Eleştiri Yumruğu Yemeyen Yazar, Her Cümlesini ‘Balyoz’ Sanır!

Münevver Saral sordu…

Mustafa Everdi şubat ayında yayınlanan Kılçıklı Hikâyeler adlı ilk hikâye kitabından kısa bir süre sonra şimdi de Metropol Mücahidi adlı kitabıyla okurla buluştu. Toplumun çeşitli kesimlerinden kadın ve erkekler Kılçıklı Hikâyeler‘in karakterleriyken yeni kitabında evli bir çiftle karşımıza çıkıyor yazar. Her hikâyede Bahriye ve Esved’in iletişimine tanık ederken ya birinden ya diğerinden taraf olmaya maruz bırakıyor bizi.

Söyleşimize kitap adı seçiminizden başlamak istedim. Hikâyeleri Esved’ in ağzından anlatsanız da Bahriye’nin hikâyelerdeki payı oldukça yüksek. Ki bu çok normal, evli bir çifti konu ediniyorsunuz kitap boyunca. Hatta bir anlamda Bahriye ve Esved’in serüvenini okuyoruz. Öyleyse neden Metropol Mücahitleri değil de Metropol Mücahidi?

Metropol Mücahidi, sadece Esved’i değil Bahriyeleri de kapsıyor. Mücahit bir ilay-ı kelimetullah savaşçısı. Bir diğer yoruma göre içe yönelik yolculuğunu emin adımlarla katetmeye çalışan bir yolcu. Kelimelerin eril veya dişil olması Türkçenin sorunu değildir. Türkçede herkes insanevladıdır. Öznenin kadını erkeği yoktur. Modernliğin kuşattığı büyükşehirlerde hayat mücadelesini her iki cins –insanevladı- birlikte yürütür. Kitabın adındaki gizli özne gibi Bahriyeler her zaman gizlidir. Sessiz ve derinden sergiler gücünü. Doğuda kadın güçsüz değildir. Fethi Benslama’ya göre ‘Onun iktidarı gizlidir, endişe vericidir, hatta şaşırtıcıdır.’ Bunu Metropol Mücahidinde açık ve seçik görüyoruz zaten.

Read more

Hikâyesi Olan Güzelleşir

Münevver Saral ‘Dava-Kıran’ ve ‘Örgütlü Ölüler’ romanlarından sonra ilk hikâye kitabını çıkaran Mustafa Everdi ile ‘Kılçıklı Hikâyeler’  üzerine söyleşti. 

‘Kılçıklı Hikâyeler’ hayli ilgi çekici bir ad. Dilinizin kılçıklı olduğunu düşünüyor musunuz gerçekten?

Kılçıklı hikâyeler derken, hayat sürekli kılçıklı zaten. İnsan sürekli kılçık ayıklayıp devam eder yolculuğuna. İnsanlara hiçbir atığı olmayan gıda üretilse yine bir miktar posa meydana gelir. Dilimin kılçıklı olduğunu düşünmüyorum. Hayatın kılçıklı olduğunu söylüyorum. Bu hem olumlu, şenlikli gibi. Hem olumsuz, ağzımızın tadını bozan sorunlar gibi. Ömrümüzün boşa geçtiği gibi. Gereksiz yüklerle yorulduğumuz gibi.

Gereksiz yüklerden yazarak kurtulduğunuzu düşündünüz mü hiç?

Dünya insanın önüne hangi imkânları sererse sersin huzur bulamamış ruhlar var. Onlardan biriyim herhalde. Erkek egemenliği dâhil hiçbir tür egemenlikten payını almayan, çocuksu ve o hep gereğinden fazla ağırbaşlı, arafta ömür süren biri olarak yazıyla uğraşırken dünyayı unuturum belki diye düşündüm. Hayata tahammül etmek mümkün hâle gelir. Sonra insanlara hikâyesi olabilir diye bakınca, birden değer ve önem kazanıyor gözümde. Böylece içimdeki insanları saya saya bitiremiyorum. En düşkün, günahkâr, bayağı olan biri bile gözümde hikâyesi olabilecek güzel insana dönüşüyor birden. Okuyucu da farkına varacak bunun.

Bu yüzden mi ‘Kılçıklı Hikâyeler’in Saffet’ini halden hale düşürüyor ve sonunda yine temize çıkarıyorsunuz?

Evet. Saffet, dibin de dibi varmış dedirten bir durumdaki insanımız. Para yok, iş yok, temizliğe giden karısının eline bakıyor bir yerde. Zorla oruca başlayınca başına gelenlerden sonra kırklanmış gibi arınıyor. Her insanın eşref saati ve belaların akrabaları ile geldiği saatler vardır. Her olumsuzluğu yaşadıktan sonra dönecek bir evi, temizlikte titiz bir karısı ve içecek çorbası varsa mutluluk, şenlikli hayat bu diye düşünüyorum. Hikâye de burada gösteriyor gücünü. Yaşama sevincinin farkına vardırıyor. En kültürsüz sanılan insanın bile hayata bakışında bir felsefesi olduğu dikkatlere sunuluyor.

Read more