Çocuklarımızın Büyük Sınavı

Nazlı Akdağ yazdı…lgs.jpgYaklaşık iki buçuk milyon öğrenci üniversite sınavına girecek hafta sonu… İlk yüz bin sıralamadan sonrası büyük ihtimalle, hele puanımız gelsin bir yere yerleşiriz, diyenler… Ve sonra, okulu bitirince ne iş olsa yaparız, diyenler…

Atıyorum ilk iki yüz bin sıralamayla sosyoloji okuyanlar da, üç yüz bin sıralamayla iktisat okuyanlar da, okul bitince bir yol bulabilirlerse polis memuru olacaklar… Diğer bir kısmı ise eğitimini aldığı meslekte çalışmadığından vasıfsız eleman olarak buldukları işte çalışacak ve belki de zor yaşam şartlarında yaşayacak… Üretim için en uygun yaş ve fiziksel güce sahip oldukları dönemi hiçbir zaman kullanmayacakları bilgiler öğrendikleri eğitim için harcamış olacaklar…

Read more

Hasan Boynukara’nın Hibrit Hikâyeleri

Nazlı Akdağ, ‘Hibrit Hikâyeler’ kitabını, yazarı Hasan Boynukara’yla konuştu. 

hjjj.jpg

Yakın çevremizi genelde kendi seçimimizden ziyâde ailemiz, okulumuz, işimiz, oturduğumuz muhit gibi değişkenlerin etkisinde bir araya geldiğimiz insanlar oluşturur. Bu zorunluluk dolayısıyla oluşan bu ‘zorunlu çevre’nin dışında ortak ilgi, fikir, anlayış dolayısıyla bir araya geldiğimiz, kendimize daha yakın hissettiğimiz insanlar da var. Bu insanlarla ilşkilerimiz bireysel seçimimize dayanır büyük oranda. Yani bu, en azından yaşadığımız şimdiki zamanlara kadar böyleydi. Şimdilerde ‘sanal ortam’, ‘sosyal medya’ sayesinde küçük bir köy haline gelen dünyamızın her yerinden kendi anlayışımıza uygun insanları bulabiliyoruz. Dünyanın küçülmesi, mesafelerin kısalması sanal da olsa gerçek hayatta karşılaşmamız zor olan insanları bir anda karşımıza çıkarıyor.

X kuşağı mı, Y kuşağı mı bilemediğim, belki de ikisinin kesişim kümesi olan bizim nesil ‘sosyal medya’ ağını çoğunlukla; ortak toplumsal kaygılar güden, bu sancılarla sancılanan, fikir alışverişi yapmak ve çözümün parçası olmak isteyenlerle bir araya gelme aracı olarak kullandı. Belki de ortak elemanların çok olduğu bir toplulukta kendini daha iyi hissetti ve ifade etti. Hangisi daha iyi tartışmasına girmeden, durumu geçmişe duyulan romantik özleme döndürmeden, Mustafa Everdi Hoca‘nın, ‘Hatıralar saklamak içindir, üstünde yaşamak için değil.’ dediği gibi, hatıralarımızı atmadan ve lakin günümüzün şartlarını da reddetmeden (ki reddetsek bile bu durumu değiştirmeyecektir) yola revan olmak, hâlihazırdaki durumda en iyiye yönelmek, şartları ve teknolojiyi bunun için kullanmak en makulüydü sanki.

Dostoyevski’nin:“Aşamayacağım bir duvarı yok saymam” sözüne de dayanarak, aşamadığımız duvarı işlevsel kılmaktır bu bir bakıma. Tam bu noktada; sosyal medyanın, kitle iletişim araçlarının, yakın çevreyle iletişimi azalttığı gerçeğini reddetmeden ve fakat burayı, önce teker teker, sonra da topluca iyiye doğru yol almanın, kendimiz olmanın, kendimizi bir adım daha yukarıya çekebilmenin bir aracı olarak kabul edip, buna böyle bakan insanlarla ortak bir paydada buluştuk/buluşuyoruz…

‘Sosyal medya’daki bu bir araya gelme, fikir alışverişinde bulunma kitap sayfalarına da taşındı. Hasan Boynukara’nın ‘Hibrit Hikâyeler’ kitabı tam da bahsettiğimiz bu çalışmaların ilk örneklerinden. İki yüz sayfalık kitaptaki kısa öyküler daha önce ‘sosyal medya’da paylaşıldı. Okuyucu, tepkisini yorumları aracılığıyla açığa çıkardı. Öykülerin altına yapılan bu yorumlar hiçbir değişikliğe uğramadan kitapta yer aldı. Evet, yaşadığımız zamanları en iyi tarif eden kavramların başında hibrit geliyor. Sınırları, çizgileri net olmayan bir dünyada yaşıyoruz. Hayatın melezleştiği… Kısa, genel geçer, yormayan, çabuk olan şeyler tercih ediliyor. İnsanlar artık uzun cümlelerle konuşmuyor, uzun metinleri okumuyor. Boynukara akademisyenlikten gelen teorik bilgilerini de kullanarak ortaya güzel bir eser koymuş. Kitap yazılıp okuyucunun önüne atılmamış. Okuyucular yorumlarıyla metnin akışına müdahale edebilmiş. Yazar okuyucu, okuyucu yazar olmuş adeta.      Read more