‘Gülün Adı’ Yok

Alaattin Diker Bu haftaki pazar sohbetinde Gülün Adı dizisini anlattı…

Güzel bir tevafuk oldu. Hafta sonu önce 12.yüzyılda yapılmış Michael Manastırı‘nı, ardından 15.yüzyılda gerçekleşen cadı avını anlatan Siegburg Şehir Müzesi‘ni ziyaret ettik. Ama bu haftaki sohbet konumuz bu olmayacak! Alman Sky ve İtalyan Rai televizyonlarının ortak yapımı olan ‘Gülün Adı‘ dizisini konuşacağız.

Hatırlayacak olursanız; bir süre önce, filmi aynı isimli romana bağlı kalarak değerlendirmiştik…

Read more

Kimlik, Öteki ve Cemaat

Gürgün Karaman yazdı…

Cemaat kavramında içkin olan bilinçaltı kod “öteki”dir. Bir “öteki” olmadan cemaat ve dolayısıyla kimlik oluşmaz. Kim/lik, öteki üzerine kurulan ve “benzeşim” olanaklarını kullanan dışbükey bir tanımlamadır. Ortak yarar, benzerlikler, imlemeler, semboller, simgeler çerçevesinde kurulur. Cemaat içinde oluşan kimlik dışlayıcıdır. Ortak bir aidiyete ve kimliğe dayanmanın en temelinde iktidar duygusunun tatmini ve güvenlik duygusu yer alır. Pozitif olarak görünen bu durum insanın birey oluşunu, sınırları, tanımları, çıkarları, hedefleri, amaçları vs. belirlenmiş olanın içinde aynilileştirmenin ontolojik despotizmine tabi tutar. Bunun sonucunda ortaya çıkan ürün birey değil, sürünün bir üyesidir ve bu üye kurgulanmıştır. Giydirilen kimlik yapay ve asalaktır. Burada “asalak” terimini Derrida‘nın kullandığı anlamda kullanıyorum. Asalak, üzerine yapıştığı manadanın bedenini parazitlerden temzilerken hem bu bedenin yaşamasını hem de kendi yaşamının devamını sağlayan çift yönlü bir sömürüyü içermektedir. Cemaatin inşa ettiği epistemolojik daire içinde ontolojik bir despotizme uğrayan birey artık burada özgün ve özgür değildir. Cemaat burada bir “manda” cemaat üyesi ise mandanın sırtındaki “asalak”tır. (Buradaki “manda” ve “asalak” terimleri felsefi/yapısökümcü anlamdadır.)

Read more

Süleyman Askeri Bey

Peren Birsaygılı Mut yazdı…

1.BÖLÜM 

o düştü biz yine ayakta kaldık 
halbuki ne kadar yorgunuz 
öyle bakmayın bu yaralar şerefli yaralar değil 
ah öyle bakmayın utanırız kahroluruz… 
Attila İLHAN 

Süleyman Askeri Bey’in aziz hatırasına ithaf olunur … 

“Macera!” dediler. “Bu adamlar, daima bir takım maceralar peşinde koşmuş olan bir avuç saltanat düşmanı, hepsi bu!”

Hürriyet istemek, zararlı bir alışkanlıktı. Ve bizlerden istenen akıllı olmamızdı. Akıllı olmamız, önümüze koyulana mukavemet etmememiz… Bizler, düşmanın işini güçleştirecek saçma sapan maceralardan ve en çok da hürriyetten uzak durmalıydık. Zira o devir, tıpkı bugün olduğu gibi Osmanlı’da da hürriyet istemek, maazallah yasak elmaya el uzatmakla eşdeğerdi… Hürriyet istemenin bedeli, yeryüzünün tanrılarının sahte cennetlerinden kovulmaktı… Oysa hürriyet, Osmanlı’da tüm kesimler tarafından peşine düşülmüş olan bir sevgiliydi adeta… O nedenle, bu hürriyetin kaç çeşit tarifi var bilmiyorum… 


Ancak biliyorum ki; Kimi zaman yanlış! bir hikâyede figüran olmak bile, doğru! olduğu ezberletilen bir hikayede kahraman olmaktan çok daha değerlidir. 

O halde buyurun Süleyman Askeri Bey’in otuz bir senelik özyaşamöyküsüne… 

Read more

Meğer

 Yasemin Kapusuz yazdı…   

Bazı sözcükler anlamsızmış. Cümleye hiçbir anlam katmazmış öyle sözcükler! Sözcükler ki bir bakışın yerini tutamayacak marifet fedaileri… Bazıları da kendinden öncekinin anlamını tamamen değiştirirmiş. Ama demişsen mesela, lakin veya fakat da olabilir ki cümlenin anlamı değişirmiş tamamen. Yeniden çay koyarmışsın anlamı hissetmek için.

Read more

Wıllıam Chıttıck İle Ropörtaj

Altay Ünaltay sordu….

wıllıam

Sayın Chittick, siz tasavvuf felsefesini batılılara anlatıyorsunuz. Burada, Mevlana ve İbn-i Arabî’nin yeni postmodern kimi felsefelere dönüşmesi, mistik tarikatlara temel yapılması riski yok mu? Yani gerçekte Tanrı’yla, peygamberlikle, hesap günüyle ilgilenmeyen bir maneviyat… Örneğin “Matrix” ya da “Yüzüklerin Efendisi” gibi filmlerde ileri sürülen felsefeler. Dolayısıyla batı’da; hatta sade batı değil, artık doğu’da da (çünkü bu tür filmleri artık biz de izliyoruz), Mevlana ve İbn Arabî’nin bu “postmodern” şekilde algılanması tehlikesi yok mudur? Bu konuda görüşleriniz nedir?

Evet, tamamen katılıyorum. Modern zihniyet sahibi insanlar bunları postmodern biçimde anlayacaklar. Ama sanırım birçokları da ki özellikle içlerinde genç insanlar, bu şekilde zihnen etkilenmiş değillerdir. Mevlana ve İbn-i Arabî ile tanışmaları yine de hiç tanışmamalarından iyidir. Yoksa bu gidişle postmodernizm mücadeleyi tamamen kazanacak, çünkü karşısında alternatif olmayacak. Bunların verilmesi hiç olmazsa popüler kültüre, postmodern görüş açısına, akademik dünyaya bir seçenek sunar. Birçok insan, hatta akademik çevrelerden olanlar, postmodern olarak modernizme karşı olduklarından – ve biz de (gülerek) modernizme karşı olduğumuzdan-, tasavvuf geleneği ya da İbn-i Arabî’nin, aslında onlara hasım olduğunu bilemezler, çünkü İbn-i Arabî felsefesinin tam açılımlarını bilmezler. Yani ben örneğin postmodern dergilerde bu konuları yazdım, bunları çok ilginç buldular.

Read more

Bir Kitap, Bir Devir…

 Orhan Aras yazdı…

Fatih Kerimi

Balkan Bozgunu… Yıl 1912. Tarihçi İlhan Bardakçı’nın deyimiyle “Osmanlı veda ediyor Balkanlar’a..”

Ümitler sönük, yarınlar karanlık ve ordu perişan…

Osmanlı Devleti, daha dün tebası olan Bulgarlar’a yenik düşmüştür. Alman kökenli  Bulgar Kralı Ferdinant kendisini Napolyon sanmaktadır. İstanbul’a gireceğini, Ayasofya’ya haç takacağını iddia ediyor.

Edirne düşmüş. Düşman ordusu Çatalca’da… İstanbul halkı korku içinde. Bir tarafta düşman, bir tarafta ise veba salgını.

Read more

Mülteci Çocukların Istırabı: Kefernahum…

Ayşe Karaköse yazdı…

Kefarnahum filmini duyduğumda araştırmış ama izlemeye yetişememiştim. O sıra gösterimden kalkmıştı.

Notlarımda olmasına rağmen de, geçen hafta izleyebildim. Konunun işlendiği yer bir Ortadoğu ülkesi. Mülteci ailelerin en fazla da çocukları üzerinden yaşadıkları dram anlatılıyor.

Özellikle bir çocuğun gözlerindeki boşluğu ve hayatın saçma olduğuna dair anlamsızlığa denk düşen kederli bakışından, gülmeyen yüzünden, sefalet ve onun kadar da toplumda yok sayılmanın bıraktığı duygulara tanık olunuyor.

Günü geçirebilmek için biraz daha sorgulanmamak üzerine alışkanlıklara kendini kaptıran ailelerin, alışamayan çocukların(ın) üzerinden gelişiyor senaryo.

Read more