Selçukya’dan Yeni Türkü Geçti

Nilgün Çelebi yazdı…

DNY0_r7X4AEjAUU

Bu akşam (08.03.2019) Konya Selcuklu Kongre Merkezi‘nde iki ayrı etkinlik vardı. Ben Yeni Türkü ‘nün biletini bir ay önceden almıştım. İkinci etkinlikten tramvayda haberdar oldum. Benden daha genç ama daha toparlak bir hanım kongre merkezi için hangi durakta inmesi gerektiğini soruşturuyordu. Meraklanmamasını benim de oraya gittiğimi söyledim. Tramvaydan indikten sonra birlikte üst geçidin asansörüne yürürken bana “siz de mi şehit ailesisiniz” diye sordu. Olmadığımı söyleyip “siz?” diye kendi soru hakkımı kullandım. Aldığım cevapla düğümlendim. Asansöre binerken bir anne kız da bize yetişti. Yol arkadaşım onlara da aynı soruyu sordu. Anne, oğlunun Suriye‘de asker olduğunu yürek ağızda beklediklerini söyledi. Konuşmalarından anladığım Kongre Merkezinde şehit aileleri için de ayrı bir etkinlik olduğu idi. Ama anne kız oraya gitmiyordu.

Şehit annesi, merkeze ilk kez gittiği için yolu bilemediğini söyledi. Ben ağzımın neresinden nasıl çıktığını bilemediğim boğuk bir sesle “sizi yerinize kadar götüreceğim” dedim. Salonunu bulmak için davetiyesini istedim. Konuşmalar ve dinletilerin olduğu bir proğram gibiydi. Salonunun girişinde içinde bayrak olduğunu sandığım bir poşet verdiler. Yerini sağlama alıp ayrılırken derin bir şükran duygusuyla bana sarıldı. Hiç beceremediğim üçüncü öpüşme faslında yine ıskaladım. Yeni Türkü ‘nün konserinin verileceği kendi salonuma gittim.

Read more

Biraz Sinema: Yeşil Rehber

Nilgün Çelebi yazdı…

Yeşil Rehber. Notu:10.

Ama bu filmin, aynen Roma gibi, akıl çizgisini, hadi buna rasyonelini diyelim, ya da ana izleğini mi desem, dünyayı kavrama tarzınızın dışında, çok dışında, hissedecekseniz bu notu abartılı bulacaksınızdır. Ya da şöyle diyeyim, sizin için Amerika demek sadece nefret duygularınızı yansıttığınız bir ülke demek ise bu film size hiç bir şey soylemeyecektir.

Film Title: Green Book

Read more

Doğan Ergun Hoca’nın Ardından

Nilgün Çelebi  Doğan Ergun Hoca’yı yazdı…

ergunnn

2012’de yazmışım Doğan Ergun için bu yazıyı. “Doğan Ergun: Hesabını Verebilen Hocam” iç. Türkiye’de Modernleşme ve Batılılaşma Yerine Küreselleşmenin İkamesi Sosyoloji Yıllığı 22 Faruk Kocacık ve Ali Erkul’a Saygı, ed. Ertan Eğribel ve Ufuk Özcan, İstanbul: Doğu Kitabevi. 367-375. (Meraklısına not: Bu metin web sayfamda okura açık, yazdığım diğer engin(!) fikirlerim gibi).

&&&&&&&&&&&&

Sevgili Ertan Eğribel ve Sevgili Ufuk Özcan hocalar arayıp Faruk ve Ali Hocalar için bir Saygı sayısı çıkaracaklarını, orada Doğan Ergun Hoca için bir yazı yazıp yazamayacağımı sorduklarında Doğan Hoca için yazacağım yazının, içeriğinden çok başlığının, onu yansıtan bir ifade olmasına özen göstermiştim. Onu en iyi nasıl ifade edebilirim diye düşünmüştüm uzun boylu. Hocam Doğan Ergun ağzından çıkan her kelimenin manâsını da anlamını da (ki her kelimeyi hocam kadar olmasa da, kendi miktarımca, düşünerek yazmaya gayret ederim, ki bu sebeple mana ile anlam’ı ayrı ayrı içeriklendiririm) titizlikle seçmeye gayret ederdi. Ağzından çıkana kendi verdiği manâdan yana bir tereddütü yoktu ama muhatabının onu anlamasından emin olmak isterdi. Hocanın konuşurkenki heyecanının, bazen aynı cümleleri tekrar tekrar söyleyişinin, cümleyi baştan alarak, araya belki sadece bir takı ekleyerek, ya da sadece vurgusunu değiştirerek dillendirişinin ardındaki itici etken buydu sanırım. Derslerinden birinde hoca “‘kesin kes’ deniyor ama doğrusu ‘kesen kes’ imiş, araştırıp soruşturup öğrendim” demişti. İlginçtir, ondan sonra rahmetli Ecevit hariç başka hiç kimseden ‘kesen kes’ kelimesini duymadım. Ben de bir süre yeri geldiğinde ‘kesen kes’ demeye çaba gösterdim diye hatırlıyorum. Ama sonra baktım ki pek çok dil bilimci, TDK’nın Yazım Kılavuzu dahil ‘kesin kes’ diyor, işi fazla uzatmadım. Hacette Sosyoloji’de kaç dönem ders verdi bilmiyorum. Ama biz 1973 mezunları Sosyal Bilimlerde Metot dersini ondan aldık. Ve onu biz çok sevdik. Bölümün kadrolu hocası değildi. Bir yerlerden bize ek görevli olarak gelirdi. Ama o dönem ondan başka bu konuyu anlatabilecek herhangi bir Bölüm hocası da yoktu. Biz ondan bu dersi 2. sınıfta aldık. 5. Sınıfa geldiğimizde İbrahim Armağan İleri Sosyoloji Metotları’na geldi. Biz Metot hocaları derslerimizde bir yerde muhakkak onun adını “Hocam Doğan Ergun” diye geçirmeyi pek severdik. Kadir Cangızbay bilmem Gazi’de doğrudan Metot dersi verdi mi ama eminim o da derslerinin çoğunda “Hocam Doğan Ergun” demiştir. Biz onu kendimize rehber tuttuk. Genel Sosyoloji Metodoloji alanına onun aurasının etkisiyle merak sardım, tabii bir de kuralcı yönüm beni oraya iteklemiştir ama o ayrı. Şimdiki gençler bilmezler biz iyi biliriz. Bu ülkede bir 12 Mart vak’ası yaşanmıştır. 12 Mart 1971. İşte o lanet günün hemen ardından Hacettepe Sosyoloji’de soğuk rüzgarlar esmiş ve Bölümün değerli pek çok hocası o rüzgâra kurban verdirilmiştir. Doğan Hocanın üniversiteyle ilişkisi o dönem bitirildi. Tam bilemiyorum ama Milli Eğitim Bakanlığı emrine verildi sanırım. Yıllar yıllar sonra DTCF Sosyolojide idareciliğim sırasında bir dizi söyleşiler gerçekleştirmiştik, birilerinin arkamızdan haset planları yaptıkları yıllardı. İlber Ortaylı, Kadir Cangızbay, Erol Göka, Sami Zübeyda gibi konuklarımızı öğrencilerimizle tanıştırmıştık. Bu zincirde Doğan Ergun hocayı da davet etmek istedim, defalarca aradım, günler belirledik ama hep son anda hocanın bir önemli işi çıktığı için ertelemek zorunda kaldık. En sonunda hoca bir gün bana Nilgün sana işin aslını söyleyeyim, tekrar üniversite ortamında bulunmak istemiyorum” dedi. Düşündüm ki hoca yerden göğe kadar haklıydı. Bıçakla kesilmiş gibi birdenbire öğrencilerinden ayırtılan bir hoca yıllar sonra da olsa elbette bütün yaşanmışlıklarını ardına itip tekrar kürsüye çıkmak isteyemezdi. O kürsü onun elinden bir kez, yıllar önce, en heyecanlı olduğu yıllarda alınmıştı…

Read more

Biraz Sinema: Organize İşler 2

Nilgün Çelebi yazdı…

organize işler.jpg

Organize İşler 2 Sazan Sarmalı. Not:7…

Organize İşler’in ilki çok çok iyiydi diye hatırlıyorum. Bu o kadar değil; ama gidilir mi, gidilir. Daha önce de yazdım. Lütfen lütfen, Yılmaz Erdoğan bu “her şeyi en iyi ben yaparım” fiksasyonundan kurtulsun. Tamam, zeki, akıllı, oynamayı biliyor, sinemayı da öğrendi ama aynı filmde hem senaryocu hem yönetmen hem oyuncu, eminim, hem cast select and elect hem kameraman (eminim ona da emirler yağdırmıştır, nazikçe tabii) ve eminim hemmi de montajcıdır, girmiştir karanlık odaya “şu şuraya şu buraya” diye vermiştir rica/öneri karışımı direktiflerini. Tabii çevresinde herkes “baş üstüne efendim” demiştir.

Neden bizim ülkemizde insanlar hep tek kişi olmak isterler, en çok kendilerini beğenirler? (Bu çok essensiyal bir soru; gerçekten, çünkü ben de öyleyimdir. Kimsenin yapacağına da yaptığına da güvenemem. İlla elim, gözüm, kulağım işin bir yerinde olacak. Yoksa kesin kaytarma yapılır, dikkatsizlik olur, iş bozulur, görev tamamlanmaz, iş sakata kalır bla bla… Hadi ben başak burcuyum deyip suçu yıldızlara isnat ediyorum peki bu Yılmaz Erdoğan hangi gerekçeye sığınıyordur ki?) Tamam, Yılmaz Erdoğan film dilini öğrendi, filmin skeçler sıralaması olmadığını belledi. Ama bu filmde dikkatimi şu çekti. Sn. Erdoğan filmin “oyuncular sıralaması” olmadığını da öğrenmeli.

Read more

Biraz Tiyatro: Kapan (Sleuth)

Nilgün Çelebi yazdı…

Kapan (Sleuth). Ankara DT. Notu:9.

Yazan Anthony Shaffer. Çeviren Göksel Kortay. Ee Ingiliz oyunu. Çok hoştu. Hem eğlenceli hem meraklı hem polisiye hem komedi hem düşündürücü hem şaşırtıcı hem korkutucu hem güldürücü. (Tabii bu arada komedi ve komik kelimelerinin çok farklı konotasyonlari çağrıştıracak tarzda kullanildığına dikkatlerinizi çekerim; bağlam farkı). Sleuth polis köpeği demek oluyor. Burnu iyi koku alan manasına. Sonucu koklayabildik mi?

kapanss

Read more

Biraz Sinema: İskoçya Kraliçesi Mary

Nilgün Çelebi yazdı…

İskoçya Kraliçesi Mary. Notu: 8.

Ama bir sorun bu 8 kime verildi? Filme? Hayır. Film kostümize (ne demekse), her sahnesi kuyumcu titizliğiyle düzenlenmiş, fotografize edilmis (bu da ne demekse? Kendiliğinden yazıveriyorum bunları), kast (cast’in Türkçesi oluyor)ı titizlikle seçilmiş, ama bu şeklî özelliklerinin yanında içerik olarak tek bir slogana dayanan bir dönem filmi. Bu özellikler bana göre 8 etmez. Kaç eder: 5, 6? 6 diyeyim. Zira insan filmi izlerken kendini Royal Portraits of British Dynasty sergisinde hissediyor. Eee biz de malûm resim meraklısıyız. Yurt dışı gezilerinde grup lokanta, vitrin dolaşırken biz Konya ya da Beypazarı gevreği kemirip cepteki parayı galerilere, müzelere dökeriz ya, işte onun için notu 6 verebilirdim. Amma 8 verdim. Niçün?

Read more

Kürk Mantolu Madonna

Nilgün Çelebi yazdı…

kkkkk

Kürk Mantolu Madonna. İstanbul Tiyatro Topluluğu. Notu: Penc pare.

Oyunun sonunda alkışların cılızlığı dikkat çekmis olacak ki Raif Efendi‘nin gençliğini de oynayan delikanlı oyuncuların grip salgınından nasiplendikleri için arzu ettikleri performansı sergileyemediklerini söyledi. Demeyin, “hoca o gribi sen de tattın, ha notu yüksek tutaydın”. Ama beni bi dinleyin neden notu penc pare verdim?

Read more