Birey-Toplum Paradoksu

Osman Alakel yazdı…

inanç.jpg

“(…) karşılarına bir sayrı ya da yaşlı bir adam ya da bir ceset mi çıktı -hemen deyi verirler: ‘Hayat ne boş!’  Oysa kendileridir ve varlığın yalnız bir yüzünü gören gözleridir boş olan. Ah, akıl, ciddilik, duygulara egemen olma, derin düşünme denilen bu tüm iç karartıcı şeyler, bütün bu insanlığın ayrıcalığı, seçkin parçaları: Ne pahalı ödetiyorsunuz   bedelini! Ne denli çok kan ve zulüm yatıyor bütün bu ‘iyi şeyler’in altında!”   
                                                 Nietzsche

Bir inanç nedir? Nasıl oluşur? Her inanç bir şeyi gerçek saymaktır. Her bir şeyi gerçek sayış, zorunlu olarak yanlıştır; çünkü gerçek bir dünya diyebileceğimiz şey sadece zihnimizdekidir. Buna göre kökeninin bizim içimizden kaynaklandığı bir görünüşler alanı söz konusudur. Zihnin ürünü olan bir gerçeği, hakikat budur diyerek neden dayatır o halde insan?

Zihin bitmek bilmez bir inşaa sürecidirBoşluktan korkuyla geri çekilmek yerine, onun üzerinde dans eder insan. Kendi varlığına uygun bir dünya yok diye sızlanacağı yerde bir dünya icat eder. Doğal sınırlar tarafından engellenmeksizin kendi varoluşunun sanatçısı olur. Yaşadığı dünya sürekli olarak yaratılan ve yeniden yaratılan bir oluş alanı olur.

Read more

İlerletmek Mi Köleleştirmek Mi?

Osman Alakel yazdı…

doğa ve insan

“Hayat daima başka hayatlar hesabına yaşar. Kişi kendine en uzak olandır.” 
Nietzsche

“İnsan özgür doğar; ama her yerde zincirlere vurulmuştur. Kişi başkalarının efendisi olduğunu düşünebilirse de, onlardan daha fazla köle durumuna düşmektedir. Köleler zincirler içinde her şeyi, hatta onlardan kurtulma isteğini bile yitirirler. Köleliklerini sever hale gelirler.”
J. Jack Rousseau

Yeryüzü, insanlık tarihi boyunca insanın insanla ve insanın doğayla sınanmasına sahne olmuştur. İnsan, tarih boyunca sadece doğayı değil kendini yani insanı da boyun eğmeye zorlamıştır.

İnsanın doğayı bilme çabası, insanın doğaya hâkim olma, ona hükmedebilme amacı taşımıştır. İnsanın sadece doğaya değil, aynı zamanda kendi doğasına da hükmederek, aklına dayanarak, özgür iradesi ile kendi eylemlerine yön verebileceğini düşünmüştür.

Doğa durumunu yöneten ve insanlara ödevler yükleyen kanun, aklın bizzat kendisidir. Akıl, merhamet duygusunun tersine ben-sevgisini yaratır ve güçlendirir. Dolayısıyla, aklın tahakkümü altındaki bir insan hep kendisini düşünür. Kendisini rahatsız eden bir ortamdan hemen uzaklaşır. Doğa durumunda insanı akıl sahibi bir varlık olarak tanımlanması ve bundan dolayı da insanı sürekli kendi çıkarı peşinden koşan bir varlık olarak görmesi kaçınılmazdır.

Eşitsizlik toplumun yarattığı, uygarlık ile birlikte varolan bir şeydir. Eşitsizlik sorunu toprağı işleyecek aletin ortaya çıkması, sonra da mülkiyetin ortaya çıkmasıyla birlikte doğmuş ve insanların mutluluğu sona ermiştir.  Çünkü toplumda artık akıl egemendir ve akıl yoluyla mülk edinme durumu vardır.

Mülkiyet hakkı ile başlayan serüven, iş gücünü ve emeğin sömürüsünü var etmiştir. Uygar toplumlar inşa edilirken hedeflenen müreffeh bir yaşamdı ve bu ancak sömürü ile mümkün kılındı. ‘İşini kaybetmek istemeyen işçi ne kadar çok çalışır ve zenginlik üretirse, kendisi de o kadar yoksullaşırdı. Kendisi ne kadar çok değerli mal yaratırsa, kendisi de o kadar değersizleştirdi. Mal alemine değer katılmasıyla insanlık aleminin değerini yitirmesi doğru orantılıdır.’

mmmmm

Akıl bu serüvende insanı gerçek doğasından uzaklaştırmış ve gerçek doğasının yerini alacak yapay bir ikinci doğa yaratmıştır. Özgür iradesine göre yaşadığını düşünen insan ne kadar özgür iradesi ile hareket ettiğini düşünse de, çoğunlukla kendi istencine uygun olarak yaşamak ve eylemekten uzak olmuştu.

İnsan aklı ile var ettiği ve tüm varlığını bilerek ve isteyerek sunduğu bu yaşamda kendi olmaktan uzaklaşmıştı. İnsanın özgürlüğünü kendi isteğiyle kendini reddederek zincire vurulmuştu.

Gelinen nokta; insanın insanlık tarihi boyunca ahlaki olarak gelişmediğini ve ilerlemediğini apaçık göstermiştir. Düşünce varsa insan da vardır; düşüncenin öldüğü yerde insanın varlığından söz etmek mümkün mü?

Bilim ve sanat insanlık tarihi boyunca gelişmişliğin ve ilerlemenin ölçütü olarak kabul edilmişti. Düşünceyi ve ahlakı yüceltmekten uzak olan bilimsel akıl ile insanı yüceltmekten ziyade toplumları yok etmenin yolları aranmıştır. Bilim ahlaklı olmaktan uzak olmakla birlikte düşünceyi de barındırmamaktaydı. Tartışılamayan bir kutsal olarak yüceltilen bilim insanı, insan olmayı ortadan kaldırmaya doğru bir sürece evrilmiştir.

Read more

Hareket, İnsanın Cevheri…

Osman Alakel yazdı…

kaygı.jpg

“İnsanın cevheri harekettir, yaptığı ne ise insan odur.”

‘Önce söz vardı.’ der kutsal kitaplar. Çünkü söz etkidir. Çünkü hareket kabiliyetine yön veren sözdür. Sözün gücü ve etkisi kaybolduğunda harekette donuklaşır, gücünü yitirir ve söz düşer. Söz düşüncenin, fikrin hareketidir. Fikir ve düşünce sözde cisimleşir, vücut bulur. Hareket ise zaman ve mekanda.

Hareketsizlik yani sükun, zamansız ve mekânsız olma halidir. Varoluştan uzak bir var/varlık olma halidir. Zaman ve mekânsız olma huzura, sükuna ulaşma, eksikliklerden kurtulma ve tamlık halidir.

Mekan bir şeyi kuşatan, bir şeyin içinde bulunduğu, bir şeyin üzerinde karar kıldığı şeydir. Mekân derinliği ve ciheti barındırır. Mekânda amaç, yönü/yolu belirler. Bu ise hareketi zorunlu hale getirir. Mekânda hareket yitimi, boşluk hissi hedef sapmasını doğurur.

Zaman ise sürekliliktir, varoluştur. Hareketin ta kendisidir. Her hareket bir zamandadır. Zamanda her an oluş içinde olmak zorunluluğu vardır. Her an diri olan, her an bozulan ve yeniden var edilenin dünyasında sahip olma, değişime direnme, muhafaza etme hareketin doğasına aykırıdır. Söz gücünü kaybettiği oranda hareket yerini muhafaza etmeye bırakır. Geleneğin ve kültürün var ettiğini muhafaza düşüncesi varoluşun doğasıyla örtüşmez. Varoluşta muhafaza etmek yozlaşmaktır, bozulmadır.

İnsan harekettirHareketsiz bir insan, tamamlanmamış, yarım, eksik bir insandır, hatta ölü bir insandır. İnsan ilk planda bilen insan olmaktan ziyâde, isteyen bir varlıktır. İstenç sahibidir. Yaşamı ister, sahip olmayı ister, hazzı ve mutluluğu ister… İstenç sahibi insan için istek ve arzulara sınır yoktur.

İnsan iradedir. İnsanı bilgiye götüren iradedir. Onun iradesi varoluşunu doğurur. Mutluluğun kaynağı akıl değil iradedirEşyanın en yukarısında bulunan akıl değil iradedir. İnsan özgürlüktür. Onun özgürlüğü irade sahibi olmasıyladır. İradesi, şeyler arasında tercih etme özgürlüğünü sağlar.

Read more

Bilgi, Bilinç, Bilen…

Osman Alakel yazdı…

Adsız

“Doğrusu, hakikat hakkında konuşmak söz konusu olduğunda, ‘temsili ve mecazi diller salt kavramsal bir delalet olmanın ötesine uzanır ve dini bir tecrübe olma boyutunu da üslenerek karşımıza çıkar.”

Bilgi, bilen özne ile bilinen arasındaki bağdır. Peki bilen özne kimdir? Ve bilinen nedir?

Düşünceyi inşaa etmeden eylemler üzerine konuşmak anlamsız olduğu kadar, kavramların içeriğini doldurmadan düşünce üzerine konuşmak ta o kadar anlamsızdır. Modern zamanda sadece kavramların değil insan olgusunun da içi boşaltılmıştır. Toplumsalın içerisinde yaşayan birey düşünme cesaretini göstermekten uzaktır çoğu zaman, alışkanlıklarının hegemonyasında bir hayat sürer. Düşünce ve sorgunun uzağında bir yerlerdedir. Tahkik ve tecrübe etmekten ise nakil üzerinden bir zihinle yetinir. Düşüncesi ve dolayısıyla eylemleri nakli bilgi üzerine bina edilir. Kendini tecrübe etmeyen insan, kendine ait bir bilgiye de sahip olmaktan uzaktır. O halde bilen öznenin iradesinden, özgürlüğünden ve sorumluluğundan söz etmek ne derece doğrudur?

Kendini bilmek, kendini bulmak ve kendi olmak her insan için kişisel bir tecrübe ve sorumluluktur. Her insan için kendi başına çıkılacak bir yolculuktur bu. Bu yolda kendinden başkası ona yoldaş olamaz Yol da, yolcu da, yoldaşta kendisidir. Duyuların ve aklın kör edici karanlığından kurtulamayan insan hakikatin ışığından da nasiplenemez Bu yola çıkmaya talip olmak her şeyden önce ayaklara vurulan prangalardan kurtulmakla ve tüm sanılarından arınmakla mümkündür. Zindanlarından kurtulamayan insan için, ona dayatılan bir budur vardır elbet. O halde kuşatılmışlıktan kurtulmadan, onunla arasına bir mesafe koymadan ve kişisel bir arınma gerçekleştirmeden bir yolculuğa çıkmak boşa bir çabadır.

İnsan duyuların ve aklın sınırlayıcı duvarlarını yıkamaz. Görünenin dünyasında, verilerin ve sanıların boyunduruğu altında bir yaşamdır onun kaderi. Muhayyilenin, tahayyül eden zihnin sonsuz ve sınırsız aydınlığına ulaşamaz.

Read more

“Gönül Çalab’ın Tahtı, Çalap Gönüle Baktı!”

Osman Alakel yazdı…
lllllll
“Bir şeyi kaybedip de kaybettiğini aramaya koyulan kimse; kendini, özünü kaybettiğinde onu aramazsa ona şaşarım, hayret ederim.
Davut‘a şöyle vahiy geldi; Ey Davut! Evini temizle ki, Allah oraya nazil olsun. 
Davutta şöyle dedi;
-Rabbim senin azametin ve celaline yaraşan ev hangi evdir? 
Buyurdu: 
-O ev mü’minin kalbidir. 
-Onu nasıl temiz tutayım? Dedi.
Buyurdu:
-Orada bize ait olmayan ne varsa hepsini yak.
Sonra eğer bizi talep eden bir garip görürsen ona orayı göster. Zira bizim Kudüs‘ümüz orasıdır.”
İnsan doğunca; önce annesini, babasını, ailesini görür. Sonra büyür, toplumunu, çevresini, dünyayı görür. Başını gökyüzüne çevirir ve yıldızları görür. Sonra kendine döner. İnsan, kendini bilmeli, kendini bulmalı ve kendi olmalıdır.
“Nâgihân ol şâra vardım; ol şârı yapılır gördüm.
Ben dahi bile yapıldım taş u toprak arasında “ 

Bir şehir nasıl sürekli imar edilip bayındır hâle getiriliyorsa;  İnsanda bir şehir gibi taş, toprak arasında yaratılıp var edilir. Zaman ve mekân aralığında bir varoluş hikayesidir, onun hikayesi. Ondan istenen varoluş sahasında kendini gerçekleştirmesi/kendi var etmesidir.

Sonsuz Bir Hiç Gibi

Osman Alakel yazdı…

Sonsuz bir hiç gibi başı boş dolaşmıyor muyuz?

“Sabahın en aydınlık saatlerinde fener yakıp, pazarın orta yerine koşarak durmaksızın ‘Tanrıyı arıyorum! Tanrıyı arıyorum!’ diye bağıran deli adamı hiç duymadınız mı?“Tanrıya inanmayan birçok kişi vardı etrafta, deli adama kahkahalarla güldüler. Neden kayboldu? diye sordu içlerinden biri. “Tanrı nerede?” diye bağırdı.

Söylüyorum;

Onu öldürdük – siz ve ben. Hepimiz onun katilleriyiz. Fakat bunu nasıl yaptık? Denizi nasıl içip tüketebildik. Bu dünyayı güneşinin zincirinden kurtarınca ne yapmış olduk? Şimdi nereye doğru hareket ediyor? Bütün güneşlerden uzağa mı? Sürekli, boş yere geriye, öne, yana, bütün yönlere atılıp durmuyor muyuz? Üst alt kaldı mı? Sanki sonsuz bir hiçte yolumuzu yitirmiyor muyuz? Boş uzayın soluğunu hissetmiyor muyuz? Hava giderek soğumuyor mu? Giderek daha çok, daha çok gece gelmiyor mu? Öğleden önce fenerleri yakmak gerekmiyor mu? Tanrıyı gömen mezar kazıcılarının yaygarasından başka bir ses duyuyor muyuz? Tanrısal çürümeden – Tanrının çürümesinden başka koku duyuyor muyuz? Tanrı çok çürüdü. Tanrı öldü! Tanrı öldü! Tanrı öldü! Tanrı öldü gitti!
Onu öldüren de biziz! Bütün, katillerin katili olan biz nasıl avunacağız? Dünyayı şimdiye dek elinde tutan, en kutsal, en güçlü olan bizim bıçaklarımızla kana bulandı. Kim temizleyecek bu kanı bizden? Hangi suyla arıtabiliriz kendimizi? Nasıl bir kefalet törenini düzenlesek, hangi kutsal oyunu oynasak?…”

İnsan tanımlanmak ve tamamlanmak ister. Varoluşsal alanda ona düşen sorumluluk kendini bulması ve kendinde, kendini kurmasıdır. O herşeye, hiçbir şeyin bulandırmadığı bir düşünceyle bakabilme iradesine sahiptir. Onun iradesi, insanın bireysel varlığından topluma, toplumdan ahlâka ve ahlâktan da dinî olan alana geçmekte; sonsuzluktan kaynaklanıp sonsuzluğu arzulayan irade, tabiat- üstüne kadar hiçbir basamakta tatmin bulmamaktadır.

Read more

Mevcut Olmak,Varoluş Mudur?

Osman Alakel yazdı…zamananananan.jpg

“İnsan ki kadından doğmuştur, günleri kısadır ve sefaletle doludur. Bir çiçek gibi topraktan çıkar, vurulur gider. Bir gölge gibi kaçar ve asla durduğu yerde durmaz.”

“Anlam, değer ve amaç ölçülebilir unsurlara indirgenemez, hayatının anlamının ne olacağına karar vermek özgür iradesiyle hareket eden bireye bağlıdır.”

Zamanın ve mekânın bir yerlerinde varlık sahasına çıkan insan varoluş için imkân sahibidir artık. Zamansal/sonlu olan bedenle, sonsuz/sınırsız olan ruh tek vücud olarak hayat bulur. İrade, özgürlük ve istenç sahibi bir ‘Ben’dir artık. İnsanda sonsuzluk/ölümsüzlük hissi, iradesi, özgürlüğü ile her daim canlıdır. İnsan donanımlı ve kendinde kendi olarak varlık sahasında kendini var edebilmelidir artık. Onun sorumluluğu beşer hırkasından sıyrılıp kâmil olana ulaşmaktır. İnsan tamamlanmaya/olmaya ihtiyaç duyar, onu kuşatan zamanın içinde. Zamanda ve mekânda nihayete ermiş, bitmiş bir şey yoktur. Zaman harekettir. Yaradılış her an devam etmektedir; İnsan, ibnü’l vakt midir? Ebü’l vakt midir? bilinmez ama insanın kökü/aslı kendindedir. Kendine tahammül edemeyen insan kendinden kaçar. Ya geçmişinde, ya geleceğinde yaşar. Kendi/ben, varoluşta; idrak/bilinç ile hayat bulur. Şimdi’de/an’da/kendi’nde canlı/faal olmayan bilinç, kendinde değildir. Bilinç dışılık onda bilince dönüşür. Bilinç kendinden kopmuş, oluş bitmiş, insan geçmiş ve gelecek arasına sıkışmıştır. Mevcut oluşu, var oluş anlamına gelir mi? İnsanın.

Read more