Üniversitenin Seviyesi

Servet Kızılay yazdı…

Ülkede “her şeyin karma karışık olduğu, düzenin, kuralın, standardın olmadığı”na ilişkin meşhur bir kabul vardır. Bunların bir türlü kurulamaması ise, hep bir sitem kaynağı olmuştur. Oysa ilk etapta doğru gibi görünen bu algılama, yakından bakıldığında oldukça yanlıştır. Türkiye’de bütün kaos ve karmaşanın altında birbirini tamamlayan yapıları fark etmek, işleyişlerini anlamak, ezberi biraz bozabilir.

Türkiye’deki Üniversiteleri değerlendirken; diğer kurum ve kuruluşlardan ayrı tutmadan, sosyal ve siyasal benzerliklerle birlikte değerlendirmek daha sağlıklı bir tutum olacaktır. Bu açıdan bakıldığında; Üniversitelerin durumu, içler acısıdır. Türkiye’deki anti-demokratik bütün hastalıkları bünyesinde taşır. Tabii ki; “körle yatan şaşı kalkar” diyen atasözünde olduğu gibi, ülkenin her türlü pratiğinden etkilenmeleri çok doğaldır. Pratiğin, hem düşünceyi hem de her türlü olguyu ve olayı şekillendirdiğini iddia eden meşhur tez, burada haklı gibidir. Lâkin durumu sadece böyle formüle edersek; Üniversiteler, sütten çıkmış ak kaşığa döner. Ne de olsa; içine atılmış-düşmüş, zorunluluktan doğan şeyler (gayrı iradi durumlar) için kimse suçlanamaz, sorumlu da tutulamaz.

Read more

Suriye’lileri “Defetmek”?!

Servet Kızılay yazdı…

suriye.jpg

Bugünlerde bir kampanya yürütülüyormuş gibi Sağ’dan ve Sol’dan herkes Suriyelileri daha fazla hedef almaya başladı. Önceleri de yani onların ilk gelişlerinde de tepkiler vardı fakat bu tepkiler şimdikine benzer bir yoğunluğa sahip değildi. Bu yüzden gittikçe sistematik bir nefret objesine dönüştüklerini söyleyebiliriz. Onları “göndermek” hakkında kullanılan kavramlara baktığımızda nefret ve kin gibi duyguların kitle psikolojisinde değişik şekillerde nasıl yansıtıldığını da görebiliriz: “(geri) göndermek” kısmen nötür bir yerde dururken; “postalamak” ya da “defetmek” olumsuz bir düzeyde yer alır. Özellikle “defetmek” giderek artan oranda kullanılan nefretin en uç noktasında yer alır. Zira Suriyeliler, tıpkı bir hastalık-bela-kötülük ile eşitlenmiş olur. Defetmek kavramı, bu tür olumsuz anlam çağrışımlarıyla ilişkilidir. Burası işin kavramsal boyutu; bir de bunun niçin istendiği ya da arzu edildiği ve hangi gerekçelerin kullanıldığı gibi şeyler var.

Read more

Diktatör Mü, Demiştiniz?!…

Servet Kızılay yazdı…

siyasettt.jpg

Her zaman konuşmaya başlamadan önce, konuşan bir şeyler vardır. Buna ‘Arka Plan’ denir. Arka Plan, bir durumun, bir olgunun insanlarda oluşmuş algıları, anlamlandırmaları kısacası kodlarıdır. Bu kodlar, özellikle siyasal şeyler söz konusu olduğunda, oldukça yüksek biçimde manipülatif imajlar ve kavramlarla dolmuş, doldurulmuş olabilir. Yani; daha ağzını açmadan senden önce konuşan şeyler, seni bir yerlere sıkıştırıp etiketleyebilir. Bizim gibi ülkelerde çatışma teorisinin de etkisiyle; karalama, negatif konumlama, dışlama, ötekileştirme, kamplaştırma gibi arka plan kodlarıyla iş görmek, adeta meslek haline gelmiştir.

Read more

İttifak Zemini Olarak Türkiye Ve Siyaset

Servet Kızılay yazdı…

ittifak.jpgTürk siyaseti “Başkanlık Sistemi” ile yeni bir siyasal modele geçti. Bu model, Öncelikle ittifak denilen şeyi içeriyor ve onu zorunlu kılıyor fakat bu ittifak; geniş çaplı değil, oldukça kamplaştırıcı ve sınırlı boyutta. İki ana eksende (Cumhur ve Milli ittifak ile) ittifak toplanmış olmasına rağmen “Türkiye İttifakı” olabilecek bir olguyu ortaya çıkarmıyor. Hatta bu ittifak, sistemin çalışma prensiplerinden dolayı oldukça ayrıştırıcı bir işlev görüyor. Siyasal Temsiliyeti başka şekilde manüpüle ediyor. Mesela; bir Liberal’e yahut Komünist’e  “ya sağcı kanatta ya ulusalcı Kemalist kanatta yer al ya da bunu beğenmiyorsan dışarıda kal”, diyor. Kürtlerin sistem içindeki durumu ise daha karmaşık. Onlar ya Türk milliyetçileri ile birlikte olabilir ya da Kemalizm ile aynı kampta yer alabilir. Buna göre; popüler siyaset malzemesi olarak bakıldığında Kürtler; hangi ittifakta yer alırsa alsınlar, bir diğer ittifakça rahatlıkla “terörist” ilan edilebilir. Her kanat diğerini Kürtler üzerinden karalayabilir.

Türkiye’de sağdan-sola tek hâkim siyasal düşünce-algılama-kavrama olan ‘Çatışma teorileri’ başlı başına “Türkiye İttifakı”ına en büyük düşmandır. İttifak imkanını düşünsel bir imkan olmaktan bile uzak tutan bu teoriler, sürekli bir şekilde şiddeti ve şavaşı örgütler. Bir taraftan çatışma teorilerini mutlak kabul edip öte yandan “Birlikten-Barıştan-Toplumsal Huzurdan-Dirlikten” vb. bahsetmek ve bunların olabileceğini düşünmek, ancak büyük bir akıl hastalığı ile açıklanabilir.

Türkiye’de Anti-demokratik Oluşumların (sağ ve sol ya da asker sivil) aralarındaki mücadelesinden, geniş alanlar bulmasından, maddi-manevi diğer alanlardan beslenmesinden dolayı; “Türkiye İttifakı”nın cendereden çıkma sansı, düşünüldüğünün aksine çok büyük maliyetleri gerektirir. Bu gerilim alanı herhangi bir genel ittifakı oluşturmamak için çalışır. Read more

“Bilmediğiniz Şeyler Var!”

Servet Kızılay yazdı…

nnnntyhtyjt6yjt56yjt65y

Siyasal söylemlerin analizi, ortaya çok farklı durumların resmini sunar. En yaygın ve doğruymuş gibi görülüp öne sürülen birçok siyasal söylemin; aslında hiçbir şey söylemeyen fakat yalnızca belirli işlevi olduğu için “hakikat” diye yedirilen şeyler, olduğu görülebilir. Bu söylemlerin en tipik meşhur olanlarından biri de şudur: “Bilmediğiniz şeyler var!”

Hem Devlet Aklı hem de Devlet Bürokrasisi (buna ilave olarak; kendini devlet zanneden milyonlarcası) bizlere hep şu sözü söyler: “Bilmediğiniz şeyler var!”. Bu söylemle neyi kast etmek istendiğine bakmak gerek. Bizler (yönetilenler, dışarıdakiler) neyi bilmiyoruz? Neden kavrayamadığımız ve bilemeyeceğimiz şeyler var? Kısacası: bu söylemin doğruluk değeri nedir ve neye dayanır?

Bu söylemi sıklıkla dile getirip bize yönelten devlet aklı ve devlet büyükleri, iki ana kategoriye dayanarak haklı olduğunu iddia ediyor. Birincisi; İç siyaset düzleminde yani içeride. İkincisi; Dış siyaset düzleminde yani dışarıda (Uluslararası siyasette). Birinci düzlemde; ‘kim kimin adamı, kim kime hizmet ediyor’, şeklinde özetleyebileceğimiz “İlişkiler ve bağlantılar” bulunur. Yani bizler kimin yerli/yabancı istihbarat olduğunu, hangi etkili adamların nereye çalıştığı, neye hizmet ettiğini kısacası kişilerin (toplulukların, derneklerin, cemaatlerin vb) sosyal-siyasal konumları bilmediğimiz/bilemeyeceğimiz için “bilmediğimiz şeyler var”dır. Bu dayanak, haklılık taşır. Bizlerin bunu anlaması-bilmesi için o sistemin, o ağın içinde yer almamız gerekiyor.

Read more

Protestoyu Batı’dan Beklemek

Servet Kızılay yazdı…

csdsdfsfsvsv.jpg

Yeni Zellanda’daki katliamla birlikte Batı’nın ikiyüzlülüğü tekrar daha şiddetli gündeme geldi. ‘Neden Batı’nın bunu protesto etmediği’ ile hikmetli açıklamalar yapıldı, her yerde. Herkeste Batı’dan bir protesto beklentisi, ortaya çıktı. İşin bu noktası, toplumsal ve düşünsel şizofreninin ilk aşamasıydı. Hem Batı İslâm karşıtıydı hem de bu iğrenç katliam için Batılıların kendilerini sokaklara atıp parçalayacakları, Devlet nezdinde büyük gösteriler düzenleyeceği varsayılıyordu.

Acaba gerçek bir protesto nereden gelmeliydi ya da kim yapmalıydı?

Yalnızca Suriye’de 1000(bin)’e yakın caminin yıkıldığı (hem bunlar Toki camileri değil birçoğu İslam eserlerinin nadide parçaları) rapor edildi. Binlerce kişi camilerde katledildi. Mısır’daki “büyük cami” katliamı (184 ile 234 kişinin katledildiği) üzerinden çok zaman geçmedi. Irak’ta uzun süredir Cami ve kutsal mekanlarda saldırılarda katledilenler yine binlerle ifade ediliyor. Pakistan, Bangladeş hep cami katliamı ile gündemdeler.

Read more

Bir Gece Vakti İsmet Özel’le Karşılaşmak

Servet Kızılay yazdı…

İstanbul Fatih‘te bir gece vakti ben ve Zekeriya Bektaş Eminönü‘ne gidecektik. Gece vakti… Yavuz Selim durağından otobüse bindik. Otobüs boştu (ilginç)… Ben, Zekeriya‘ya “Ya Şimdi otobüse binenler olur, yaşlı, kadın, çocuk… Gel arka tarafa doğru geçelim! dedim.

Bir Baktım; bomboş otobüste en arkada sanki otobüs tıklım tıklımmış gibi demire Sım sıkı tutunmuş biri: İsmet Baba!..

Zekeriya’ya dedim ki: Bak şimdi ne yapacağım, izle! İsmet babaya yaklaştım: Selamunaleyküm! BEN DE, BENİ HANGİ KUVVET ARKAYA DOĞRU ÇEKİYOR?! DİYORDUM dedim. Güldü ve şaşırmıştı… Ve baba ilginçtir sadece başını salladı cevap vermedi, teke kelime. Ben de Şaşırdım. Kendi kendime Nasıl yani, babayı faka mı bastırdık falan?! diye düşündüm.

Read more