Tanios Kayası

Zeki Önsöz yazdı…

Günümüz yabancı yazarlarından Amin Maalouf’un Ölümcül Kimlikler, Çivisi Çıkmış Dünya, Doğu’nun Limanları ve özellikle tarihle ilgili olan Semerkant, Afrikalı Leo, Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri ve Tanios Kayası gibi kitaplarını ilgiyle okudum.

Bu yazımda anlatmak istediğim Tanios Kayası(1) bizi 19.yüzyıl başındaki Ortadoğu Osmanlı coğrafyasına götürüyor. Öykü, yazarın da geldiği Cebel- Lübnan denilen Akdeniz’den uzakta, Şam’ın hemen batısında uzanan dağlık bölgede Kfaryabda adlı Hıristiyan Arapların yaşadığı köyde geçiyor. Derebeyi Francis, kâhyası Gerios’un karısı güzel Lamia’ya göz koyuyor. Bu yasak ilişkiden Tanios adı verilen bir çocuk dünyaya geliyor. Ön planda bu sadakatsizlik serüveni ile dağ insanları Hıristiyan Mârûni Araplar ve onların komşuları Müslüman Dürzîler anlatılırken, arka planda gelişen, dış siyasi olaylar bölgeyi ve roman kahramanlarının hayatını tümüyle değiştiriyor.

Read more

Dost

Zeki Önsöz yazdı…

sahillll.jpg

Sabahın erken saatinde sahilde yürüyüş yapıyordum. Deniz sâkin, gökyüzü masmavi ve güneşliydi. Temiz deniz havasını içime çekerek eve dönerken, kıyıya yakın, deniz üzerinde çığlık çığlığa dönüp duran bir sürü martı gördüm.  Bir olağanüstülük olduğunu anladım. Çünkü martıların böyle yüzlercesinin bir araya gelip, ortalığı velveleye verdiğine hiç şahit olmamıştım. Etrafa bakınca bir martının denizin üstünde hareketsiz durduğunu fark ettim. Martı uçmak için hamle yapıyor, fakat uçamıyordu. Martı sürüsü, onun üzerinde uçuşuyor ve bağrışıyordu.

Bu sırada yakındaki tatil köyünden iki erkeğin denize doğru koştuklarını gördüm. Birisi martıya doğru yüzmeye başladı. Sahilde kalan arkadaşının anlattığına göre; martı denizdeki bir balıkçı ağına dolanmış, bu yüzden uçamıyormuş. Martılar, âdetâ uçamayan arkadaşlarının kurtarılması için insanların dikkatini çekmek istemişler ve başarmışlardı.

Read more

İbn-i Battuta Anadolu’da Ne Gördü?

Zeki Önsöz yazdı…

ibn battuta.jpgİbn-i Battuta 14.yüzyılda Anadolu’yu gezip, ünlü seyahatnâmesinde ülkemizin o yıllardaki yaşayışı hakkında değerli bilgiler veren,  önemli bir gezgindir.

İbn-i Battuta, 1304’de  Tanca’da(Fas) doğmuş, Mısır, Suriye, Arap Yarımadası, Irak, İran, Doğu Afrika, Anadolu, Kuzey Türk illeri, Orta Asya, Hindistan, Çin, Endülüs ve Sudan gibi ülkeleri içine alan gezilerini yapmıştır.

Çeyrek yüzyıl süren bu gezilerde gördüğü ülkelerin ileri gelenlerini, âdetlerini, törelerini, yaşayışlarını, yediklerini, içtiklerini, hükümdarların mücadele ve savaşlarını, dini makamları, dini kuruluşları bütün incelikleriyle öğrenmeye çalışmış ve bunları anlatmıştır.

1369 yılında vefat eden Battuta’nın seyahatnâmesi Türkçeye daha önceki yıllarda ve son olarak 2004’de çevrilmekle beraber, 1971’de, Bin Temel Eser serisinde “İbn-i Batuta Seyahatnâmesi’nden Seçmeler” adı altında yayınlanmıştır. İsmet Parmaksızoğlu’nun hazırladığı bu eserde İbn-i Battuta’nın  Anadolu, Kuzey Türk illeri ve Güneydoğu Anadolu gezileri yer almaktadır.

Read more

Gap Turu Gezi Notlar

Zeki Önsöz yazdı…

59939040_10156349767841404_3929231056716169216_o
Diyarbakır 10 gözlü köprü

Güneydoğu Anadolu’da bir hafta süren, bölgenin önemli şehirleri, müzeleri, yaşama kültürü, tarihi, doğası ve insanlarını tanıdığımız güzel bir gezi yaptık. Bu geziye Adana’dan başladık.

Adana

2 milyon nüfusu ile Türkiye’nin 6. büyük kenti olan Adana’nın küçük havaalanına indik. Önce nazlı nazlı akan berrak, yeşil renkli Seyhan nehri kıyısında, Adana’nın simgesi olan Taşköprü’nün yakınlarında durduk. Roma döneminde yapılan, 319 metre uzunluğundaki bu zarif köprü, geçene yüzyıllara rağmen sapasağlam ayakta idi. Adana’nın başka bir simgesi ise, Taşköprü’nün hemen yanı başında, Osmanlı stilinde inşa edilen, 1998 yılında hizmete açılan, 28 bin kişinin ibadet edebildiği 6 minareli Merkez Sabancı Camii’dir. Bu bölgede Sinema Müzesi’ni, eski Adana evlerini ve Atatürk Evi’ni gördük. Atatürk 4 Kasım 1918’de gelip, 7 gün kaldığı Adana’da, direnişin ve milli hareketin alt yapısını hazırlamış, ayrıca 1938’de Hatay’ın anavatana katılması için canla başla çalışırken bu evde kalmış. 

60156340_10156349702896404_2878044936370913280_n.jpg
Adana Taşköprü

Çukurova’nın kalbi Adana, Türkiye’de modern tarıma dayalı sanayileşmenin başladığı bir bölge olmuş. Cumhuriyet döneminde Milli Mensucat Fabrikası’nın kuruluşu, bataklıkların kurutulması, yeni kazanılan topraklar, pamuk, tahıl, narenciye üretiminin artması, tekstil, yağ fabrikalarının kurulması bu bölgede zenginlik ve refahın, iş yerlerinin çoğalmasına neden olmuş. Başka illerden işçi göçü, yaşanan sorunlar bu toprakların çocukları Orhan Kemal ve Yaşar Kemal’in eserlerinde dile getirilmiş. Bosnalı Salih, Hacı Ömer Sabancı ve Bossa’nın kuruluşu Adana’nın yakın dönem tarihindeki çizgiler.

Adana’dan ayrılmadan önce bir lokantada acılı mezeler ile ünlü Adana kebabını yedik; şalgam suyunu içtik.

Read more

George Orwell “1984” ve Günümüz

Zeki Önsöz yazdı…

1984 go

Günümüzde George Orwell ve ünlü eseri ”1984” sık sık anılıyor.

George Orwell‘in korkunç baskı ve zulme dayalı bir devleti hayal ederek yazdığı ”1984” ile günümüz dünyası  arasında ne gibi benzerlikler var? George Orwell kimdir?

George Orwell

Asıl ismi Eric Blair olan Orwell, 1903’de Hindistan Bengal’inde bir sömürge memurunun çocuğu olarak doğdu. Eton’da bursla okuyabildi. 1922 yılında Burma’ya gitti. Orada başında kolonyal şapkası, elinde kamçısıyla genç bir polis olarak 5 yıl geçirdi. İngiliz sömürge sisteminden nefret etti. 24 yaşında bu işinden ayrıldı, Paris’e geldi. Bu şehirde ayak takımı arasında iki yıl geçirdi. Kendisine George Orwell ismini vererek yazmaya başladı. Londra’ya döndü ve tekrar yoksulluk içinde yaşadı.1931’de pek iyi bir geliri olmayan yardımcı öğretmenlik buldu.1933’de ilk eseri yayınlandı.1936’da İspanya İç Savaşı’na Franco’ya karşı çarpışan komünist bir grubun üyesi olarak katıldı.

Oregon cephesinde yaralandı. Bu savaştan rûhen ve bedenen yıpranmış olarak Hertfordhir’e döndü. Burada karısı Eilen’le bir köy dükkânını işletti. İkinci Dünya Savaşı yıllarında verem hastalığı yüzünden askere alınmadı. Londra’da BBC’de spiker olarak çalıştı. Gazetelere makaleler yazdı.

1944’de ilk büyük başarısı ”Hayvan Çiftliği” (Animal Farm)isimli eseri yayınlandı. İçinde bütün hayvanların eşit olduğu, ama bir kaçının diğerlerinden daha eşit olduğu(!) bu fabl-hiciv öykü onun komünizmle hesaplaşmasıydı.

Orwell bu eseriyle ünlü oldu, fakat artık hasta ve yalnızdı. Karısı bu sıralarda öldü. Yalnızlığı İskoçya sahilleri önündeki Jura adasında etrafı çalılıklarla kaplı bir çitçi evine taşınmasından sonra daha da arttı. Orada kendisini dünya çapında üne kavuşturan ”1984” isimli eserini yazdı. 21 ocak 1950’de veremden öldü.

Sayısı çok az dostlarından filozof Arthur Koestler onun hakkında ; ”Orwell, iki dünya savaşı arasında İngiltere’nin edebiyatçları arasında tek dâhi idi.”diyordu.

1984

George Orwell, bu eserini 1948 yılında ölüm döşeğinde korkunç bir totaliter devleti hayal ederek ve o yıllardaki iki örneğe; yani Stalin’in Sovyetler Birliği’ne ve Hitler’in SS Devleti’ne bakarak yazdı.

Orwell kitabına; “Avrupa’daki Son Adam” ismini vermek istiyordu. Daha sonra bir yıl ismini, 1980 veya 1982’yi düşündü. En nihayet 1984’de karar kıldı. Eserini bitirdiği 1948’in son rakamlarının yerini değiştirerek bunu buldu.

“1984” ün yayınlanmasından 7 ay sonra Orwell öldü.”1984″ dünyanın 62 diline çevirildi. Yalnız Amerika baskısı 10 milyondu.

Read more

Almanya’da Masal Yolu, Bremen’den Frankfurt’a…

Zeki Önsöz yazdı…

“Bremen Mızıkacıları, Kırmızı Şapkalı Kız, Fareli Köyün Kavalcısı, Sinderella, Uyuyan Güzel, Pamuk Prenses, Yedi Cüceler, Kurbağa Prens” gibi masalları bütün dünya çocukları bilir. Grimm Kardeşler bu masalları 1812’den itibaren Almanya’nın Franfurt-Bremen arasındaki bölgenin şehirlerinden topladı. Günümüzde “ Masal Yolu” olarak tanınan bu rotada yaptığım geziyi anlatmadan önce bu masalların Alman kültür tarihi içinde önemini belirten birkaç cümle söylemek istiyorum.

18. yüzyılın ikinci yarısında Almanya Fransız işgali altında iken, Almanlar millî birlikten uzaktı. Alman milletinin doğuşu Goethe, Schiller, Klopstock, Herder vb. gibi yazar, şair ve düşünürlerin Alman milletinin kendini dilde, kültür, sanat ve edebiyatta bulmalarını sağlayan önemli eserler ortaya koymalarından sonra oldu. Almanlara kültür ve medeniyette büyük hamleler yaptıran bu kültür adamlarından Grimm kardeşler (J.Grimm; 1785-1863), (W.Grimm; 1786-1895) Almanya’da Almanca sevgisi uyandırmak için halk arasında yaşayan Alman masallarını topladı. Önce bu masalları halkın en güzel Almancasıyla bütün Alman dünyasına tanıttılar. Sonunda “Deutsches Wörterbuch” adlı büyük bir Almanca sözlük hazırlayarak, Alman kültürüne önemli hizmetler ettiler.

Bremen

tour_img-308980-146.jpg

Masal yoluna Almanya’nın kuzeyindeki Bremen’den başladım. Almanya’nın ikinci büyük limanı olan Bremen şehir merkezinde Markt Platz(Pazar yeri meydanında) “Bremen Mızıkacıları” diye tanıdığımız masalın kahramanları eşek, köpek, kedi ve horozun üst üste olduğu bronz bir heykel var. Eşeğin ön ayaklarına dokunanın dileklerinin gerçekleşeceğine inanılıyor.

Read more

Roma Gezi Notları

Zeki Önsöz yazdı…

romamamamama
Roma

“Ebedi şehir” ismiyle anılan Roma’ya Almanya’dan bir grup arkadaşla otobüsle gittik. Şehir dışında Lido di Ostia’da deniz kenarında bir otelde kaldık. Bir rehberle gezdiğimiz Roma’da, aşağıda anlatacağım önemli yapıları; meydanları, çeşmeleri, merdivenleri, kale ve müzeleri gördük. Roma’da bütün şehir mîmârîsinin âhenkli bir bütünlük içinde muhâfaza edilmesine hayran olduk. Roma İmparatorluğu’nun başşehri olan Roma’nın eskiden kalan eserleri korunup gözetilmiş, şehrin târihî karakterinin olduğu gibi kalması sağlanmıştı.

Roma’yı gezerken en az onun kadar kadim bir kent olan; Doğu Roma’ya, Bizans’a, Osmanlı’ya yüzyıllarca başkentlik yapmış İstanbul’u düşünmeden edemedim. Roma’yı İstanbul’la karşılaştırınca içimi anlatılmaz bir hüzün kapladı. Atalarının yaptığı eserlere sahip çıkmayan, millî kültürüne yabancılaşmış veya yozlaşmış yöneticilerin elinde kalan güzelim İstanbul’un nasıl katledildiğini burayı görünce daha iyi anladım. Roma’da târihî eserlerin yanına, yöresine bir gökdelen, bir “AVM” kondurulmamış, îmar bahânesiyle bir meydan kırpılmamış, eski bir hamam veya çeşme ortadan kaldırılmamıştı.

Read more