Yeni Delhi, Mabetten Tapınağa

Mustafa Everdi yazdı…

Erenler, yaşadığı yeri terkedip uzak beldelere gidenlere iyi gözle bakmazlar. Her ne kadar ‘yeryüzünü gezin, ibret alın’ emri olsa da. Evimde otursam, hiçbir yere gitmesem iyi olur aslında. Kimse farkına varmaz, başkalarını ilgilendirmez. Önemsemez de. Ben evde yan gelip yatmışım, veya dışarı çıkmışım. Sanki kimsenin umurunda.

Uzak beldeleri gezmek, macera, yorgunluk, risk almaktır. Gereksiz yere para harcamak bir yönüyle. Herkes, otomobil, motosiklet, elbise, mobilyalar alır evine. Hayatın nimetlerini tadar, yaşayışı renklenir. Kimse kınamaz bu yüzden. Parasını çar-çur ettiğini düşünmez. Haberi de olmaz esasında.

Ben eşyaya, giysiye, zevklerime harcamak yerine bunlardan tasarruf yapıp gezilere çıkmışım. Sınırlı bir çevrenin haberi olur. Kimi ne gerek var diye düşünür, kimi kınar, bazısı imrenir, hatta suçlayabilir de. Bütün bunları hesaba katmalı mıyım? Yola çıkmaya, maceraya atılmaya hazırım çoğu zaman. Hindistan gezisi de böyle bir zuhuratla mümkün oldu, önüme çıkan bir fırsatla.

Read more

Sessizlik Kulesi

Mustafa Everdi yazdı…

Kitaplar mı Kitap mı?

Enis Batur gibi on bir yabancı dilde yirmi beş, Türkçede yüz yirmiyi aşkın kitabıyla edebiyatımızın en verimli yazarları arasında yer almak mı daha kalıcı kılar insanı yoksa Ercan Kesal gibi bir Peri Gazozu yazmakla mı?

enis batur
Enis Batur

Elbet bu iki yazarı kıyaslamak değil meramım; yarıştırmak da.  Entelektüel ve evrensel bir aydın Enis Batur. Birikimi kültürümüze çok önemli dergiler ve tercüme eserler kazandırdı. Telif eserler de. Belki çokluğundan belki bu ülkenin bozkırından aşina öykülerle çıkıp gelmediği için sizi sarsan ve mıh gibi zihninize çakılan bir eserini hatırlamıyoruz. Enis Batur bir icmal; otopsi. Ercan Kesal bir kesit; biyopsi. Anadolu’nun güzelliğini teşhir eden. Belki bir isyan.  Enis Batur; bale, tango ve flamenko; Ercan Kesal sürmeli, karşılama, teke zortlatması, misket…

Bu topraklara belki de itiraz (isyan da olabilir) daha çok yakışıyor veya bizim ruhumuz daha çok sarsılıyor onun öyküleriyle. Sitemin, dokundurmanın ve yarayı deşmenin cerahati… Peri Gazozu’ndaki öykülerde başkaları yaralanıyor ama Ercan Kesal kanıyor.

Read more

Hindistan Gezisi-II

Mustafa Everdi yazdı…

13.png

Uzun Uçak Yolculuğu

Seyahat üç aşamalıdır. Önce gurbet safhası başlar. Ayrılık uzun sürünce sılaya ve sevdiklerine hasret baskın gelir. Hasrete katlanıp arayış sürerse hikmet dönemi başlar. Yani hikmetlere ulaşır yolcu.

Biz evden ve Türkiye’den ayrılıp gurbete atıldık. Gerçi zamanımızda gurbet eskisi kadar türkülere, yazılara konu olmuyor artık. Görüntülü haberleşme, anında birbiriyle görüşüp konuşabilme, 10-15 saatte dünyanın öbür ucuna ulaşma, geçmişte dağın ardını gurbet yapan mesafeleri kaldırdı aradan.

Binlerce kilometre yolu 7-7,5 saatte alıyoruz. Akşam başlayan yolculuk sabaha Hindistan‘a ulaştırdı. Yolculuk bütün gece sürdü. 90° koltuklarda uyumak bir işkence olsa da Yeni Delhi‘ye gelince, kendimizi fotoğraf ile belgelemeye başladık. Hepsinden önce ilk işimiz; Yeni Delhi havaalanından çıkmadan dolarları rupiye çevirmek. Seyyar satıcılar dışında her işyeri rupiyle satış yapıyor çünkü. 1 Dolar 64-65 rupi. O zaman bir rupi on kuruş ya da on rupi bir lira diye hesap yapabiliriz. How much diye sorduktan sonra.

Read more

Hindistan Gezisi-I

Mustafa Everdi yazdı…

zzzzzzAdsız

Ülkelerin Çekim Gücü

Seyahati benim gibi kültürleri anlamak, medeniyetlere dair bir iki cümle kurmak  olarak anlayınca Hindistan, çekim gücü kuvvetli bir ülkeydi. Kaldı ki İbn-i Battuta okumuşuz. Babürnamede hatıralar. Gidilmez mi Hindistan‘a? Böbürlenme kelimesi de kendini ‘kaplan’ sayan Babür Şahın adından türetilmiş zaten. Tevazuyu Melamilik sanınca biraz özgüven gelmesi de yararlı olur bana. Yoksa ülkemde Hint fakiri sayacaklar beni. Oysa Hinduizm dâhil anlamam, öğrenmem gereken birçok esaslı konu var. Sihlerin farkına varmak gibi mesela. Gerçi Salah Birsel’e göre ‘Fransız yazarlarından Lanza Del Vasto Hindistan‘a sevgisi yüzünden gitmemiştir. 0 eski bilgelik memleketinde aradığı, Modern Batı sorunlarının, yani savaşla adaletsizliğin çözümüdür. Ona göre paryaların babasıdır Gandi.’ Ben de içimdeki paryanın Sahip ya da Raca gibi bir ruhu olduğunu ispatlamak peşindeyim. Piri Reis‘in 1551’de otuz parçalık bir donanma ile çıktığı ikinci Hint seferinde uğradığı başarısızlıktan dolayı idam edilmesi gibi bir tehlike sözkonusu bile değil benim için. Devlet görevi ile gitmiyordum. Turistik bir seyahat nihayetinde.

Türküler Seni Söyler

Hindistan deyince aklımıza ilk gelen ‘Gittim Hint elinden kumaş getirdim’ türküsü. Sonra ‘bulunmaz Hint kumaşı’ deyimi var ve bir de Hint fakiri. İneklere taptıkları ayrı bir hikâye. Bin Tanrısı olduğu da. Kimi Brahman’ın çocukları diyor çoğu zaman da Şiva’nın Çocukları. Kimmiş şu Şiva? CERN’in önüne heykelini koydular diye kıyamet kopartılan.

hint
Dünyanın yaratılışını ve yıkılışını gösteren Shiva W. O. Simpson’un Moor’s Hindu Pantheon’undan

Ya bu çekim gücüne kapılır ayrı bir seversiniz Hindistan’ı ya da dinden imandan soğur hepsi afyon deme noktasına varıp dayanırsınız. Bütün dinlerin aslında birbirinin devamı olduğunu da idrak edersiniz birden.  Ülkeler arasındaki mesafelere, birbirinden habersiz insanlara bakınca mitlerin kadim bir kaynaktan geldiğini kabullenirsiniz artık. Bu yansımalar, dünyanın gizemi, dinlerin kökeni, evrendeki dünyanın küçücük bir inançlar havuzu olduğunun delili de diyebilirsiniz. Herkesin avcunu açıp duaya yöneldiğinde niçin öteki yarattığına bakınca, insanlığın çocukça bir çekişmeyi sürdürdüğüne şahit olursunuz. Onbinlerce yıl geçmesine rağmen hala çocuk kaldığına. Çocuktum ufacıktım, Hindistan’a gittim acıktım.

Read more

Kuş Sıçırtan Şeyh

Mustafa Everdi yazdı…

fatih ist.jpg
Fatih/İstanbul

İstanbul Fatih’te büyüdüm. Dergâh evim olmuştu. Yemekhanesinde bulaşık yıkamakla başladım seyri süluka. Şeyhimin kerametlerini coşkuyla anlatan halim dinleyici sayısını gün gün artırdı. Artık beni dinlemek için can atan hayran kitlem bile vardı.

Her yerde olduğu gibi çekememezlik burada da geçerli. Dergâh içinde korsan tekke açtığım dedikodusu yayıldı zamanla. Susmakla konuşmak arasında bir karara varamadım. İlahi bir işaret olursa konuşmaya devam edeceğim.

Şeyhin sadık bir bendesi, hayran kitlem beni dinlemek için çevreme doluştuğu bir gün, ‘ayaksın, baş olmak istiyorsun’. ‘Bu dergâh sana bile tahammül ediyor’ deyince  çok zoruma gitti. Hüzne düştüm. ‘Ha bire konuşuyorsun, ne bir hikmet ne keramet var sende!’  diye ezdikçe ezdi beni. İnsan-ı kâmilin yüzünde meymenet, dilinde hikmet halinde kerâmet olmalı. Sen ancak Yeni Cami güvercini olabilirsin. Yem atarlarsa ötüşür, karnın doyunca kanat çırparsın, diye sürdükçe sürdü azarları. O kadar ağır geldi ki nefsime ‘Tepene kuş sıçsın!’ diye ünledim. Her ne hikmetse o anda bir güvercin pisledi kafasına. Sanki doğuştan keldi. Şap diye bir ses çıktı tepesinden. Güvercin kimyası bir simya gibi alnına doğru aktı.

Zaten hayrandı çevremdekiler. İçlerindeki öfke seli kuş pisliği olarak sıvamıştı zalimi. Benim gibi garibin de bir sahibi, Ebabil olmasa da hakka râm olan güvercinleri vardı. Bu tesadüfü kerâmetim saydılar. Anında görüntü diye.

Kuş sıçırtan şeyh diye namım aldı yürüdü. Her duyan beni görmek için akın etti ülkenin her bir yanından. Zamanla ben de inandım keramet ehli olduğuma.

Read more

Köyümüze Geri Dönelim Ütopyasının Çöküşü…

Mustafa Everdi yazdı…

çamardıııı

Köy Uzaktadır

Mahmut Şevket Esendal’ın Otlakçı Kitabında yer alan İşin Bitti hikâyesinde Yeniköy muhtarını Nahiye jandarma komutanı çağırır. Tarlada işi varken, dört saatlik yola çıkar mecburen, kalkıp gider. Jandarma köye gelmiş, mevcutlu olarak götürecek zaten. Nahiye Jandarma Çavuşu ilçeden istendiğini söyleyince bu kez de altı saatlik yola revan olur. Akşam olmuş komutan yoktur. Sabahı etmek zorundadır; sokakta yatar. Öğle namazından sonra Nüfustan istendiği anlaşılır. Askerliği gelen biriyle ilgili daha önce düzeltilen ancak şerh verilmeyen bir bilgi ile ilgilidir bütün bu fuzuli yorgunluklar. Sonunda Nüfus dairesi yamağı müjdeyi verir;

“Peki dayı, sen git!

Muhtar, başka yere gideceğini sandı

– Nereye gideyim? diye sordu.

– Köyüne git, işin bitti.”

Köylünün şehirle ilişkisi iktidarların yüklediği gerekli-gereksiz yüklerle ilgili. Ancak işi bitince köyüne dönebilir köylü. Bu her dönemde hemen hemen aynıdır. Terörle ilgili olsun, ekonomik-kültürel-siyasi sebeplerle olsun, ancak işi bitip posası çıktığında köyüne ‘kesin dönüş’ yapabilir.

Köye Gelen Zulümdür

Binlerce yıl köyler, insanların emniyette olacaklarını düşündükleri gözden ve gönülden ırak yerlerdi. Dağ başında, hatta mağara, yer altı şehirlerinde. Sur yapacak birikimi olmayanlar emniyetlerini uzaklarda aradılar. Sarp coğrafyalarda, ulaşmanın yorucu, tehlikeli, zor; buna karşılık savunmanın kolay olduğu mekânlarda. Köye dışardan gelenler, sultanların silahlı adamları idi çünkü. Vergi için, askere adam almak için, öşür için geliyordu. Silahlı haydutlar da çoğu zaman soymak için.

Read more

İnançlı Yazar

Mustafa Everdi yazdı…

masa

Dini olay/konularla ilgilenen o dinin inananı olmak zorunda mı? Yoksa ele aldığı konu/olaya bakışı inanmayı gerektirmeyen bir tercih olması değerini azaltır mı? Maxim Rodinson’un Muhammedi ile Siyer kitapları arasında fark nereden kaynaklanır? Aralarında derin bir “kutsal bakış” açısı mı bulunur?

Yazar, romanda kurgulayan ve anlatan olarak Tanrısal bakış içindedir. Hikâye anlatırken gizli fail, asli unsurdur. Bu Tanrısal bakış, kutsal değildir. Yaratan, kurgulayan olarak hikâye edilen olaylara biçim verir. Beraberinde karakterleri ve anlatının üslubunu kendine has kılar. Dini şahsiyetleri kahraman olarak ele alınca roman sırf bu nedenle ‘kutsal’-‘dini’ olmaz.

Tanrının sözüne kutsallık atfedilebilir ancak. Semavi din kitapları Tevrat, Zebur İncil ve Kuran bu içeriğe maliktir. İnananlar Tanrının sözü olduğu için bu kitaplara inanır ve kutsal olduğunu kabul ederler.

Mevlana Mesnevisi, İbn Arabi eserleri gibi kitaplar ne hükmündedir? Dini kitaplar yazan insanlar, kutsallığın neresinde dururlar? Tanrının sözcüsü mü? Yoksa inananların kutsalını insan olarak yorumlama işini mi yapar? Yaptıkları bu iş dini mi yoksa insani bir faaliyet mi?

İnsan olarak bir yorum yapmıştır. Konu ile ilgili anlayabildiğini esere dönüştürmüştür. Bu yorum, anlatı, hikâye insanın üzerine eğildiği konudan anladığı kadardır. Sanatçı bunu kendine özgü bir dil ve biçimle anlatmıştır.

İnsanın hikâye etme sanatına her şey girebileceği gibi, dini olaylar ve kahramanlar da girebilir. Peki, bu kitaplar (romanlar) tanrı sözünün şerh edicisi olarak dini bir metin mi ortaya koyar yoksa insani sözlerle oluşan bir anlatı mı?

Read more