Ulus Üzerine

Veysel Karataş yazdı…

şamam
Suriye Selahaddin’i Eyyubi Türbesi

 

(Şarkın en sevgili Sultanı Selahaddin‘i…)

Çoğunluğu akademisyen ve öğretmenlerden oluşan bir grup, iç savaş öncesi bir Suriye gezisi yaparlar. Emevi Camii‘ni gezdikten sonra bazıları Selahaddin’in de kabrini ziyaret etmek ve bir fatiha okumak isterler. Geziye katılanlardan biri anlatıyor:

“Bir arkadaşımız gelmek istemediğini söyledi ancak grup dağılmasın diye ısrar ettik. Fakat o da gelmemekte ısrar etti. Nedenini sorduğumuzda beklemediğimiz bir cevapla karşılaştık. Bu arkadaş, “Selahaddin’e çok kızgın olduğunu, ona hakkını helal etmeyeceğini” söyledi.

Bu hikayeyi dinlerken doğrusu ben de bu şahsın Selahattin’le nasıl bir hak-hukuk davasına sahip olduğunu, merak etmeye başladım.

Bu zat ısrarlar neticesinde gruba uymayı kabul eder ancak bir şartı vardır. Onlara eşlik etse bile mezarında Fatiha okumayacaktır… Selahaddin‘e fatiha okumak istememesinin sebebi özetle şuymuş: Selahaddin elinde tarihi bir fırsat varken, bütün gücünü ve enerjisini Tarihte bir Kürt devleti kurmak yerine Kudüs‘ü kurtarmaya harcamış. İşte bu affedilemeyecek bir hataymış…

Read more

Modern Zamanlarda Din

Veysel Karataş yazdı…

dinler

“Almanya için dinin eleştirisi ekseriyetle tamamlanmıştır ve Almanya’da din eleştirisi bütün eleştirilerin öncülüdür”…

“Din dışı eleştirinin temeli şudur: İnsan dini inşa eder, din insanı değil. Başka bir deyişle, din henüz kendini bulamamış veya zaten kendini tekrar kaybetmiş insanın öz-bilinci,öz hissiyatıdır”….

“Dinsel ızdırap aynı zamaanda gerçek (reel) ızdırabın bir ifadesi, gerçek ızdıraba karşı bir protestodur.Din bastırılmış varlığın müşahadesi, kalpsiz bir dünyanın kalbidir, tıpkı ruhsuz bir dünyanın ruhu olduğu gibi. Din insanın afyonudur”…

 (K.Marx. Hegel’in Hukuk Felsefesini eleştiriye Katkı)

Din bir illüzyondur. Aldatıcı bir güneştir. Din, insanın kendine yabancılaşmasının modernlik öncesi halidir. Bu yabancılaşma doğa ile başladı. Yabancılaşma daha sonra soyut ve üstün insanın vasıflarını kendinde toplayan tek tanrıya dönüştü. Din (tanrı) bir yabancılaşmadır. Yabancılaşma modern dönemlerde (burjuva toplumunda) insanın kendisi tarafından yaratılan ekonomik koşullar ve üretim araçlarına dönüştü. İnsan var etti ama var ettiği şey, kendisinden daha üstün bir güçmüş gibi yine kendisine hükmediyor. Devleti de insan yarattı ama sonra devletin kölesi oldu. Tıpkı emeğin kölesi olduğu gibi. Tıpkı üretim ilişkilerini yaratıp yine üretim ilişkilerinin kölesi olduğu gibi…

Başa dönecek olursak “Almanya için dinin eleştirisi ekseriyetle tamamlanmıştır ve Almanya’da din eleştirisi bütün eleştirilerin öncülüdür”… Aynı yüzyılda bir başka Alman, Almanya sokaklarında “Tanrı Öldü Duymadınız mı?” diye isyan edecek… Sonra başkaları bu konuyu işlemeye devam edecek. Durkheim, dine ait her ne varsa iptidai bir yaşamın kalıntıları olarak görecek. Çok sonra Berger bu olguyu, Batı toplumlarının üzerindeki kutsal kubbenin çökmesi şeklinde ifadelendirecek.

Read more

Ben ve İsmet

Veysel Karataş yazdı…

ismetSene 2000 mi, 2001 mi? o tarihler işte! İsmet Özel yolunu kaybetmiş. “Önüne çıkan yolların hepsi gidilecek yol gibi duruyordu” Kafası çok karışıktı. Ne yapacağını bilmiyordu. Yardım teklif ettim. Kabul etti. “Beni izle” dedim. Böylece onu doğru yola, esenliğe kavuşturdum. Bana teşekkür etti. “Sen olmasan biz doğru yolu biraz zor bulurduk” dedi. (yanında iki kişi daha vardı. Oğlu ve dergi editörü)

O tarihlerde İsmet Özel Gerçek Hayat Dergisi‘nde yazıyordu. Türk, Müslüman, her Müslüman Türktür, her Türk Müslüman değildir. O halde Sokrates de ölümlüdür. tezlerini daha yeni yeni dillendirdiği dönemler.

“ben o yaşta koltuğumda kitaplar 
işaret parmağımda zincir, cebimde sedef çakı 
cebimde kırlangıçlar çılgınlık sayfaları 
kafamda yasak düşünceler, Gide mesela.” 

ve İsmet diyor başka da bir şey demiyordum. Erbain‘i ezbere okuyordum.

Read more

D0ĞU’DA ÇOCUK GELİNLER Araştırmalarına Eleştirel Bir Bakış

Veysel Karataş meselelere gösterildiklerinin ötesinde baktı. Söylenenlere, gösterilenlere her zaman inanmayın diyor.

çocukkkkk.jpg

Bazen ortaya atılan teorilerin sahadaki verilerle desteklenip desteklenmediğini pek önemsemeden teoriyi destekleyecek verileri “üretip” dururuz. Veri mühendisliği yaparak kafamızdaki teorileri sahada olup bitenlerin üzerine giydiririz.

Şunu merakımdan soruyorum? Bu teorileri destekleyen araştırmaları yaparken gerçekten gerçeği, sadece gerçeği öğrenmek için mi araştırma yapıyoruz, yoksa gerçekle bir işimiz yok da sırf dostlar sahada görsün telaşı mı? Belki ikisi de değildir. Belki bir ideolojiye dönüşmüş paradigma(mızı)yı hayatta tutmak için koruyucu kalkanı güçlendirmekten ibarettir tüm çabamız…

Konuyu bilim felsefesi açısından – çok daha ciddi bir şekilde- analiz eden iki önemli isim var. “Bilimsel Devrimlerin Yapısı” kitabının yazarı T.Kuhn ve “Bilimsel Araştırma Programlarının Yapısı” kitabının yazarı İ.Lakatos.

Read more