Sinan Terzi’nin Kısa Hikâyeleri

Muaz Ergü yazdı…

dddd

Âşık Reyhani “bahar gelsin şu dağlara çıkayım/Belki derdimize çare bir çiçek” diye söylüyor. Uzunca bir zamandır dermanı kesilmiş, dizlerinin üstüne çökmüş bir hâlde yaşıyoruz Anadolu topraklarında. Hem maddi hem manevi dertler elvan elvan… İçine gömüldüğümüz, burnumuzun ucunu göremediğimiz bir telaş, bir endişe… Sanki mevsimsiz bir bahçede yaprak döken bir ağaç gibiyiz. Gelip geçen onca bahar rüzgârı dokunmuyor saçlarımıza. Çiçekler çiçek gibi kokmaz olmuş. Her şey sentetik, naylon… Oysa en güzel baharlar Anadolu’nun dağlarında, kırlarında yaşanır. Binbir türlü çiçek kokusuyla mest olur yeryüzü. Doğa yeniden doğar bir kırlangıcın ötüşünde, bir bülbülün kanat çırpışında…

Evet, Reyhani’nin dediği gibi derdimize çare bir çiçektir. Farkına varamadıklarımız, farkında olamadıklarımız… Reyhani’nin bu mısrası Sinan Terzi’nin ilk hikâye kitabına isim olmuş. Çok da güzel olmuş! “Derdimize Çare bir Çiçek” yazarın ilk kitabı olmasına rağmen göze çarpan bir acemiliği barındırmıyor. Metinler kendini kolayca okutuyor. Okuduğunuz metinlerde hayatı görüyorsunuz, hepimizin yaşadığı, yaşamakta olduğu… Bütün samimiyetiyle, sıcaklığıyla bizim insanımız var bu kitapta. Biz varız: İpsiz Cemalettin, Nabi Abi, Kerim, Ercan Abi, Metin, Çaycı Hamdi, Muhtar İsmail Abi, Totocu Nedim, Alâeddin Usta, Topal Hasan, Pelvan Salim Aga…

Read more

Ömer Muhtar, Çöl Aslanı

Muaz Ergü yazdı…

Ömer Muhtar…

Bazen, kalemi ele alıp biri hakkında bir şeyler yazmak istediğinizde, Onu anlatma gereksinimi duyduğunuzda kafanızın içinde sorular dolanıverir. Acaba nasıl anlatabilirim? Gerçekten anlatabilir miyim? Unuttuğum, boşlukta kalan şeyler olur mu?… Aslında zihninizde, muhayyilenizde sözler, Onunla ilgili anekdotlar uçuşup durur. Kopuk parçaları bir araya getirmek zorlar sizi. Hele yazacağınız, anlatacağınız kişi hayat denen oyunu en zirvelerde tamamlayanlardansa. Adı zaman ve mekânı aşarak hâlâ bütün diriliğiyle var oluyorsa. Korkarsınız onu yazmaya, anlatmaya. Onun hatırasını gerçekten layıkıyla yâd edebilir miyim? diye düşünürsünüz. Zirvede yaşanmış hayatları kelimelere hapsetmek korkusu… İşte Ömer Muhtar’ı yazmak için oturduğumda bu duygu ve düşünce deryasına dalmış oldum. Ve gerçekten ürperdim Onun yaşadığı o derin, yüce, tarifsiz iklimin ne kadar uzağına düştüğümüzü fark ettikçe. O sade hayatların içinde yükselen muhteşem tutkuyu hissettikçe… Ve bugün hapsolduğumuz mekanik düzeneğin içinde kaybolduğumuzu bile bilemedikçe…

Read more

Aşura, Muhallebi Bayramı Değil

Muaz Ergü yazdı…

Bugün Muharrem ayının onu. Günlerden Aşura. “Büyük Kefaret Günü”… Günlerden bir gün, takvimlerden yırtılıp atılan bir yaprak değil o gün. Kimileyin insanlığın yükseliş destanına, kimileyin de derin trajedimize tanıklık eden bir gün.

İnsanoğlunun yeryüzü serüveninde en sevindirici ve en kahredici vakalar Aşura Günü vuku bulmuş. Âdem Baba’mızın tövbesi o gün kabul görmüş Yüce Divan’da. İbrahim’e (a.s) ateşi gül eylemiş Mevla. Yakub’un gözlerini kör eyleyen ayrılık o gün son bulmuş. Eyyub’un sabrı o gün karşılık bulmuş. Kardeşimiz, dostumuz Nasıralı İsa Nebi o gün doğmuş. Rahman ve rahim olanın inayeti, teveccühü… İnsanın yüce ruhu o gün şahlanmış.

İnsanın o yüce ruhuna galebe çalan, balçık yanının, bütün kötücüllüğünün geminden boşanmış bir kısrak gibi dörtnal koştuğu nefsinin ve hırsının esiri olduğu “Kerbela Faciası” da o gün gerçekleşmiş. Hatemü’l Enbiya Muhammed’ül Emin’in emanetleri, sevgili torunları, Ehli Beyt’in mazlumları Yezit’in iktidar hırsına, makam sevdasına Kerbela’da kurban verilmiş. Hüseyn, Büyük Kurban… İnsanlığın haysiyeti, özgürlüğü uğruna adanmış büyük adak. Hani Peygamberler Şahı “Hasan ve Hüseyn, benim dünyada kokladığım iki çiçeğimdir.” demişti. İşte o çiçeklerden biri Hüseyn, Kerbela’da günlerce susuz bırakılarak solduruldu ve solgun bedenine yüzlerce ok ve kılıç darbesi saplanarak şehit edildi.

Read more

Bir Türkü Söylesen!

Muaz Ergü yazdı…

Bir türkü, bir hoyrat, bir ağıt, bir uzun hava söylesen…

Uçsuz bucaksız bozkır gecelerinde ayı seyreylesem. Tatlı bir tedirginlikle otursam ayın altında ve su kadar berrak türkülerle aralasam sonsuzluğunu kapısını. Göğün lacivertliğine bir dua gibi atsam türküleri. Derin bir uykuya dalsam sonra türkülerin yatağında. Serin bir bozlak rüzgârıyla uyansam serin bozkır sabahına…

Dumanı kalkmadan, karı erimeden çıksam Gönül Dağına. Soğuk sulardan içsem avuç avuç. Yakıcı bir özlemle baksam Gönül Dağından… Serin bir rüzgârla, bir Acem Kızıyla insem ovaya. Bir halaya tutuşsak…

Acıyı, çaresizliği, ayrılığı duysam; Özlemi, vuslatı, sevinci dinlesem türkülerden. Yüzlerce yıllık yoksulluğu düzen tutmayan bir sazdan dinlesem. İsyan ateşi ile alevlenen eşkiya türküleri okşasa saçlarımı. ben bir dağlı türkünün atına binip gitsem uzak diyarlara.

Read more

Esad Bey Oryantalist Mi?

Muaz Ergü yazdı…

Essad Bey, Kurban Said, Lev Nussimbaum… Ülkemizde pek tanınmayan ama yazdığı roman, biyografi türleri de dâhil on beş kitap yazan Azerbaycan’lı yazar ve gazeteci… Dünyada daha çok Kurban Said adıyla tanınmış. 1905 yılında Azerbaycan Bakü’de dünyaya gelir ve 37 yaşında İtalya Positano’da vefat eder. Yukarıda bahsettiğimiz kitaplarının dışında 150’liye yakın makale yazar. Almanca ve İngilizce… Babası petrol sanayicisi bir işadamı, annesi Bolşevik Devrimcisi bir Rustur. Esad Bey, 1917 Bolşevik Devrimi sonrası etnik, siyasi kargaşa ve kaos nedeniyle15 yaşında babasıyla birlikte Bakü’den kaçmak zorunda kalır. Rus askerleri ve Ermeni çeteleri terör estirmektedir. Esad Bey Türkistan, İran, Gürcistan, Paris, İtalya’dan sonra Almanya’ya gelir. Burada dergilerde, gazetelerde yazılar yazar. Kitaplarını yayınlar. Özellikle “Edebiyat Dünyası” dergisindeki yazıları çok dikkat çeker.

Read more

Aylardan Muharrem’dir Şimdi!

Muaz Ergü yazdı…

Hepimizin malumu olduğu üzere Muharrem Ayı’ndayız. Aylardan Muharrem… Sevinçle hüznün, aşkla nefretin, ölümle dirimin, iyiyle kötünün, yıkımla yeniden inşanın bir arada yaşandığı “Şehrullahi’l-Muharrem”. Sonsuzca ayrılmaların ve sonsuz kavuşmaların ayı… Semavat göz yaşıyla semaha durur. Cümle âlem kederden örülmüş bir tebessümle devr-ü devran eyler şimdi. Bir yanımız pür-cûş-u huruş, bir yanımız gözlerine ayrılıktan mil çekilen Yakup Nebi… Bir yanımız İbrahim-i ateş bir yanımız bir serçenin gagasındaki bir damla su… Bir yanımız ulu ummanlarda yüzüp duran kırık dökük bir gemi… Bir yanımız rahmet damlalarıyla ıslanan bir tomurcuk…

Biz Muharrem ayında hem ihsanın, bereketin ipek gibi yumuşak rüzgârında soluklanırız hem de acının, yitirişin en hüzünlü meydanında semaha dururuz. Cümle canlarla semah döneriz…

Muharrem’dir şimdi ay… En çok ta paramparça bir ay damlar Fırat Suyuna. Gamdan bir ırmaktır Dicle… Bir kan ırmağında boğulmaktır bir coğrafyanın kaderi. Hüseyni bir korla yanmaktır… Fitil tutmayan bir yaranın kanamasıdır en çok ta… Darmadağın bir gönül zembereği…

Read more

Eylül: Siyah Beyaz Bir Fotoğraf

Muaz Ergü yazdı…

Vakit eylüldür şimdi. Siyah beyaz bir fotoğraf hüznü gibi gelir mevsim-i hazan. Siyah beyaz bir fotoğraftan damıtılmış hüzün… Sevgilinin gözlerindeki uçurumdan boşluğa düşen damlalar… Yitik bir kalp coğrafyası… Bir nâr-ı azapla dökülür yapraklar şimdi gönlüne. Bir nâr-ı azap… Kesretten vahdete, ayrılıktan vuslata, vuslattan hasrete akar bir ırmak. Gölgeler gerçeğe, gerçekler gölgeye…

Eylüldür gelmiş olan. Gözlerinin göğüne toplanır bulutlar bu eylülü ağlamak için. Ürkek bir düştür şimdi seni gören, sana görünen. Bir ince sızı dolaşır şimdi göğünde.Telaşlı, tedirgin kırlangıçlar uçar aşkın hiçliğe, hiçin her şeye, her şeyin hiçbir şeye karıştığı bir eski zaman masalında. Gecenin üstüne örtülmüş bir yaşmak gibidir şimdi hatıralar. İçli ağıtlar kadar yanık. Gurbete yakılmış türküler kadar derin… Ağıtlar derin, türküler yanık…

Read more