Polisiye Üzerine Tezler

Sadık Yemni yazdı…

polisiye.jpg

Polisiye benim için 2S merkezli bir elipstir. Suç ve Sır. Suç ve Sır merkezli bir geometrik cismi düşünmemin nedeni, suçu kimin (kimlerin) ve neden işlediğini bulmak için tümdengelim muhakemeyi, akıl yürütmeyi temsil etmesidir.

Kurgusu iyi çatılmış polisiyede okur kendi de detektife, araştırmacıya paralel akıl yürütür ve bazı sonuçlara varır. Oturduğu yerden yer yer risk taşıyan bir vakayı adeta yaşar gibidir. Dozunda verilen heyecan 2S merkezli elipsin içini dolduran, adeta çeperlerin içeri göçmesini ve şeklin deforme olmasını engelleyen bir öğedir. Heyecan her ortamda yetişen bir bitkidir, ama bence en çok etki yaptığı alan olayların sıradan insanların, günlük hayatın içinde seyrederken beklenmedik şeylerin vuku bulmasıdır. En inandırıcı ve dolayısıyla heyecanı bol öyküler bazı istisnalarıyla ortalama hayatların ortamında salınır.

Read more

Post Rönesans-Tordemir Yazıları

Sadık Yemni yazdı…

Distopik Cazibe

Elli-Altmış yıl önce yazılan distopik romanlar ve bunlardan sinemaya uyarlanmış filmler yorumlanırken sıkça teknoloji korkusu etiketiyle yaftalanıyordu. Harry Harrison’un Make Room! Make Room!–Yer Açın! Yer Açın! romanı 1973’te Soylent Green-Açlık başlığıyla filme çekildi. Yıl 2022’ydi dünya üzerinde büyük bir kıtlık yaşanıyordu ve insanlara belli etmeden ölenlerin etinden yapılmış krakerler yediriliyordu. O sıralarda bugünkü teknoloji öngörülemediğinden 2022’de geçen bir filmde akıllı telefon ve internet olmaması şimdilerde çok yadırganıyor. 1979 yapımı konusu 2122’de geçen Alien–Yaratık filmindeki amber renkli küçük ekranlar ve ilkel bilgisayarların olduğu gibi. O film ve sonrasında çekilen beş diğer ardılı uzaydan gelecek olan kötülük temasını işleyen filmlerin en ünlülerinden  olup çıkacaktı. En yeni zamanda yapılan yapay zekâ konulu filmler de bu listeye eklenebilir. Bu defa da teknolojinin yaratacağı yapay zekânın defterimizi dürmesi konusu işleniyor ve bu korku da epey alıcı buluyor. İster teknoloji korkusu, ister uzaydan gelecek kötülük konularını işlesin insanlar felaket temalı konuları, distopik ortamları seviyor ve bu tür roman ve filmlere çok rağbet ediyor.

Geçmişin Anısı ve Gelecekten Eko

“Âd kavmi ise yeryüzünde haksız olarak büyüklük taslamış, ‘Bizden daha güçlü kim var?’ demişlerdi. Onlar, kendilerini yaratan Allah’ın onlardan daha güçlü olduğunu görmediler mi? Onlar bizim ayetlerimizi inkâr ediyorlardı.” Fussilet Süresi 41/15.

Kur’an bize Nuh, Ad ve Semud kavimlerinin yaptıkları zulüm ve hatalar nedeniyle helak edildiğini bildirir. Arkeolojik bulgular bu tür yıkılmış yerle bir olmuş medeniyetlerin varlığını kanıtlamıştır.

Genetiğimizde geçmişteki yıkımı görmüş ve bundan kurtulabilmiş atalarımızın bellek kayıtları var. Yakın geleceğin ekosu da bizi sürekli olarak uyarıyor. Düş filmi şeklinde rüyalarımızda beliriyor, öykülere, filmlere ilham oluyor. Bir kedi yavrusunun daha önce hiç görmediği eşek arısını içgüdüyle tanıması gibi gelecekteki müstakbel helak oluşların varlığını da sezebiliyoruz.

Read more

Bir Post Charles Dıckens Romanı (Ceset-The Body-Stand by Me)

Sadık Yemni yazdı…

İyi Bir Öykü Zamansızdır

İyi bir öykü zamansızdır ve size ömür boyu hitap eder. Stephen King korku, bilimkurgu, gerilim ve dram türünde toplam 400 milyon kopya satmış ve neredeyse tamamı filme çekilmiş olan altmış kitap yazmıştır. Bunların bazıları roman kalitesi olarak çok üstün vasıflara haizdir. CesetThe Body bunlardan biridir. Dram türündedir. İçinde korku ögesi ya da olağan dışı vakalar barındırmaz. Çocukluktan ilk gençliğe geçmek üzere olan dört çocuğun hikâyesidir. Yaşınız kaç olursa olsun sizi çok derinden etkilemeyi başaracaktır. Çocuk kahramanlardan hiçbiri Oliver Twist’inki derecesinde zor yaşam şartlarına sahip değil, ama kendinizi bir Post Charles Dickens Romanı okuyor gibi hissetmeniz kaçınılmazdır.

Ormanda Bir Ceset

1959 yılı. Amerika. Maine eyaleti. Genelde dar gelirlilerin oturduğu bir bölgede Gordon Lachance, Chris Chambers, Kaçık Teddy Dushamp ve Vern Tessio yakın arkadaşlar.

Yaz tatilindeler. Bir ağacın üstünde tahtadan yapılmış küçük bir kulübeleri var. Orada buluşup iskambil oynuyor ve sonu gelmez sohbetler icra ediyorlar.

Read more

Üçüncü Kapı

Sadık Yemni yazdı…kapılalala

1975 yılının Kasım’ında modernitenin neşet edildiği coğrafyanın bir parçası oldum. Kırk yıla yakın süren bir tecrübeydi. Birazdan bahsini edeceğim kapıların imal edildiği yerlerde bulundum. Kapı bekçileri ve müdavimleriyle sonu gelmez diyaloglar icra ettim. Tartıştım. Kapıların çağrısına kapıldığım oldu. Kendimi sorguladım.

1999’da basılan bir romanımda ve 2013’te yayımlanan Alsancak Börekçisi adlı kitabımda bu kapıların bahsini ettim. Şimdi burada bir kez daha dile getirmeye çalışacağım.

Modern zamanlarda kapılar aslında üç tanedir. Bizlerin, Müslümanların gözüyle bakınca dört adetmiş gibi görünür. Çünkü Batıda-Avrupa’da Üçüncü Kapı olarak takdim edilen şey asılsızdır. Sağlam bir temele oturmayan kurtuluş vaadidir. Sanal bir yapıdır.

Batı uygarlığı maddi bir uygarlıktır. Zamanında insanların dünyevi beklentilerine ve ihtiyaçlarına önemli ölçüde karşılık buldu. Bunu yaparken kendi dışındaki kültürleri yok etti, ülkeleri yağmaladı, insanları maddiyat bağımlısı yaptı ve tek tip kalıptan geçirdi. Çıkardığı savaşlarla 100 milyondan fazla insanı öldürdü. Milyonlarca insan evsiz barksız kalıp göçmek zorunda kaldı. Dünyaya çok büyük acılar yaşattı. Demokrasi ve insan hakları kalesi olma iddialarına rağmen Sömürgeci ve Ötekileştirici yanı hâlâ çok baskındır ve kesintisiz bir süreklilik arz etmektedir. Batının kendine has bir ahlak değeri yoktur. Ödünç aldığı değerleri çürütmüş, asılsızlaştırmış ve bazılarını da mumyalanmış şekilde müzelerde teşhire arz etmiştir.

Read more