Şu Aşağıdaki Çaya Davet Ediyorum Sizi, İçer Misiniz?

Yücel Feyzioğlu yazdı…

Eşimle Datça yolunda bir dükkana uğradık. İş bitince yola çıktık. Beyaz saçlarımızı gören dolmuş sürücüleri parasız bineceğiz korkusu ile durup bizi almadılar. Hava çok sıcak. Taksi çağırmak zorunda kaldık.

Büyük kentlerde de metroya binince gençler eskisi gibi yer vermiyor, tersine başını çeviriyor ya da uykuya dalıyorlar. Sizce bu durum traumatik bir durum değil mi? Buna bir çözüm düşünmek gerekmiyor mu? Önceki yazımda uzmanı olmadığım emeklilik konusunda bir iki öneride bulundum.

Şimdi diyeceksiniz ki “İstanbul Belediye Başkanı için 18 saray açılmış, analarına danalarına belediyeden sayısız makam arabası ayrılmış, emekliliği konuşmak sana mı düşmüş?”

Read more

Foça (Phokaia) Fısıldıyor… Dinliyor Musunuz?…

Yücel Feyzioğlu yazdı…

Tayfaları ile önümdeki kayalıklardan geçiyordu Odysseus. Truva’ya gidiyordu. Kayalar gizemli ıslıklarla çağrı çıkarmıştı. İlk duyan, ilk etkilenen Odysseus oldu. Peri kızları mıydı çağıran, yoksa İonya‘nın özgürce koşup gelmiş savruk kızları mı? Korkuya kapıldı. Aman tayfalar duymasın dedi içinden. Duyan bu davetkâr çağrıdan etkilenip kızlara koşar. Derhal tayfaların kulaklarına bal mumu tıkadı. Tayfalar, uzaklaşıp gittiler…

Aradan üç bin yıl geçti. Şimdi ben geldim Foça’ya… Kulak verdim o fısıltıya. Ne kadar çok, ne kadar çok hikâyesi var Foça’nın. Kayanın üstüne oturdum. Neler anlattı bana neler:

Ah bir bilsen ne zenginliklerim vardı benim… Şafak atarken al-yeşil kanatlı horozum kayaların üstüne çıkardı. Ötüşünü yayardı her yana, sevişenleri birbirinden ayırır, işe koşardı. Onun sesini duymadı tayfalar, çekip gittiler. Yüzyıllar boyunca öttü horozum. Denizcileri gönderdi, denizcileri karşıladı, bağlarda çalışanları selamladı, bir de şarap yapanları… Maun ağacından heykellerini yaptım bir de mermerden. Her eve, her tapınağa, her geminin içine bu heykelleri yerleştirdim, yeter ki insanlarım uyanık kalsın istedim. Sonra bir heykelini altına çevirip can verdim, simgesi oldu memleketimin. Şimdi bana her gelen bağrımı deşip o horozu arıyor. Sende mi o horozu aramaya geldin?

Read more

Bir Masaldır Yaşar Kemal…

Yücel Feyzioğlu yazdı…

61456441_825147077857597_3665842200173871104_o.jpg

Türkiye’ye yeni dönmüştüm, yıl 1992. Bizim köy muhtarı ile başaza, “Seni Çıldır’a götürelim, hem de göl kenarında bir balık yeriz,” dediler, arabaya bindik. Çamurlu bir gündü. Gölün güzelliğini tadarak Çıldır’a vardık, kapıyı açtım, esnaf kapıda güneşleniyor, ayağımı nereye basayım diye düşünürken baktım karşıdan pırıl pırıl bir çift ayakkabı çamura batmadan geliyor. “Allah Allah!” dedim kendi kendime. Gözlerim pantolona kaydı, ütülü tertemiz. Derken kim bu diye sahibine kaydı gözlerim. Aaa! Ziyaeddin Korkmaz. Sınıf arkadaşım. Yirmi yıldır görmemişim. Uzun boylu, yakışıklı bir adam. Ünlü Prof. Ramazan Korkmaz’ın abisi.

Read more

Annenize Sırrını Hiç Sordunuz Mu? Sırrın Neydi Ey Ana?

Yücel Feyzioğlu yazdı…

thumbnail_FB_IMG_1557731441265

Hastahanenin yoğun bakım bölümüne girdiğimde hemşire önümü kesti. “Çok kalmayın içeride. Anneniz iyi değil!” Bir sancı saplandı yüreğime. Yanına yaklaştım sevgili anam. Zayıflamıştın, yanakların solmuş, dupduru gözlerin çukura kaçmıştı. Yataktaydın. Bakışların endişe ve korku doluydu. “Sana söyleyecek sırrım var, nerdesin?” diye bakıyordun. Ben ise geç kalmıştım… 

O bakışını çocukluğumdan beri tanıyordum. Yalnız benim duyacağım bir şey söyleyeceksen hep böyle bakardın, ben anlardım. Bir köşeye çekilirdik. Şimdi ise ağzına solunum tüpü, burnuna beslenme sondası takmışlardı, konuşamıyordun. Kolun kanadın kalkmıyordu. Yanına yaklaştım, yanağımı yanağına yasladım, elimi elinin üstüne koydum. Gözyaşlarımız birbirine karıştı. Bir şey söylemek, bir sır vermek istiyordun, ama aletler engelliyordu. Kör oldum da o aletleri çıkarmadım. Gözlerimi kaçırdım senden. Ah, sevgili ana!… 

Read more

İsmet İnönü’nün Evine Hiç Gittiniz Mi? Kitaplara Dalmak Nasıl Bir Duygudur? Kısa Kısa Notlar…

Yücel Feyzioğlu yazdı…

Tanıyan biriyle İzmir’i hep gezmek istiyordum. Hikâye ve masal anlatıcısı Ferhat Budak aldı beni. Konak’tan başladık. Saat kulesine pijama giydirip bakıma almışlar. Bu eserin güzelliğini ancak çevresine konan güvercinlerle hissedebildik. Halkımızı Batı’nın dakikliğine alıştırmak için Osmanlı İmparatorluğu 1901 yılında 58 kentte saat kulesi yaptırmış. İzmir saat kulesi de onlardan biri. Sahilde, geniş meydanın ortasında, belediyenin karşısında. Belki de İzmir’in en güzel yeri burası…

Kıyı boyunca körfezi nefis bir bulvar boydan boya sarıyor… Seyir sekileri de çok hoş. Ama etkili ve yetkili kişiler binalarıyla denizi bir sur gibi İzmir’e kapatmışlar. İzmir boğuluyor. Hiç mi şehircilikten anlayan bir adam gelmemiş buraya? Bütün kıyı kentlerimiz böyle. İzmir bari olmasaydı. Bu nasıl bir aymazlıktır? Girit köylerinde bile sokaklar dikine denize iniyor, denizden gelen esinti ferahlık getiriyor diye yazmıştım. Umarım yeni başkan Soyer tepelere doğru yeni caddeler, sokaklar açar, şehri ferahlatır…

FB_IMG_1555066606982

Read more

Bu Hikâyeyi İlk Kez Duyacaksınız

Yücel Feyzioğlu yazdı…

FB_IMG_1553250443346
Girit

Homeros 2800 yıl önce ne yazdı? Yazdıkları bugün nasıl ispat edildi, onun hikâyesini yazacağım.

Girit’e gittiğimizin ikinci günü Eleni geliyor. Rehberliği Faruk Bey ile birlikte üstleniyor. Kıyıdaki köy ve kentlerinden geçiyoruz. Hepsi küçük olmasına rağmen bütün cadde ve sokaklar dikine denize açılıyor. Denizden gelen esinti insanlara soluk getiriyor, ferahlıyorsunuz. 

Bizi Eleftherna Köyüne götürüyorlar. Adanın kuzeybatısında zirveleri karla kaplı İda Dağlarının eteklerinde bir köy. Zeus’un doğduğu mağarayı gösteriyor Eleni. (Aslında daha kaç yerde doğmuş kimbilir, efsaneler hep böyle değil mi?) Mağara köye yakın.
 
Sesine duygu yükleyerek tiyatral biçimde Girit’i anlatıyor Eleni:Girit tarihi Zeus ile başlıyor.” Zeus, anası babası, kardeşleri, kadınları, sevgilileri karmaşık bir hikâye. Ne kadar okumuşsam da hiç biri belleğimde sıraya girememiştir. Eleni öyle anlatıyor ki, galiba sırayı bulmaya başlıyorum. Zeus gökler kralı Kranos ile Rhea’nın oğlu… Altı kız ve altı erkeğin en küçüğü. Sihirli güce sahip… 

Read more

Girit’te Türkler Karşılıyor Bizi…

Yücel Feyzioğlu yazdı…

thumbnail_FB_IMG_1552631128318

İlk gün güzel bir Türkçe ile karşılıyorlar eşimle beni. “Girit Türklerinden misiniz?” diye soruyorum. “İstanbulluyuz,” diyor Faruk Bey. Yüzüne şaşkınca bakıyorum. “Nedenini sonra anlatayım,” diyor. Oktay Bey ise: “Biz olmasak bunlar turizmi örgütleyemez,” diye ekliyor. Gereksiz bir şişinme diye düşünüyorum.

Otobüs Bali Vadisinden geçiyor. Osmanlılardan kalma bir isim. 37 kişiyiz otobüste. Güzel bir Almanca ile Girit’i tanıtmaya başlıyor Faruk Bey. Keyifli, kendinden emin bir insan. Esprileri ile güldürüyor grubumuzu. Herkes onu Yunan sanıyor. 

“Eşek Yolu’undan geçiyoruz,” diyor. “1950’li yıllarda bu yol yokmuş. Yunanistan NATO’ya girince Amerikalılar gelmiş. Size yol lazım, demişler. Aslında iki nedenleri var. Birincisi Nato’ya yol açmak. İkincisi Motorlu araçlar satmak. Mühendisler gelmiş. Ölçüm aletlerini sırtlarına alıp bu tepelere tırmanmış, bir çobana rastlamışlar. Çoban nedir bu kadar aleti yüklenmişsiniz diye sormuş. Yolların nereden geçeceğini ölçmek için gerekli, demişler. Benim eşeğe sorun o gösterir yolu. Nasıl demişler. Çoban aletleri eşeğe yükleyip git yavrum demiş. Eşek gitmiş. Onlar takip etmiş ve yaptıkları ölçüm eşeğin gittiği yolu göstermiş. Yolu oradan açmış, adına da ‘EŞEK YOLU’ demişler. Şimdi eşeklerimiz azaldı, ama kekiği boldur Bali Vadisinin, bir de arılar çoğaldı. Balı yoğurtla yemeyi deneyin.” 

Read more