İslamiyet ve Milli Gerçekler

Yümni Sezen yazdı…

milli

Dinler ikiye ayrılır: Kültür dini-Vahiy dini. Kültür dininin diğer adları: İptidai dinler-statik dinler, mahalli dinler. Kültürle aynı şeydirler. Peygamber (tebliğ edici) yoktur. Kültürün diğer unsurlarıyla beraber ürerler. Mümin-Kâfir-Münafık, gibi kategorik kavramlar yoktur.

Vahiy dini. Yukarıdan haberle gelir. Peygamber tebliğ eder. İnananları, inanmayanları teşekkül eder. Yukarıdan gelmekle beraber toplumsallaşır, kültürleşir. Girdiği toplumun kültürüne yerleşir, ahenk kurar. Girdiği toplum, birden fazlalaşınca, evrensel özelliği gereği, müşterek öz, gerçekliğini korur ve fakat onu taşıyan kalıplar, kadrolar, kodlar farklılaşmıştır. Tıpkı kültürün müşterek olanlarının, fakat farklı ifade edilmesinde olduğu gibi. Vahiy dinine tevhid dini de diyoruz. Kâmil şekli İslamiyet’tir.

Read more

Bu Badireyi de Atlatacağız

Yümni Sezen yazdı…

düşşş

Son yıllarda soru hep şu oldu ve olmaya devam ediyor: Niye böyleyiz, ne olacak halimiz? Bunun farkında olmayan, olmak istemeyen, aldırmayan kimselere söyleyecek sözümüz çok az, fakat çok şiddetli olacaktır.

Talas meydan savaşı, haçlı seferleri, Çanakkale savaşları, istiklal savaşından sonra, beşinci kez varlık-yokluk mücadelesi içine itilmiş durumdayız. Bu olaylar, aynı zamanda insanlık tarihinde çetin sınavlardır. Bu sınavı da kazanacak mıyız?

Bugün daha değişik ama hedefi aynı, daha tehlikeli, stratejik, taktikli, daha sinsi, tehlikeleri içine alan varlık-yokluk mücadelesi, hatta savaşı içine düştük. İçerden işbirliğinin alabildiğine artması tehlikeleri büyütmektedir.

Şu ana kadar endişe ve korkularımızda maalesef haklı çıktık. Adım adım sınavın sonuna doğru gidiyoruz. Keşke yanılsaydık. Halâ yanılmış olmayı can-ü gönülden temennî ediyoruz.

İçten ve dıştan sarılmış durumdayız. Eğer bu bir paranoya ise, dünyada gerçek diye bir şey yoktur ve her şey paranoyadır.

Olan biten ne? Çok şey oluyor da, yıkım hareketleri hem de şımarıkça hızla sürüyor. Sadece Atatürk, cumhuriyet değerleri, devrimleri değil, bizzat Türk Milletinin kendisi hedef alınmıştır ve üstelik yapılanlar Türk Milleti adına, demokrasi, özgürlük adına yapılmaktadır. Yapılanların, masum tenkitler, yanlışları tekrarlamamak, onarmak olduğuna kim inanır? Düpedüz yıkım hareketleridir. Öbür taraftan İslam ümmeti paramparça edilmiş, birbirine düşmüş, düşürülmüştür.

Dışarıyı şimdilik bir tarafa bırakıp içeriye bakalım. Sahnede olup bitenleri de tekrarlamayalım. Sahnenin arkasında bulunan, işi buraya getiren sürece ve içindeki yanlışlıklara bakalım. Birçok sebep sayabilirsiniz ama biz, önemli gördüğümüz iki sebepten söz edeceğiz. Biri bütün dünyayı ilgilendiren, bütün dünyanın başına bela, Liberal-Kapitalizm sistem bozuntusudur. Bununla baş etmek isteyen Marksist-Komünist ideoloji, başarılı olamadı, çünkü o da insan tabiatına aykırı idi ve temele koyduğu şey, ruh ve manâdan uzak, gerçekte bu ruh ve manâ sahibi insanın sadece hizmetinde olması gereken, “madde” idi. İdeolojisi ve felsefesi sıfırlanmadı ama, siyasi ve idare çatısı yıkıldı; Öbür zebaninin eline iyice dünyayı terk ederek defolup gitti.

Liberal-Kapitalizm, özellikle ülkemizde artık çok rahat at oynatıyor. Türkiye, Liberal-Kapitalizmin en sulu, kendi ilkelerine de uymaz şekilde ucube, şımarık şeklini uyguluyor. Hırsızlık, yolsuzlukları da, zaten işin tabiatına uygun olduğu için, katarak uyguluyorlar. Hem de kimler uyguluyor? Müslümanlık iddiasında olanlar. İşin en acı tarafı budur. Kısa sürede de olsa (60-70 yıllık) gelenekselleşmiş iş dünyası, sermaye sahipleri, sanayiciler, bu yeni yetmeleri ibretle, kızarak seyrediyor. İslam’ı halâ keşfedememiş, şekilde kalmış, dahası utanmadan istismar eden muhterisler, menfaatperestler, Liberal-Kapitalist oyununu oynayıp duruyor. Müslümanların da biraz parası olsun, onlar en iyiye layıktır diye diye. Gerçekte kendilerinin ve yandaşlarının saltanatları teşekkül etsin, karşı çıktıklarına daha güçlü vurabilsinler diye. Birinin dediği gibi, bunlar Allaha inanıyor, ama galiba güvenmiyorlar. Paraya güveniyorlar. Çünkü Liberal-Kapitalizm parayı ilahlaştırmıştır ve her türlü güç ona aittir. Bizimkiler de aynı şeyi uyguluyorlar. İsraf ve lüks tüketimin içine dalmışlar, adaletsizlikleri, ayırımcılık ve kayırımcılıkları son haddine vardırmışlar hala İslam’dan, dinden imandan bahsediyorlar. İşin garip yanı, başlarını kuma gömmüş, kimse bunları görmüyor, bilmiyor zannederek bunları yapıyorlar. Gerçekte kendi kendilerini aldatıyorlar. Bir de masum ve iyi niyetle, fakat maalesef gaflet içindeki halk kitlelerini.

Read more

Amerika’yı Kim Keşfetti Ya Da Özgüvensizlik ve Aşağılık Duygusu Çatışması

Yümni Sezen yazdı…

maaaaa.jpg

Araştırma metodu, bilim mantığı, sosyal olayları yorumlama tekniği gibi tavırlardan aydınlarımızın ve siyasetçilerimizin pek nasibini almamış olması, ya da aldırış etmemesi kınanacak bir şeydir. Oysa halkımız kendi usulünce ve kendi algısınca bu incelikten haberdardır, bunun farkındadır.

Bilim ve onun önemli malzemesini ve sonuçlarını teşkil eden keşif ve icatlar, ilk günden beri merak ve ihtiyaç dürtülerinden ortaya çıkmıştır.

Ancak elde edilenlerin insanlığın şuuruna mal edilmesi gerekir. Başta bilim yoluna ait metot ve düşüncenin keşfi olmak üzere, içinde yaşadığımız varlık nizamına ait keşiflerimiz, bilim ve teknolojinin gelişmesini sağlamıştır.

Türk aydınlarının büyük kesiminin, özellikle dine kayıtsız olanlarının, ideolojiler ve Batı dünyasının etkisi altında, bir özgüvensizliğe sahip oldukları, doğrudur. Olmasalardı olur-olmaz her şeyde bu kadar taklitçi olmazdık. Onlara göre her şey kendi milletimizin, dinimizin, kendi kültürümüzün, kendi tarihimizin dışından gelmiştir. Bu, kabul edilebilecek bir şey değildir ve gerçeğe de uymaz. Bu kimseler, insanlığa Müslümanlar tarafından bir katkıdan söz edilince alay etmeye başlarlar. Bunların içinde çok az da olsa, İslam karşıtlığı, aslında İslam’la alay ifadeleri, satır aralarında görülmektedir. Olan bitenler ve yapılan yanlışlarla ilgili tenkitlerde yüzde yüz haklı olsalar da, bunlar fırsat bilinerek, Müslümanı ve Müslümanlığı iğnelemeleri gözden kaçmıyor. Bu durum inanan insanları üzüyor ve onun içindir ki muhalefette tıpatıp aynı kulvarda buluşmalarına rağmen, beraber olmak istemiyorlar. Buna karşılık Müslümanlarda, özel olarak Müslüman aydınlarımızda, yukarıda arz ettiğimizin aksine bir aşağılık duygusu oluşmuştur. Her şey Müslümanlarca keşfedilmiştir, her şey Kur’an’da vardır, dünyaya her şeyi öğreten Müslümanlardır gibi kanaatlerin altında yatan, işte bu aşağılık duygusudur. Bu da kabul edilemez ve gerçeğe de uymaz. Bu tavır Kur’an’a ve Müslümanlığa değer vermek değil, onu iyi anlamadığından dolayı bir yerden sonra saygısızlıktır.

Read more

Deizm Masalı

Prof.Dr. Yümni Sezen yazdı…

islmammmm

İslamiyet’in anlaşılmasında ve yaşanmasında birikmiş bir hayli yanlışlık ve sorun, mevcut doğru ve güzelliklerden maalesef fazladır. Bunu her akıl ve vicdan sahibi kabul eder. Fakat bunun çözümü nasıl olmalıdır? Eğer samimi olarak çözüm isteniyorsa, bu yine İslam’da aranmalıdır. Dini problemin çözümü dinden uzaklaşmak değil, doğru dindir. Yani çözüm yolu yine dindir. Yanlışlıkları yaşasalar da dindar kimselere aydınların savaş açması da çıkar yol olamaz. Bir de şu olmaz: Tamir edelim derken, kendimizi başka bir uç noktaya taşımak. Bu noktalarda şunlar bulunur: İslamiyet’i öyle bir duruma getirmelidir ki, kolay kolay kimse itiraz edemesin. Yani İslamiyet’i başkalaştırmak ve kendi kimliğinden daha farklı, daha ılımlı, ne olduğu net olmayan bir duruma getirmek. Yanlışlıklara öfke duyanların bir kısmı bu yola girdiler. Böylece inananlara doğruyu söyleyebilme, yanlışları düzeltebilme imkanlarını farkında olmadan kaybettiler. Yahut muhataplarını da aşırılıklara sürüklediler. Bu yolu ve yolcularını alkışlayanlar oldu. Alkışçılar, “İslam olacaksa işte böyle olsun” diye düşündüler. Bu kimseler kendilerine ait özel bir İslam’ı istediler. Türkiye’de bunları da yaşadık ve yaşıyoruz.

Read more