Eski Defterler

Sabriye Cemboluk yazdı…

Yukardaki başlığı okuyunca, hemen geçmişle bir hesaplaşma içine gireceğimi sanmayın. Bu gün nedense aklıma basbayağı kullandığımız eski defterler geldi. Yaşı 60’ın üzerinde belki de o civarda olanlar hatırlar. Eğitim ve eğitim araçları bir elin parmağı kadar azdı. Hepimizin küçük birer okul çantası vardı. Çoğumuzun çantaları, portakal sandığı gibi bir şeyden yapılmış, bazıları boyanmış olurdu. Çantaların bir başka işlevi ise, ders çalışırken masa görevi görmesiydi. Deri çantalar üzerinde iyi yazı yazamaz, resim ve harita çizemezdik. Benim okul çantamı birinci sınıfa başlarken rahmetli Habibe Teyzem Gümülcine‘den getirmişti. Çift kilitli fiyakalı şöyle doktor çantası gibi bir şeydi. Gel gelelim tahta çantalar gibi dizimin üstünde durup bana masa görevi yapmıyor. Tahta çanta isterim diye salya sümük ağladığımı hatırlıyorum. Aldılar mı? Elbet de almadılar. Eskiden çocukların istediği her şey alınmazdı. Mantık ve ihtiyaç açısından bakılır, para olsa bile gereksiz yere gereksiz tüketimlere harcanmazdı. 

Read more

Alamancı Dursun

Sabriye Cemboluk yazdı…

alamanya.jpg

Ah şu Alamanya, nice koç yiğitleri memleketinden ayırdı da un gibi un ufak etti. Siz bilmezsiniz, bizim Gaziantepli Dursun amcamız çok kalender bir adamdır. Bakmayın şimdi bir dönüm bahçede eşelendiğine, zamanında taşı sıksa, suyunu çıkarırdı. Dağ gibi kapı gibi adamdı. Buraya geldiğinde işçileri yerleştirirken ilk onu seçmişlerdi. En zor işin başına o verilmişti. Hiç bana mısın? Demedi. Kimsenin de söylediğine kulak asmadı. Ağır işlerden kaçmaz, yorulduğunu belli etmez ama ille de yanık yanık türkü söylerdi. Alamanlar ne ettilerse de onu bu türkü söyleme huyundan vaz geçiremedilerdi. Yaptığı işler kolay olsa, çoktan kulağından tutup kapının önüne koyarlardı ama ona kimse dokunamadı. Şikayet edeni de usta, onun yerine çalışacak mısın? Sorusu ile savuşturuyordu.

Read more

Ana Kalbi

Sabriye Cemboluk yazdı…

şefkat.jpg

Bugün anneler günü. Ben böyle günler için bol akçeli hediyeler ve abartılı kutlamalar isteyenlerden değilim. Onun için bu hikâyeyi de sadece yürekten seçtim. Çok eski zamanlarda, dul bir ananın bir tanecik oğlu varmış. Kadıncağız kocası ölünce bir daha hiç evlenmemiş. Çalışmış çabalamış, yememiş yedirmiş, giymemiş giydirmiş ve oğlunu kel etmeden , kör etmeden büyütmüş. Gel zaman git zaman delikanlının gönlü pek zalim bir kıza düşmüş. Oğlan aşkından yanıp tutuşuyor, zalim kız şart üstüne şart koşuyormuş. Delikanlı canını dişine takıp, kızın her şartını yerine getirmeye çalışıyormuş. Bu arada oğlunun mum gibi eridiğini gören anası derdini öğrenmekte gecikmemiş. O da oğluna yardım etmeye başlamış. Derken zalim kız oğlana son isteğini bildirmiş:

– Ananı öldür ve kalbini bana getir! O zaman seninle evlenirim! Oğlan günlerce kara kara düşünmüş. Hiç ana öldürülür mü? Anası yalvara yakara oğlunun ağzından kızın son isteğini öğrenmiş. Hiç tereddüt etmeden, oğlunun mutluluğu için kararını vermiş:

Read more

Ana Babamla Siz Nasıl Tanıştınız?

Sabriye Cemboluk yazdı…

düğün

Memlekete izne gittiğimde aldım anamı karşıma, sordum: 

-Ana kız, siz babamla nasıl tanıştınız?

– Tövbe de gızım. Bizim zamanımızda tanış olmak yoktu. Onun anası beni, benim anam da onu görmüş beğenmiş. Bi gece, seni verdim dedi. Misafirler geldi, söz kesildi. Kime verdi? Hiç bildiğim yok. 

-Sormadın mı?

-Sordum ama zamanı gelince görür öğrenirsin. Haftaya nişanımız var. Nişanlını da o zaman görürsün dedi. Benim aklımda evlilik falan yoktu. Neyse bir hafta sonra üç tane öküz arabasına dolmuş, bir sürü insan geldi. Bizim büyük bir odamız vardı. Kadınlar odanın bir tarafına, erkekler karşı tarafa oturdular. Duvar dibinde tam altı erkek yan yana oturmuş. Teyzem beni kenara çekip fısıldadı. “Soldan ikinci senin nişanlın olur. Kahveyi verirken bakarsın.” Onun dediği gibi yaptım. Şöyle gözümün ucunla baktıydım, of anam, başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Ben deyim 40 sen de 45 yaşlarında, saçlı sakallı bir adam. O gece nasıl oldu, gayrini hiç hatırlamıyorum. Bahara çıkıyorduk. Anamla öyle anlaşmışlar. Baharda nişan, kasımda işler bitip mahsuller satılınca düğün demişler.

Read more

Bir Dal Erguvan

Sabriye Cemboluk yazdı…erguvannnnnnn.jpgBundan çok yıllar önceydi. Erken başlayan kronik hastalığım nedeniyle, Baden Baden şehrindeki bir klinikte tedavi görüyordum. Orada benden 15 yaş kadar büyük olan bir hemşehrimle tanışmıştım. Klinik hastane gibi değildi ve hastalar çıkıp dolaşabiliyorlardı. Tek başıma kaldığım odamın kapısı çalınınca açtım. Hemşerim elinde bir erguvan dalı ile kapıda duruyordu. 

– Her taraf mis gibi erguvan kokuyor. Gel şu erguvanlı tepelere doğru bir yürüyüş yapalım. 

Ben de yürüyüş yapmayı düşündüğüm için, hiç bekletmeden spor ayakkabılarımı giyip dışarı çıktım. Şehrin, eski saraya doğru tırmanan tepelerinde mor renk hakim olmuştu. Kuş cıvıltıları ve erguvan kokuları arasında, dar yoldan tırmanmaya başladık. Ablam dediğim yanımdaki yol arkadaşım, dalları bize doğru uzanan erguvan çiçekleri ile konuşuyordu. Benim orada olduğumu unutmuş gibiydi.

– Bak gene erguvan zamanı geldi. Senin geçtiğin saatlerde, balkonuma bir dal erguvan atarsın diye bekledim. Bu baharda da yoksun . Ah! Ah be garibim, nerelerdesin kim bilir? 

O kendi kendine mırıldanıyor ben sessizce onun arkasından yürüyordum. Tepeye yakın bir yerde karşımıza bir bank çıktı. İyice yorulduğumuz için, hemen oturduk. O elindeki erguvan dalına dalgın dalgın bakmayı sürdürüyordu. Sonra birden konuşmaya karar verdi. 

Read more

Hüzünlü Bir Aşk Hikâyesi

Sabriye Cemboluk yazdı…

xzxzxzxz.jpg

Ben gene biraz eskiye dönüp, anneannemin ve ondan daha büyük hanımların sohbetlerinde anlattıkları, efsane gibi bir aşk hikâyesini sizinle paylaşmak istiyorum.

Rumeli, Trakya ve Balkan halkları çalıp söylemeyi de, oynamayı da çok severler. İşte bu bölgelerden birinde çok güzel keman çalıp, şarkı söyleyen aslan gibi bir delikanlı varmış. Gün gelmiş, düğünlerin en güzel oynayan kızına âşık olmuş. Aileler uygun görmemişler bu evliliği.

Ama onlar kaçmış, nikahlarını kıydırıp birbirlerinin helâli olmuslar. Evlenmek çok güzel de geçinmek zor. Delikanlının elinde kemanından, kızın elinde müziğin ahengi ile kıvrılan muhteşem vücudundan başka bir şey yokmus. Geçinmek için; erkek çalmaya, kadın düğünlerde, eğlencelerde oynamaya başlamış.

Güzelliğinin ve oyununun namı dilden dile dolaşır olmuş. Artık devrin zengin çapkınları, haber üstüne haber gönderip, kadını elde etmek için, uğruna servetler dökmeye razı oluyorlarmış. Ama kadın oyununu oynar ve hiç kimsenin yüzüne bakmadan, kocasının yanında evine dönermiş.

 

Zaman harp zamanı, askerler patır patır kırılırken, yeni bir seferberlik çıkmış. Daha önce askerliğini yapmış olan kemancı tekrar askere çağrılmış. Askerlik bir şey değil de bu yanındaki dünya güzeli karısını kimlere emanet edip bırakacak? Kadını almış bir düşünce, peşinde onca zampara varken; kendini, namusunu nasıl koruyacak? İkisi de korkularını bilir ama birbirlerine açık edemezlermiş. Kadın kocasının asker yolluklarını, iki kat temiz çamaşırını, çoraplarını hazır edip bohçalamış.

Read more

Nefsinin Hâkimi Ol

Sabriye Cemboluk yazdı…

nefs.jpgRivayet odur ki, günlerden bir gün, Baş Melek Yaradan’ın karşısına çıkıp, bir serzenişte bulunmuş: “Ey Rabbim, bizi Nurdan yarattın ama çamurdan yarattığın insanı bizden üstün tutuyorsun. Bunun sebebini anlayamıyorum” demiş. Yaradan dinlemiş ve cevap vermiş: “Ben insanı çamurdan yarattım ama onun icine “NEFİS” denen bir şey koydum ki; ömrü oldukça en büyük Şeytan’ını, en büyük düşmanını içinde taşıyacak. Eğer Siz meleklere Nefis verseydim, bir gününüzü bile akşama kadar günahsız geçiremezdiniz!” demiş. Baş Melek ısrar etmiş: “Ey Allah’ım, bana bir gün nefis ver ve beni insan olarak dünyaya gönder. Eğer bir gün içinde günah işler, nefsime yenilirsem, kıyamete kadar Cehenneme at!” demiş.

Allah’a göre güçlügü yok. Baş Melek bir genç ve yakışıklı erkek halinde, bir günlüğüne dünyaya gelmiş. Kendini bir ormanda bulmuş. Etrafta cennet gibi bir huzur ve muhteşem güzellikler varmış. Biraz yürüyünce acıktığını fark etmiş. Bakmış, ileride tek başına bir kulübe, bacası tütüyor. Hemen oraya doğru gitmiş. Kapıyı açmış, beşikteki çocuğu sallayan dünya güzeli bir kadın görmüş. Etrafta kimseler yok. Kadın yalnız, üstelik de pek bir cilveli. Yanına yaklaşmış. Kadın ona içki sunmuş. Bir testi şarabı bitirmişler.

Read more