İngiltere Gezisi -I-

Mustafa Everdi Kraliçe’nin memleketi İngiltere’yi gezdi ve de yazdı…

Turist kamera gibi “bakıyor” dünyaya.

Anglofil Olmak

İngiltere’ye seyahati yazmıştım bir yere. Fırsat arıyorum, tabii para da. Nihayet öyle bir imkân doğdu, ramazanın son günleri ve bayramı da içine alan bir programla. Allah’ım diyorum, misak-ı milli içinde bayram yaptım da bugüne kadar n’ooldu, başım göğe mi erdi? Bu bayramı da diyar-ı küffarda geçirsem ne var? Güneş batmayan imparatorluğun merkezinde? Dünya bir bütündür, zamana ve yeryüzüne dağılmış olan kültürlerin bir toplamıdır medeniyet. Her ne ki görmediğin bir ülke ve kültür var, bir yanın eksiktir.

İngiltere netameli bir konu. İyi yanı da var kötü yanı da. Asılırsan İngiliz sicimi ile asıl deyip kaliteye ilişkin atasözümüz de var, ince hesap yapanlara İngiliz tabancası gibi kurulur deyimi de.

Yayıncı iken İngilizler ve Türkler kitabını yayınlamıştım. İngiltere özel merak alanım. Düşmanın kalitelisi, aristokrat İngiliz soğukkanlılığı, kraliçeli demokrasi. İskoç-İrlanda  ayrılıkçı isyanları, özerklik bağımsızlık isteyenlerle bir arada yaşama, dört parçalı bir devletten imparatorluk oluşturabilme yeteneği. Hem de üzerinde güneş batmayan bir imparatorluk.

Read more

Hani Gül Derecektik?

Mustafa Everdi yazdı…

Bir ışık dolacaktı odamıza, nur yağacaktı sokağımıza, gül mevsiminin iklimi şehrimize, şehrayinler ülkemize. Yarasalar geldi, mevcut karanlığın çağrısına. Bahçelerimize dolacak güller, mezarlarımıza kondu. Genç yaşta, hayatın, tenin ve başarının teması yerine kurşunlara, gazete baskılarına, televizyon ışıklarına zemin oldu vücudumuz ve felç oldu idrakimiz.

Biz bir hiç uğruna öldük Allah’ım ve dinozorlar egemen oldu dünyamıza. Bizim ömrümüzü onlara sattılar, sağlıklarına enternasyonal dirim kattılar. Sokaklara ismimiz verildi ve bunun kavgası bizim yaşamamızdan daha çok gürültü kopardı. Gürültüler arasında ince, naif figanlarımız duyulmaz kılındı. Biz evlatlarımızdan önce sesimizi ve vakarımızı kaybettik. Hani mürüvvetlerini görecektik?

Read more

Kısa Kısa Söyleşiler/Mustafa Everdi

Edebiyata ilginiz ne zaman başladı?

Yaratılış sonsuzdur. Biz dahi, ilkokulda, ortaokulda yapılmaya başlamıştık. Okulların kütüphaneleri vardı. Kasabamızda da Halk Kütüphanesi. Yoksunluk içindeki hayatımız, kitaplarla teselli bulurdu. Bazen dünyalar keşfederdik bu kitaplarda, bazen kendimizi. Dünya ders müfredatında sınırlı sorumlu ve milli eğitimin amaçları doğrultusunda yuvarlaktı. Dünyanın köşeli, elips, hatta yalan ve hayal olduğunu edebiyat dergileri ile anladığımda bir daha resmi standartları tutturamadım. Hep bir cinslik gelip beni buluyor. Bazıları ‘çıkmalık’ diye beni eleştirip hor görüyor ama bütün suç o kitapların kafamı karıştırmasından. Düz olamadım, derin de. Lakin iyi bir kitap okuyucusu oldum. Hâlâ bununla övünebilirim. Kitap okuma konusunda herkesle yarışabilirim. Kimse benim kadar güzel (ve çok) kitap okuyamaz.  Gençleri bile okuyorum; bana takılıyor bazıları; gençler yazıyor yaşlılar okuyor diye. Ne yapayım yaşlılıkta insanın gönlü hoş, eli boş oluyor. Edebiyat âlemi nereye gidiyor diye okuyorum. Ümitvar olduklarım var; cevher olup çalışması gerekenler var. Onlara yön levhası vereyim istiyorum; Karayolları mensubu değilim diye uyarıları dikkate almadığı gibi kirpi gibi kapanıveriyorlar. E, kendileri bilir.

Read more

Babalar ve Bayramlar

Mustafa Everdi yazdı…

Bayramı bekliyorum. Daha çok oğlumu aslında. Bir yerde dikiş tutturamadı. Şöyle iyi bir maaşla devlete atamadı kapağı. Zengin olmanın yanından hiç geçemedi. Varsa yoksa okumak, yazı, kitap. Gül gibi şehrimize sığmadı, gitti İstanbullara.

Hayatım ev tarla kahve arasında geçen bir çiftçiyim. Okuma imkânı bulamadım. Oğlum kızım okusun diye çok çalıştım yalnız. Ne varsa onlara harcadım. Kızlar iyi, hemşire oldular, hastaneden birer de koca buldular. Yaşıyorlar, mutlu mesut. Evleri de var çok şükür otomobilleri de. Tatile de giderler, okul tatil olunca torunları da kapıp köye yanımıza gelirler. On beş gün kalıp giderler. Damatlarım da insan evladı. Pek bi hürmet ederler. Dönüşte bulgur, salça, tarhana Allah ne verdiyse yükleriz arabalarına.

Tek şikâyetim oğlumdan. Şöyle bir dairede müdür bile değil. Ne istiyorsun oğlum desem, özgürlük cevabı verir. O ne ki? Şimdi zindanda mısın diye sorsam, susar ardı gelmez konuşmanın. Karşılıklı susmaktan yabancılaştık birbirimize. Her bayramda yeni bir kitapla çıkar gelir. Para var mı bunda derim, anlamıyorsun baba! diye sitem eder.

Read more

Geleceğin Edebiyatı-Digital Edebiyat: Derdimize Çare Bir Çiçek

Mustafa Everdi yazdı…

Her dönem kendi edebiyatını oluşturur. Mum ışığında uzun kış gecelerinde Dostoyevski’nin Thomas Mann’ın kalın kitaplarını okumak için insanların bol bol zamanı vardı.

Fransa’da Balzac, Hugo, Proust kitaplarını daha çok kadınlar okuyor, Paris’te sürekli edebi buluşmalar, heyecanlı kavgalı çekişmeli tartışmalar oluyordu. Roman gelişimini kadınların ilgisine, dikkatli okuyucu olmasına, edebiyat mahfillerini şenlendirmelerine borçludur. Bugün bol bol zamanımız yok. Bir koşu içindeyiz. Kadınların yükü daha da ağır. Buna rağmen anlatan, anlayan, yazan olarak öne çıktılar. Sosyal medyayı anlamlı bir alan kıldılar. Sinan Terzi en küçük olay, anı ve karşılaşmaların hikâyesini yazarak herkese cesaret veren bir çıkışla raflarda yerini aldı bu kitapla. Erkeklerin iç dünyasını ele verirken, kadınlara sokak söylemini güldeste halinde sunuyor.

Read more

Kuzey Ülkeleri-III

Mustafa Everdi yazdı…

Oslo (Açlık-Tokluk)

Oslo şehir merkezine geldiğimizde yağmur yağıyordu. Amsterdam’da da böyle olmuş, sicim gibi yağmur altında dolaşıp ahmak gibi ıslanmıştık. Uyanık olduğumu gösterip gruptan ayrıldım, bir kafeye girdim. Bir kahve ısmarladım, saçakaltına oturup yaktım bir sigara. Küçük umutların peşinde ıslanmış hayallere daldım.

Knut Hamsun çok değil yüz sene önce bu Oslo’da evsiz, parasız, koltuğunun altında bir battaniye ile aç karnına geziniyordu. Onun adımlarını izleyip Aker caddesine, Belediye sarayına doğru bakıyordum. Saat kuleleri ile batıda belediye sarayları kendini hemen belli eder. Belediye başkanları meclisleri ile yerinden yönetimle güçlü siyasilerdir. Halka rağmen iş yapamaz, ranta, talana dalamazlar. Şimdi siyasi düşüncelerin zamanı değil diye boş verdim bunlara. Knut Hamsun bu Oslo’da çoğu zaman üç günlerce aç kalıyordu. Onu hatırla. ne kalmış belleğinde Açlık‘tan. Yarım Krona karnını tıka basa doyurabiliyordu Hamsun. Ben şu an 25 krona bir kahveyi ancak alabildim.

Knut Hamsun’un bütün sorunu bir dilim ekmek ve gece için barınacak bir yer bulabilmekti bu Oslo caddelerini dolanırken. Ben 4 yıldızlı bir otelde kalacaktım. Aç-açık değildim yani. Yine de ruh akrabalığı duydum onunla. O Norveçliydi, yerliydi bu şehirde; akşam nereye sığınabileceğini düşünmek zorundaydı. Ben uzak diyardan farklı kültürden gelmiş,  daha korunaklı olsam da nihayetinde bir garip yabancıydım. Baldırı çıplak denen bu haldir belki de.  

İkimiz farklı nedenlerle de olsa aynı yolun ortasında durmuş, nerede olduğumuzu unutmuş, denizin kıyısında, çepeçevre dalgalar, uğultular arasında tek başına bir şamandıra gibi sallanıyorduk.

Read more

Kuzey Ülkeleri (Hollanda-Almanya-Danimarka-İsveç-Norveç) Notları

Mustafa Everdi yazdı…

Kuzey Ülkeleri-I

Kuzey Işıkları diye bir tur programına yazılmıştım. Birçok şehri hızlandırılmış bir turla gezdirecekti. Fiyortlara kadar çıkaracak, Kuzey Buz denizi ile Baltık denizi çevresine toplanmış ülkelerdeki hayatı panoramik de olsa gösterecekti bizlere. 

Her toplum doğaya uyum sağlar ve ayakta kalır. Afrika’da sazdan, orta kuşakta taş ve mermerden, yukarılara doğru çıktıkça tuğla ve keresteden, nihayet kutba dayanınca Eskimolar gibi buzdan ve balık kemiklerinden yaparsınız evlerinizi. Teknik farklı olsa da evlerimiz güvenlik ve huzur sağlayabilir bizlere. Ülkeleri büyümüş evler gibi düşünürsek farklılıklar kadar benzerlikler de dikkatimizi çekecek, izlenimlerimiz insanı arayan/tanıyan bir kanaate varıp dayanacak. Böyle bir umutla geziyorum. Bizi zorlayan hayat, onlara neden kırmızı halılar sermiş? Dünya bize cehennemse onlara niye cennet?

Read more