Kuşatmanın Ardından Ortaya Çıkan ve Avusturya’dan Fransa’ya Uzanan Bir Milli Yiyecek: Kruvasanın Öyküsü

Emel Akbaş yazdı…viyanak.jpg

Osmanlı Devleti‘nin 1529’daki birinci ve 1683’deki  II.Viyana kuşatmalarının korkusu ile Avusturyalılar ikinci kuşatmanın ardından ay şeklinde bir çörek hazırlamışlardır.  Osmanlılar, özellikle ikinci kuşatmada kent sadece abluka altına alınmakla kalmadı. Tepeden tırnağa silahlı Osmanlı ordusu Viyana‘nın dünyayla bağlantısını kestikten sonra, top ateşiyle kent surlarında gedikler açmaya da başladı. Viyana halkı kıtlık ve yorgunluktan bitkin düşmüş, cephaneleri iyice suyunu çekmişti. Batı dünyasının karabasanı gerçekleşiyordu; Türk orduları Hristiyanlığın doğudaki son önemli üssünü ele geçiriyordu. Ama Viyana düşmedi. Polonya Kralı Jan Sobiyeski yönetimindeki Alman-Polonya kuvvetleri Köprülü Kara Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunu geri püskürttü. Osmanlı ordusunun geri çekilişini bir zafer olarak kutlayan Avusturyalı fırıncılar hilal şeklinde bir çörek yapıp halka dağıttılar. Aslında bu hilal şeklindeki çörekle ilgili birden çok efsane var; kimse tam olarak gerçeğin ne olduğunu bilmiyor. Ben sizlere onunla ilgili akla en yakın öyküleri aktarayım, artık hangisini daha çok yakıştırırsanız, o versiyonu kabul edin.

Devamını oku

Anamur Mamure Kalesi ve Camisi

Mustafa Erim yazdı…

anamur maure

Anamur Mamure Kalesi, Akdeniz ve Ortadoğu da bugüne kadar ayakta kalmış kalelerin en görkemlilerindendir. Mamure Kalesinin pek çok Anadolu kalesi gibi antik temeller üzerine  inşa edildiği ve kalenin bulunduğu yerde 3 ila 4. yüzyıllarda bir Roma yerleşimi olduğu iddia edilmektedir.(1) Bu  antik kentin adı “Rig Monia” olarak adlandırılmıştır.

1998 yılında Anamur Müzesinin gerçekleştirdiği kazı esnasında ortaya çıkarılan taş duvar, mozaik döşeme, seramik, demir ve tarım aletleri burada ciddi bir yerleşim olduğu iddialarını güçlendirmektedir. Gerçekten de Kalenin deniz tarafında ki beden duvarları ve kulelerin altlarında kullanılmış granit kolonlar, sütun başlığı ve rölyefler kalenin bulunduğu yerde yada yakınlarında çok eski bir yerleşimin olduğuna işaret etmektedir.

Devamını oku

Dostoyevski/Coşkuyla Birleşen Deha

İrem Uzunhasanoğlu yazdı…

dostoyevski.jpg

‘‘İnsan yaşam ve ölümü aynı şey kabul ettiği zaman hürriyete kavuşur.’’

Stefan Zweig ‘Bir Yiğitlik Ânı’ isimli şiirine ‘Onu gece yarısı uykusundan uyandırıp sürüklediler’ diye başlar ve ardından dokuz yoldaşın karanlık sisin içinde hayaletler gibi korkutucu gölgelerin titreşmesini seyrederken nasıl ölümü beklediklerini anlatır. İdam mahkûmlarının gözleri bağlanır. Tam 10 dakika… Askerler tüfeklerini doldururlar, trampet sesleri ve infaz birliğinin homurtuları duyulur. İnfaz tam gerçekleşecekken ‘Dur, hüküm bozuldu, hafifletildi’ diyen subayın sesiyle ölümden kıl payı kurtulan mahkûmlardan biri de Dostoyevski’dir. Daha sonra kardeşine yazdığı bir mektupta ‘bir kaç dakikalık ömrüm kalmıştı’ der.

Ölümünü beklediği o on dakika, Dostoyevski’de büyük hasar bırakacak ve onu sinirli, ruhsal sarsıntıların eşiğinde yaşayan, sancılı bir adama dönüştürecektir. Madalyonun diğer tarafından baktığımızda ise; o tüfeğin içindeki kurşunlar Dünya Edebiyatının tam da beynine sıkılmış olacak ve bizler ‘Suç ve Ceza’ ve ‘Karamazov Kardeşler’ gibi yapıtlardan mahrum kalacaktık. Bu mahrumiyet ise yazın geleneğinde dolması mümkün olmayan bir boşluk yaratacaktı.

Devamını oku

Legal Duygusuzluk

Nida H. Altun yazdı…

sürüler.jpg

İnsanlar hep sıradanlıktan ve bayağılıktan şikayet eder.

Her şey sıradan, tepkiler sıradan,  mimikler sıradan,  duygular sıradan, dokunuşlar ezbere, fikirler apartma/ intihal / kakafonik ve tabiki iş hayatı zaten monoton.

Kısaca  insanlar bütünüyle sıradan… Hepimizin genel sıkıntısı, monoton bir hayat.

Sabah işe git, sevmediğin çapsız bir sürü insanın kaprisini çek… Aldığın ücret pek çok kişi için insanca yaşamaya  yeterli standartta değil…

Hal böyle olunca farklı bir kültür sanat aktivitesi ya da bir gezi yapmak nâmümkün.

Hepimiz karıncalardan daha tutsak, delik kadar evlerde, aynı sokaklarda pespaye bir mecburi hizmeti, duvara çentik atarak tüketme gayretindeyiz..

Vay efendim sonra da tv izlenme oranları niye yüksek, internet tüketimi niye fazla..

Bu toplumun kalitesizliğinin sebebidir..!

Evet öyledir ama bu insanlara siz nasıl bir imkan sunuyorsunuz ki bu insanların entelektüel bir açılımı olsun..!

Parası mı var ailecek sinemaya, sergiye gitsin yoksa dingin bir zihni mi var kitap ya da bir makale okusun..

Herkesin beyni geçim gailesi ile iğdiş edilmiş…

Taki emekli olup çocukları okutup evlendirene kadar…  Yani ortalama 55-60 yaş… Bundan sonra bu insandan fikri bir verim beklemek mümkün mü? Asla değil.

Devamını oku

Sürgün Dönüşü Kırım

Muammer Elveren yazdı…

02-ELVEREN 1992 KIRIMYıl 1944… Ay Mayıs… Gün 18… 

Kırım Türkü Tatarlar için Stalin’in emriyle Orta Asya’ya sürgüne gönderildikleri ‘Kara Gün’.

Dünya’da acımasızlığı ile tanınan Diktatör Sovyet lideri Stalin’in sürgün emriyle Kırım’daki bütün şehir köy ve kasabalarda eşzamanlı uyandırılan bir halk. Askerlerin ve siyasi polisin bağrışmaları arasında hazırlanmaları için verilen 15 dakikalık süre içinde ne olduğunu anlayamadan asılmaya mı yoksa kurşuna dizilmeye mi götürüleceklerini bilmeyen insanlar. Gece yarısından sonra evlerinden sıcak yataklarından ve yurtlarından koparılıp trenlerin yük vagonlarına istif edilircesine doldurulan yaşlı, genç, çoluk, çocuk ne için ve nereye doğru götürüleceğini bilmeden ellerine alabildikleri kadar eşya ile aç susuz Orta Asya’ya Sibirya’ya sürülen 150 bini aşkın insan.

Devamını oku

Yeni Müslümanlık Hayata, Dünyaya Ve Geleceğe Yönelik Olacaktır

Mustafa Everdi yazdı… Bu önemli yazıyı okuyucu yorumlarıyla birlikte dikkatlerinize sunarız…

batıcılık

Ey Müslümanlar!

Çocuklarınızı İmam-Hatip ve İlahiyata değil Batıya gönderiniz.

Zamanımı diyeceksiniz. Batıda Milliyetçilik, Neonazilik, İslamofobi yükselirken, oradaki Müslümanlar tedirgin iken bu teklif nereden ve neden geliyor diye soracaksınız.

Bugün fatih görünenler yarın fethedilenler olacak çünkü.

Ortaçağda Yahudiler batıda düşmanlıklarla karşılaştı. Varoşlara mahkûm edildiler. Birçok mesleği yapamaz, istediği renkte elbiseyi giyemez durumdaydılar. Yahudiler bununla başa çıkmaya çalışırken kimliklerini muhafaza etmek için geliştirdikleri stratejiler ve hayatın içinde bilimde ve sanatta öncü olarak insanlığa sundukları ile dikkat çektiler. Varoluşu böyle gerçekleştirdiler.

Günümüzde batıda karşı karşıya kaldığı düşmanlık ve asimilasyon, dışlama ve hor görüye karşı Müslüman aydınlar, direniş ve varoluş arasındaki ince çizgi üzerinde yükselecekler. Kabul edilmeye çalışırken kalpleri fetheden bir konuma ulaşacaklar.

İslam’ın modernite ve medeniyetle uyumlu olmadığı iddiaları batıdaki Müslüman aydınların kendiliğinden Müslümanlığı ile boşa çıkacak, açığa düşecektir. Bu Müslümanlık; modernliği ve medeniyeti anti İslami görmeyen, dünya hayatını yasaklamayan bir Müslümanlıktır. Geleceğe yönelik oluşturacakları yeni Müslümanlık batılıların dini haline gelecek ve batı medeniyetini insanileştirecektir.

Bir düşünce, din ve medeniyet başka medeniyetlerle rekabete girer, mukayeseyi göze alabilirse yükselir.

Devamını oku