Cinayet, Katil, Sanatçı…

Sabriye Cemboluk yazdı…

07.09.2019 Cumartesi günü üniversiteyi yeni bitirip mühendis olmuş, henüz işe girip evine bir ekmek bile götürememiş, 23 yaşında pırıl pırıl bir genç bıçaklanarak öldürüldü. Neden ölmüş veya öldürülmüş? İki maganda durakta kendi hallerinde araç bekleyen gençlerden para istemişler. Onlar da vermemişler. Muhtemel kendilerinde de yoktur. İki maganda ellerindeki kesici aletlerle gençlere saldırmışlar. Biri çok şükür ağır yaralı olsa da yaşıyor. Ama birini kaybettik. Şimdi ne diyeceğiz buna? Buz gibi cinayet. Katilleri şu veya bu sebebe dayandırarak hoş mu göreceğiz? Diyelim ki onlar çok iyi ressamdır, müzisyendir, yazar veya yönetmendir oyuncudur. Hatta sizin tuttuğunuz futbol takımını tutup, muhtemelen sizin oy verdiğiniz partiye oy veriyorlardır. Belki de ana babalarının arkası sağlamdır. Ufak tefek cezalarla kurtulacaklar. Belki de birilerinin yardımı ile yurt dışına kapağı atacaklar…

Read more

Eskiden Saat Mi Vardı?

Sabriye Cemboluk yazdı…

Bilmem hatırlar mısınız? Eskiden büyüklerimiz öyle her dakika olur olmaz sebeplerle saate bakmazlardı. Mesela sabahı, sabah ezanı bir de kümesteki horozlar haber verirdi. Sizleri bilmem ama büyük şehirlerin beton karmaşasında ve uzak diyarlarda yaşarken ben her ikisini de özledim. Sabah ezanı okunurken bütün çocuklar kaldırılırdı. Güneş üstüne doğarsa, miskinlik çöker. Kısmetlerimiz kapanır deyip, seher vakti cümbür cemaat ayakta olunurdu. Büyükler acele ile sabah namazlarını kılarlar, çocuklar uyku mahmurluğundan kurtulmak için, kuyudan çekilen soğuk sularla yüzlerini yıkarlardı. Öğlen vakti çabuk gelmezdi. Öğlen ezanı okunmadan önce büyükler uzun uzun güneşe bakar, ona göre ezana ne kadar zaman olduğunu tahmin ederlerdi. İkindi, akşam ve yatsı ezanlarının vakitleri de hayatımızın ritminde anlam taşırdı. Öğlen yemeği, ikindi kahvaltısı, akşam yemeği, yatsıdan sonra dumba da yatak Mahmure. Ama öncesinde kim bilir kaç kere tekrarlanmış masallar ve yaşanmış eski günlerin anıları konuşulurdu. 

Read more

Eski Defterler

Sabriye Cemboluk yazdı…

Yukardaki başlığı okuyunca, hemen geçmişle bir hesaplaşma içine gireceğimi sanmayın. Bu gün nedense aklıma basbayağı kullandığımız eski defterler geldi. Yaşı 60’ın üzerinde belki de o civarda olanlar hatırlar. Eğitim ve eğitim araçları bir elin parmağı kadar azdı. Hepimizin küçük birer okul çantası vardı. Çoğumuzun çantaları, portakal sandığı gibi bir şeyden yapılmış, bazıları boyanmış olurdu. Çantaların bir başka işlevi ise, ders çalışırken masa görevi görmesiydi. Deri çantalar üzerinde iyi yazı yazamaz, resim ve harita çizemezdik. Benim okul çantamı birinci sınıfa başlarken rahmetli Habibe Teyzem Gümülcine‘den getirmişti. Çift kilitli fiyakalı şöyle doktor çantası gibi bir şeydi. Gel gelelim tahta çantalar gibi dizimin üstünde durup bana masa görevi yapmıyor. Tahta çanta isterim diye salya sümük ağladığımı hatırlıyorum. Aldılar mı? Elbet de almadılar. Eskiden çocukların istediği her şey alınmazdı. Mantık ve ihtiyaç açısından bakılır, para olsa bile gereksiz yere gereksiz tüketimlere harcanmazdı. 

Read more

Alamancı Dursun

Sabriye Cemboluk yazdı…

alamanya.jpg

Ah şu Alamanya, nice koç yiğitleri memleketinden ayırdı da un gibi un ufak etti. Siz bilmezsiniz, bizim Gaziantepli Dursun amcamız çok kalender bir adamdır. Bakmayın şimdi bir dönüm bahçede eşelendiğine, zamanında taşı sıksa, suyunu çıkarırdı. Dağ gibi kapı gibi adamdı. Buraya geldiğinde işçileri yerleştirirken ilk onu seçmişlerdi. En zor işin başına o verilmişti. Hiç bana mısın? Demedi. Kimsenin de söylediğine kulak asmadı. Ağır işlerden kaçmaz, yorulduğunu belli etmez ama ille de yanık yanık türkü söylerdi. Alamanlar ne ettilerse de onu bu türkü söyleme huyundan vaz geçiremedilerdi. Yaptığı işler kolay olsa, çoktan kulağından tutup kapının önüne koyarlardı ama ona kimse dokunamadı. Şikayet edeni de usta, onun yerine çalışacak mısın? Sorusu ile savuşturuyordu.

Read more

Ana Kalbi

Sabriye Cemboluk yazdı…

şefkat.jpg

Bugün anneler günü. Ben böyle günler için bol akçeli hediyeler ve abartılı kutlamalar isteyenlerden değilim. Onun için bu hikâyeyi de sadece yürekten seçtim. Çok eski zamanlarda, dul bir ananın bir tanecik oğlu varmış. Kadıncağız kocası ölünce bir daha hiç evlenmemiş. Çalışmış çabalamış, yememiş yedirmiş, giymemiş giydirmiş ve oğlunu kel etmeden , kör etmeden büyütmüş. Gel zaman git zaman delikanlının gönlü pek zalim bir kıza düşmüş. Oğlan aşkından yanıp tutuşuyor, zalim kız şart üstüne şart koşuyormuş. Delikanlı canını dişine takıp, kızın her şartını yerine getirmeye çalışıyormuş. Bu arada oğlunun mum gibi eridiğini gören anası derdini öğrenmekte gecikmemiş. O da oğluna yardım etmeye başlamış. Derken zalim kız oğlana son isteğini bildirmiş:

– Ananı öldür ve kalbini bana getir! O zaman seninle evlenirim! Oğlan günlerce kara kara düşünmüş. Hiç ana öldürülür mü? Anası yalvara yakara oğlunun ağzından kızın son isteğini öğrenmiş. Hiç tereddüt etmeden, oğlunun mutluluğu için kararını vermiş:

Read more

Ana Babamla Siz Nasıl Tanıştınız?

Sabriye Cemboluk yazdı…

düğün

Memlekete izne gittiğimde aldım anamı karşıma, sordum: 

-Ana kız, siz babamla nasıl tanıştınız?

– Tövbe de gızım. Bizim zamanımızda tanış olmak yoktu. Onun anası beni, benim anam da onu görmüş beğenmiş. Bi gece, seni verdim dedi. Misafirler geldi, söz kesildi. Kime verdi? Hiç bildiğim yok. 

-Sormadın mı?

-Sordum ama zamanı gelince görür öğrenirsin. Haftaya nişanımız var. Nişanlını da o zaman görürsün dedi. Benim aklımda evlilik falan yoktu. Neyse bir hafta sonra üç tane öküz arabasına dolmuş, bir sürü insan geldi. Bizim büyük bir odamız vardı. Kadınlar odanın bir tarafına, erkekler karşı tarafa oturdular. Duvar dibinde tam altı erkek yan yana oturmuş. Teyzem beni kenara çekip fısıldadı. “Soldan ikinci senin nişanlın olur. Kahveyi verirken bakarsın.” Onun dediği gibi yaptım. Şöyle gözümün ucunla baktıydım, of anam, başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Ben deyim 40 sen de 45 yaşlarında, saçlı sakallı bir adam. O gece nasıl oldu, gayrini hiç hatırlamıyorum. Bahara çıkıyorduk. Anamla öyle anlaşmışlar. Baharda nişan, kasımda işler bitip mahsuller satılınca düğün demişler.

Read more

Bir Dal Erguvan

Sabriye Cemboluk yazdı…erguvannnnnnn.jpgBundan çok yıllar önceydi. Erken başlayan kronik hastalığım nedeniyle, Baden Baden şehrindeki bir klinikte tedavi görüyordum. Orada benden 15 yaş kadar büyük olan bir hemşehrimle tanışmıştım. Klinik hastane gibi değildi ve hastalar çıkıp dolaşabiliyorlardı. Tek başıma kaldığım odamın kapısı çalınınca açtım. Hemşerim elinde bir erguvan dalı ile kapıda duruyordu. 

– Her taraf mis gibi erguvan kokuyor. Gel şu erguvanlı tepelere doğru bir yürüyüş yapalım. 

Ben de yürüyüş yapmayı düşündüğüm için, hiç bekletmeden spor ayakkabılarımı giyip dışarı çıktım. Şehrin, eski saraya doğru tırmanan tepelerinde mor renk hakim olmuştu. Kuş cıvıltıları ve erguvan kokuları arasında, dar yoldan tırmanmaya başladık. Ablam dediğim yanımdaki yol arkadaşım, dalları bize doğru uzanan erguvan çiçekleri ile konuşuyordu. Benim orada olduğumu unutmuş gibiydi.

– Bak gene erguvan zamanı geldi. Senin geçtiğin saatlerde, balkonuma bir dal erguvan atarsın diye bekledim. Bu baharda da yoksun . Ah! Ah be garibim, nerelerdesin kim bilir? 

O kendi kendine mırıldanıyor ben sessizce onun arkasından yürüyordum. Tepeye yakın bir yerde karşımıza bir bank çıktı. İyice yorulduğumuz için, hemen oturduk. O elindeki erguvan dalına dalgın dalgın bakmayı sürdürüyordu. Sonra birden konuşmaya karar verdi. 

Read more