Annelerimiz bize her seslendiğinde “Tamam anne birazdan geliriz” desek de oyundan vazgeçemeyip oyalandığımızda, oturduğu yerden kendisi de seslenir, kekeme konuşmasıyla çolak elini ve aksak ayağını göstererek “Annemin sözünü dinlemedim, damdan düştüm, böyle oldum. Siz de böyle olursunuz sonra, annenizi dinleyin” diye uyarırdı bizleri.

Bir gün halamların semtinde, bir çocuk ordusunun, birilerini taşla sopayla kovaladığına tanık olduk kardeşimle. Taşla, sopayla arkasından koşulan kişinin Mehmet abi olduğunu fark edince donakaldık. Mehmet abi, kimi zaman kaçmaya ara vererek duruyor, kalabalığın karşısında kendisini korumak için çolak elini kafasına siper ediyor, diğer eline aldığı küçük taşları, çocuk ordusuna atar gibi yapıp avucunu gevşeterek kendi arkasına bırakıyordu (her zamanki merhametiyle…). Yoruldukça zaman kazanmaya çalışıyordu sanırım. Şu an kardeşimin yüzündeki ifade geldi gözlerimin önüne. Nasıl da dehşet vericiydi… Şaşkınlığımız, aczimiz, çaresizliğimiz, acımız peşpeşe yansıyordu sanırım yüzümüze. Kardeşimin yüzünde okuduklarımla, aynıydı duygularım. Ağlıyorduk..!

Read more

Dayı Derdim Ona…

Mine Poyraz yazdı….

cömerrrrrr.jpgDerdini ya çok büyük bir suya ya da ulu bir ağaca dökeceksin evladım. Ancak onlar hafifletir” demişti. Söz vermiştim; (tedavimin ardından yeniden araba kullanmaya başladığımda) ya büyük bir su kenarına ya ulu bir ağaç altına götürmeye.

Altı yedi yıldır tanıdığım, sadece insanı değil börtü böceği dahi önemseyen sevgi dolu bir insan. Dayı, diyorum tanıdığım günden itibaren kendisine.

Bir gün soğuktan uyuşmuş bir örümceği alıp güneş göreceği sıcak bir yere koymuş. Mutluluğu o denli büyük ki; o gece rüyasında kendisini Kabe’de görmüş. Bunun gibi birçok hikayesi var.

İnsan yaşlandıkça cimrileşir derler. Harcadığını yerine koyacak gücü bulamanın ve yaşama inancını sarsan deneyimlerin de etkisi vardır şüphesiz. Ama Gözübol Dayı, 85 yaşını aşmışlığına rağmen, gözünün bolluğundan hiçbir şey kaybetmemiş.

Bir fotoğraf sanatçısı; katkısından dolayı, ödül aldığı fotoğraftan kazandığı paranın bir kısmını vermek istemiş, “benim bir emeğim yok” diyerek kabul etmemiş Dayı. Bu konuyu açtığımda “ben parayı ne yapacağım evladım. Şükürler olsun, maaşım bana yetiyor “ diyerek geçiştirmişti.

Bir gün, başka bir ilden bir müftü gelmiş yanına. Tanışma faslının ve biraz sohbetin ardından, “Sizi rüyamda gördüm. Buralara salt sizi tanımak için geldim” demiş. Şaşkınlıkla “Ben kimim ki?” demiş Dayı. Lafı uzatmayayım, olayı bilenlerden duyduklarımı teyit için sordum kendisine. Anlattı özetini, çocuksu bir mahcubiyetle.

Kalp gözü açık Dayı’nın… Ne zaman çok bunalsam “Evladım nasılsın?” diye arar beni. Şaşırmaz oldum zamanla.

Read more