Ömer Lütfi Barkan ve Kolonizatör Türk Dervişleri

Muaz Ergü Türk İktisat Tarihçisi ve Türkiye’de İktisat Biliminin önemli öncülerinden Ömer Lütfi Barkan’ı adaşı Lütfi Bergen‘e sordu. Çok yönlü bir ilim adamı olan, uğraştığı alanlarda orijinal fikirler ortaya koyan ve yaşadığı dönemin genel entelektüel havasından bağımsız iktisadi yorumlarda bulunan Barkan üzerinde durulması gereken şahsiyetlerden. Onunla ve fikirleriyle yakından ilgili Lütfi Bergen Bey’e verdiği önemli bilgiler ve bizlere ayırdığı zaman için teşekkürlerimizi sunuyoruz. 

lütfi.jpg
Lütfi Bergen

Kısaca Ömer Lütfi Barkan’ı tanıtabilir misiniz? Neler söylersiniz onun hakkında?

Ömer Lütfi Barkan (1902)’de Edirne’nin Kıyık mahallesinde doğdu. Bu doğum tarihini önemsemek gerekmektedir. Ahmet Hamdi Tanpınar (1901), Necip Fazıl (1904), Nurettin Topçu (1909), Kemal Tahir (1910) doğumludur. Bu kuşak Osmanlı’nın 1908 Devrimi koşullarında doğmuştur. Çocuklukları da Osmanlı’nın yıkılışı ile Cumhuriyet’in “kuruluş”u sürecine tanıklıkla geçmiştir. Ömer Lütfi Barkan ilk tahsilini de Edirne’de yaptı. Edirne Muallim Mektebi’ni bitirdi. 1923’te İstanbul’da Yüksek Muallim Mektebi’ne girdi. Daha sonra Darülfünun (İstanbul Üniversitesi) Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümünü bitirdi. 1927 yılında Strasbourg Üniversitesi’ne gönderildi. Edebiyat ve Hukuk çift lisansını tamamlayıp 1931’de yurda döndü Eskişehir Lisesi Felsefe öğretmenliğine tayin edildi. 1931-1933 arası bu okulda çalıştıktan sonra 18.11.1933 tarihinde yapılan üniversite reformu sırasında doktora ve doçentlik tezi hazırlamadan, doğrudan Edebiyat Fakültesi Türk İnkılab Tarihi Kürsüsü’nde Yusuf Kemal Tengirşenk’in yanında Türk İnkılâp Tarihi Doçenti olarak görevlendirildi. 1937’de İktisat Tarihi ve İktisadî Coğrafi Kürsüsü doçentliğine geçti. 1939 yılında “Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluş Devrinde Toprak Meseleleri” konulu tezini savunarak doçent oldu.  1941’de profesör, 1957’de ordinaryüs profesörlüğe yükseltildi. Bu arada İktisat Tarihi Kürsüsü Başkanlığı ve Edebiyat ve Fen Fakültelerinde Türk İnkılap Tarihi Profesörlüğü ve 1941’den itibaren 5-6 yıl da Hukuk Fakültesi’nde Türk Hukuk Tarihi dersleri okuttu. 1940’dan itibaren Türk Tarih Kurumu asil üyeliğinde bulunmuştur. İktisat Tarihi Kürsüsünde çalışırken 1950’de Türk İktisat Tarihi Enstitüsünü kurmuştur. Fakülte Mecmuasının İktisat Tarihi sayılarını neşretmiştir. 1973’te emekliye ayrılır. Barkan, Annales Okulu’nun temsilcisi gibi tanınmasına neden olan Fernand Braudel’in “Philippe II Devrinde Akdeniz ve Akdeniz Memleketleri” isimli kitap değerlendirme yazısını ise 1951 yılında İktisat Fakültesi Mecmuası’nda yayınladı. 1979 yılında vefat etmiştir.

Read more

Mimar Mehmet Öğünle Turgut Cansever’i Konuşmak…

Muaz Ergü “Bilge Mimar” Turgut Cansever’i mimar Mehmet Öğün Bey’le konuştu.  Aynı zamanda Turgut Cansever‘in damadı Mehmet Öğün‘e teşekkür ediyoruz.

mehmet öğün
Mehmet Öğün

Mehmet Bey, öncelikle belirtelim ki siz hem merhum Cansever’in damadı hem de öğrencisisiniz. Bize hem bir baba, kayınpeder olan Cansever’i hem de mimar ve hoca olan Cansever’i anlatabilir misiniz? Kimdi Turgut Cansever?

Başta ailesinin tüm fertlerine olmak üzere, genelde insanlara ve diğer canlılara karşı sevgi ve ilgi dolu, yardımını gerektirecek bir durum hâsıl olduğunda ayrım yapmaksızın elinden geleni esirgemeyen çok özel, zarif bir kişiliğe sahipti Turgut Bey.

Read more

Aytekin Yılmaz: “Ölümlerden Sonra Özgürlük Değil, Mezarlık Gelir”

Muaz Ergü, Labirentin Sonu, Yoldaşını Öldürmek, Doğu’nun Talanı ve İnkârı, Sığınamayanlar, Dağbozumu, Ernesto’nun Dağları ve Onlar Daha Çocuktu kitaplarının yazarı Aytekin Yılmaz ile son dönemlerde Türkiye’nin kanayan yarası olan radikal sol örgütler ve PKK tarafından çeşitli propagandalarla örgüt saflarına katılan, eline silah verilerek savaştırılan, hapishanelerde ve dağlarda infaz edilen çocukları konuştu. Özellikle Yılmaz’ın son kitabı Onlar Daha Çocuktu etrafında gelişen söyleşide ezber bozan birçok görüş söz konusu. Şiddeti ve silahı kutsayan devrimci anlayış ve Che Guevara ile ilgili genel kabullerin dışında görüşleri olan Aytekin Yılmaz coğrafyanın kadim birçok anlayışına da farklı perspektiften yaklaşıyor. Yaşamdan çok ölümü öne çıkaran, legal illegal olsun baskıyı, ezmeyi varlık gerekçesi haline getiren paradigmanın açtığı yaralara parmak basıyor. Aytekin Beye yoğunluğuna rağmen bu söyleşiyi gerçekleştirme nezaketinden dolayı teşekkür ediyoruz. 

thumbnail_aytekin-2

“Onlar Daha Çocuktu” kitabında radikal sol örgütler ve PKK tarafından çeşitli propagandalarla devşirilen ve çocuk yaşta savaştırılan, dağda ya da hapishanelerde örgüt kararlarıyla infaz edilen çocukların acı hayatlarını anlatıyorsunuz. Neden böyle bir kitap yazma ihtiyacı duydunuz? Neydi sizi bu acı hayatları anlatmaya götüren sebep?

Bir çok şey söyleyebilirim, geçmişte (1990’lı yıllar) 10 yıl hapiste kaldım. O yıllarda okuyup yazıyordum. Kitapta anlattığım bu tatsız şeylerin çoğuna tanık oldum. Bir yazar öncelikle kendi çağının döneminin tanığı ve yazarı olabilmelidir. Bu bakış açısı beni bu netameli konuları yazmaya itti diyebilirim. “Onlar Daha Çocuktu” kitabım da diğer kitaplarımın bir parçasıdır. 40 yıldır canımızı yakan bu çatışmalı süreci yazıyorum. Yazarlar savaşları bitiremezler ama yazarak anlatarak teşhir edebilirler. Teşhir edilmemiş bir savaş kolay kolay son bulmaz. Yazarlar kendi dönem ve şartlarının sonucunda olurlar. Eğer ortada olmuş bir şey varsa nedeni budur.

Read more

Babama Mektup-III

Muaz Ergü yazdı…

20170419_184611_hdr-1

Sözün değerinin kalmadığından bahsetmiştim sana. Sözün değersiz olması insanın da değersizleştiği anlamına geliyor aslında. Ama şimdilerde insan kendini çok değerli, dokunulmaz, ulaşılamaz sanıyor. Dünyaya da çok değer veriyor insan. Bir oyun ve eğlenceden ibaret olan dünyaya… Muhammedü’l Emin kendini dünya karşısında konumlandırırken şunları söylemişti: “Şu dünyada ben, bir ağacın altında gölgelenen, sonra da onu terk edip giden bir yolcu gibiyim.” Evet, belki bütün sır buradaydı. Bir yolcu olmakta… Yolculuğun bilincinde olabilmekte… Cümle Müslümanlar olarak bu ince çizgiyi anlamaktan uzaklaştığımız, mevziimizi terk edip dünyayı ele geçirme, dünyaya hükmetme hırsına kapıldığımızdan beri ne dünyamızı mamur edebildik ne de ahiretimizi!… İki cami arasında bînamaz bir vaziyetteyiz. Ne doğuluyuz ne batılı… Ne hakkın sınırları belli ne de batılın… Demek ki babacığım! Bir şeyi iddia etmek o şeyi gerçekleştirmek anlamına gelmiyormuş. Zaten yaşayan boş bir iddianın peşinde olur mu? Ancak yaşamayanlar bağıra çağıra iddia ederler!… Yaşayanlar sessiz yaşar, sükûtun en güzel suretinde…

Read more

Dr. Volkan Ertit’le Sekülerleşme ve Akademi’yi Konuştuk…

Muaz Ergü Aksaray Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Hocalarından Dr. Volkan Ertit’le Konuştu. Ergü, çalışma alanı içerisinde sekülerleşme, liberalizm, Batı Medeniyeti ve Modernleşme tarihi gibi konular olan Ertit’le Türkiye’de sekülerlik, din kavramı, Akademi gibi alanlar üzerine ufuk açıcı bir söyleşi gerçekleştirdi. received_339517016723388Hocam, biz toplum olarak bildiğimiz ve bilmediğimiz her konuda çok konuşur, çok yorum yaparız. Sizin üzerinde çalıştığınız “Sekülerleşme” kavramı da bilinçli bilinçsiz herkesin dilinde. Size göre nedir “Sekülerleşme”nin alâmet-i farikası? Nerede başlar nerede biter bu “sekülerleşme”?

Ben bu durumdan mutsuz değilim. Kavram hem akademi dünyasına, hem de ona paralel olarak medya ve gündelik yaşama yeni yeni giriyor. Bu süreçte tabii ki dinsizleşme ya da laikleşme gibi başka anlamlara gelecek şekilde kullanıldı ya da yer yer araçsallaştırıldı. Bunlar normal süreçler. İngilizce literatürde son 50 senedir yapılan din sosyolojisi tartışmalarının en heyecan verici konusu sekülerleşme iken, Türkiye’de son 4-5 senedir bu kavramı tartışıyoruz. Bence kendimize biraz daha zaman verelim. Belki kafamız çok net değil ama geçmişe kıyasla çok daha hassasiyet geliştirdiğimiz muhakkak.

Read more

Prof. Dr. Mustafa Öztürk’le Söyleşmek

Muaz Ergü’nün 2015 yılında Prof. Mustafa Öztürk’le yaptığı söyleşiyi tekrar dikkatlerinize sunuyoruz. O zaman 15 Temmuz kalkışması olmamıştı, söyleşideki bazı isimler el üstünde tutuluyordu. Bugün o güne göre birçok değişti. Bu söyleşi hem o günleri değerlendirme açısından hem de Mustafa Hoca’nın bazı öngörülerinde ne kadar haklı olduğunun görülmesi açısından dikkate değer. Fazlurrahman merkezli olmasına rağmen birçok konuya değinilen yoğun bir söyleşi…IMG_20160827_133414.jpgFazlurRahman Türkiye’deki İslamcılık düşüncesinde ve İslamcılar nezdinde olumlu bir imaja sahip değil. Hatta bazı dinî grup ve cemaatler tarafından tekfir de ediliyor. Böyle olumsuz bir imaja hapsedilen FazlurRahman’la tanışmanız nasıl gerçekleşti? Neydi sizi ona götüren saikler?

Öncelikle FazlurRahman’ın Türkiye İslamcılığında olumlu bir imaja sahip olmaması beni hiç ilgilendirmiyor. Çünkü Türkiye’de İslamcılık denen düşünce ve hareket benim için artık pek bir şey ifade etmiyor. İslamcılıkla ilgili bu değerlendirmem, son günlerde “AKP İslamcılığı öldürdü” diye yazıp çizen Ali Bulaç veya “İslamcılık öldü” demekten büyük keyif aldığı anlaşılan Mümtazer Türköne gibi isimlerle aynı perspektife sahip olduğuma hamledilmemelidir.

Read more

Zarifliği Acz Olan Bir Cahit

Muaz Ergü 7 Haziran 1987’de vefat eden Cahit Zarifoğlu’nu andı…

cccc

“Hayat boş bir rüyaymış.” diyordu Zarifoğlu bir şiirinde. O, bu boş rüyadan 7 Haziran 1987’de uyandı ve en gerçek olana, hakikatin kendisine kanatlandı. Ölümlü olan ve bir gün buradan göçüp gideceğini düşünen insan bu dünya yalan da olsa geriye kendinden bir şeyler bırakmak istiyor. Farkında olarak ya da olmayarak… Cahit Zarifoğlu kısa denecek yaşam süreci içerisinde kendinden geriye kocaman bir tereke bıraktı. Edebiyatı yani edebi kendine miras kabul edenler için. Bereketli bir edebiyat vahası… Genç ölenlerdendi Zarifoğlu. Gençliğine bir büyük hayatı sığdırabilmişti.

Read more