Varlık Tutulması

Aliye Çınar Köysüren yazdı…

hiçççççç

Varlık, kültür ve gelenek katmanında irtifa yitirirken, bunun yerine, uygarlık ve değişim adı altında bir dizi yeni yapılar yükseldi! Belki bu başlangıçta bir değiş-tokuş gibi görüldü, kültürü alalım yerine uygarlık verelim gibi görüldü ancak neticeleri böyle olmadı… Örneğin anneliği kutsayan ve onu evde gönüllü çalışmaya çağıran kültür yerine, dışarıda çalışmaya özendiren uygarlık popülerleşti. Bununla ninni söyleyen annelerden, el emeği işlemeli kundaklara varıncaya kadar pek çok öğe kültürel tortu olarak mazide kalırken, kreşler, erkekle eşitlenen kadınlar uygarlığın değirmenine şu taşıma telaşına kapıldı. Tam da buralarda sermayeden yani Varlık`tan çok şey kaybedilmeye başlandı. Kuşkusuz kadının üretkenliğiyle birlikte, kendinden uzaklaşmaması da mümkün olabilirdi. Ancak böyle olmadı/olamadı… Esasında uygarlığın ezici sesi altında kalmak, Varlık’tan ırak düşmek, veya Varlığın güç kaybetmesi anlamına geliyordu. İşin asli, yeni düzenlemeyle medeniyet yerine, uygarlık, ruh yerine beden ve madde etkin olmaya başladı.

Devamını oku

400 Yıldır Unutulmayan Sarsıcı Bir Aşk Öyküsü: Mümtaz Mahal İle Cihan Şah

Yücel Feyzioğlu yazdı…

49344490_2415325261814234_6248593669494931456_n

Soylu kadınlar her cuma günü imparatorluk bahçesinde pazar kuruyordu. Bir yanda adalet sarayı vardı, bir yanda yönetim, arkada gülistan bahçeleri. Saray beyleri ve şehzadeler biraz da gönül eğlendirmek için alışverişe geliyorlardı. Şehzade Cihan Şah daha on altı yaşındaydı. O sabah ilk gelenlerden biri oldu. İlk gençlik heyecanı, ilk delikanlılık, kafasında sevda rüzgârı… Sergilerin üstü paha biçilmez eşyalar, takılar, en nadide Hint kumaşları ve yiyeceklerle doluydu. Sergilerin arkasında en renkli elbiseleriyle alımlı kadınlar… Keyifle dolaşmaya başladı Cihan Şah. Bir serginin üstünde kristal parçaları gördü. Bir tane alıp güler yüzlü satıcıya fiyatını sordu. Yüzü ipek peçeyle örtülü muzip satıcı inanılmaz yüksek bir fiyat söyledi. Cihan Şah hiç pazarlık yapmadan, sürpriz bir biçimde kesesine el atıp altınları saymaya başladı. Satıcı kız keyifle kıkırdarken peçesi kaydı, dünya güzeli bir yüz çıktı ortaya. İpek gibi bir cilt, iri gözler, uzun kirpikler… Âşık oldu Cihan Şan. Üvey annesinin yeğeni, Asaf Han’ın kızı Arzuman Banu Begüm’dü o.

“Ne gülüyorsun?” diye sordu Cihan Şah.

“Kandırdım seni. O aldığın elmas değil ki, şeker kristali!”

Cihan Şah durup yüzüne bakakaldı. Ne kadar hoş, ne kadar cesaretli bir kızdı. “Ben de seni kendime eş yapmazsam, görürsün sen!” dedi.

Devamını oku

Rodos’ta Cem Sultan İzleri

Alaattin Diker Rodos’u yazdı. Rodos’u ve Cem Sultan’ın hüzünlü hayatını…

rodos ada

Rodos denilince aklımıza hep şövalyeler gelir. Bir askeri tarikat olan Şövalyelik 1129 yılında kurulmuş ve simgeleri beyaz zemin üzerine kırmızı haç işaretidir. Rodos Şövalyeleri, çok sonraları Malta Şövalyeleri ismiyle anılmıştır. Katolik bir sosyal yardım derneği olarak günümüze kadar ulaşmış olan bu tarikat tarihin bazı dönemlerinde güçlü bir ordu ve donanmaya sahip olmuş, Osmanlı tarihinde büyük izler bırakmıştır.

Şöwalyeler caddesi dillere göre ayrılmış
Şövalyeler Sokağı. Sokak dillere göre ayrılmış.

Şövalyeler Sokağı, Liman ile Üstad-ı Azamlar Sarayı’nı birbirine bağlıyor. Sokağın duvarlarında Rodos Şövalyelerini yöneten ‘üstad-ı azamların’ armaları bulunuyor. Şövalyeler Sokağında Cem Sultan‘nın kaldığı ev de var. O dönemin doğrudan tanığı, Rodos’un ünlü simalarından Caoursin, yakından gördüğü Cem Sultan‘ın “uzun boylu, sağlam yapılı” olduğunu, babası Fatih Sultan Mehmed‘inkine benzeyen “şahin ve iri burnunun sola doğru eğrildiğini, seyrek, kumral sakalını kısa kestiğini, çok zarif elbiseler giyip her zaman kederli ve düşünceli” göründüğünü yazıyor. Cem Sultan‘ın Rodos günlerinin anlatıldığı ve Guillaume Caoursin tarafından kaleme alınan bir kronikte Cem Sultanbarbar‘ olarak nitelenir. Ancak bu kelimeyi Yunancadaki manasında, yani farklı kültüre sahip ‘yabancı olarak anlamalıyız. Çünkü Cem Sultan‘ın yere bağdaş kurarak oturması, saz çalması, sürekli ata binmek ve ok atmak istemesi  ya da sebze yemekleri yerine kebaba düşkün olması yadırganmakta, fakat müslüman olması veya namaz kılması aşağılanmamaktadır. Bu bağlamda; Rum ottan, Türk etten ölür atasözünün Balkanlarda yaygın olduğunu unutmayalım. Caoursin, yine kronikte yer alan ”Osmanlı sultanı yasaların veya mercilerin denetleyemediği bir keyfilikle hüküm sürmektedir” yorumu ileŞark Despotizmi söyleminin ilk mucidi sayılmalıdır.

Devamını oku

“Yeni Alevilik Deklarasyonu” Ve Yorumlar…

1986 yılından beri, başta Alevilik olmak üzere Aleviler-devlet, Aleviler-politika ilişkilerinin yanı sıra Avrupa İslamı; etnik gruplar ve Türkiye’nin sosyo-kültürel yapısı, iç ve dış politikası; AB-Türkiye ilişkileri; Balkanlardaki sosyo-politik durumu konu edinen çalışmalar yapan İsmail Engin kendi adını taşıyan bloğunda(https://ismail-engin.blogspot.com) 04 Ocak 2019 günü “Alevi dünyasında çok tartışılan “Hacıbektaş Deklarasyonu”nu hazırlayan, aralarında araştırmacı, yazar ve Dedelerin bulunduğu grubun yayınladığı yeni deklarasyonu ele alan bir paylaşımda bulunmuş. Bu paylaşımdan Doç. Dr. Vehbi Başer dolayısıyla haberdar olduk. Vehbi Hoca’nın değerlendirmeleriyle birlikte İsmail Engin Bey’in paylaşımını dikkatlerinize sunuyoruz.

alevvvii

Vehbi Başer:

Açılım Mı Demiştiniz?

Alevî kanaat önderlerinden bir bölümü, Alevî kitleler için “bir yol” çiziyor ve bu yolda yeni adımlar atmayı sürdürüyorlar. “Devlet” teriminin ne derece isabetli olduğunda kuşkularım var, ama en azından aynı iktidarın bir döneme ait “Hükümet Siyaseti”, herhangi bir sonuca ulaşmadan ”keenlem yekûn” edilmiş görünüyor. Aşağıda Ismail Engin dostumuzun paylaştığı bildirinin (kendisine teşekkür ederiz) tam metni yer alıyor.

Devamını oku

Çocukluğumuzun Çikolataları…

Geçen haftalarda trafik kazası geçiren yazarımız Sabriye Cemboluk’a geçmiş olsun.  Bir an önce tekrar sağlığına kavuşmasını diliyoruz. Bizi çocukluğumuza götürüyor bu yazısıyla…

çikolata

Benim kuşağım için çikolata çocukluk anıları içinde fazla yer tutan bir şey değildir. Olmasına vardı da kıt ve pahalıydı. Öyle canımız isteyince alıp, yiyemezdik. Misafirler için alınanlar da biz kızan milletinden köşe bucak saklanırdı. Sonra büyüdük, hepimiz para kazandık. Hele yurt dışında olanlar bu tatlı yiyeceği ekmek kadar bol bulduk. Ama yiyebildik mi? Kocaman bir hayır. Genciz, güzeliz aman fazla tatlı yiyip kilo almayalım. Hasret devam etti. Çoğumuz bunu yaşlılık günlerinde yerim diye ertelemişti. Fakat nerde o günler. Yaşlılıkla birlikte şeker, tansiyon, kolesterol, mide rahatsızlıkları kapıya dayandı. Çikolatalara gene mesafeli ve hasretiz. Geçen akşam eşim bir paket çikolata almış. Tatlı krizlerine girince yersin deyip elime verdi. Hayatımda ilk defa çalışma masama çikolata koydum ve canım çektikçe de afiyetle yedim. Aman be dedim, atın ölümü arpadan olsun. Çikolata yemeyenler ölmüyor mu? Kilolarımı nasılsa ben taşıyorum. Eğer günahkarsam da benimle cehenneme kadar gelecekler.

alman ç.

Devamını oku

Film Değerlendirmesi: Ahlat Ağacı

Ahmet Bayraktar yazdı…

aağacı

Nuri Bilge Ceylan‘ın filmini izleme şerefine nail oldum. Bir Türk sinemasının ne kadar güzel olabileceğinin nadir örneklerinden biri olmuş. BKM’nin utangaç stand upçısı başrolde, Murat Cemcir baba, İsmail abi filmin ufak rollerinden birinde. Bu komedyenlerden dram filmi bize yabancılık çektirebilir fakat hissettirmiyorlar. Yabancısı asla anlamaz.

İlk dakikalarında film sıkıyor biraz, sonradan açılıyor. Yeni mezun olmuş sınıf öğretmenini oynayan başrol oyuncusu, tip olarak gayet yerinde, doğal oynamış rolünü. Murat Cemcir, ganyan müptelası baba ve öğretmen. Hikâye Çanakkale’nin köyünde geçiyor. Köyün imamı, imam arkadaşı ve bizim oğlan ile dini tartışmalara girdiği sahne beni en çok cezbeden yeri olmadı fakat mevzunun sunuş biçimi ve filme yedirilmesi son derece doğal, göze batmıyor. Ayetin Arapçasını dahi okudu. İmam rolündeki Akın Aksu, aynı zamanda senaristlerden biri.

Devamını oku

Berlin Filarmoni

Hüseyin Ali Yılmaz Emmi yazdı…

01_screenhunter_05 sep. 28 15.11
Berlin Flarmoni Orkestrası

2019 yılbaşı gecesi TRT Haberi açtığımda bir de ne göreyim, Berlin Filarmoni Orkestrasının yıl sonu finali konseri naklen yayınlanıyor. Önce çok şaşırdım, zira TRT böylesi ciddi yayınlara çok uzak sonra da tıkkatla seyretmeye başladık eşimle. O esnada Ravel‘in bir bestesi icra ediliyordu. Bilahare Boleroyu icra ettikten soona geçtiler CORÇ BİZET abeyin ünlü Carmen Suitine. Peşinden les treadorsu icra edip başladılar LES DRAGON D’ALCALA’yı icraya. Onlar Berlin’de LES DRAGON D’ALCALA’yı icra ededursunlar İzmir’de Gündoodu meydanı İzmir’in DAALARINDA ÇİÇEKLER AÇARın elektro piyanodan çıkan melodileriyle inliyordu.

Bilindiği gibi cumuriyetin ilk yıllarında birçok batılı beste Türkçe sözlerle millete yutturulnuştu. İZMİR’in DAALARINDA ÇİÇEKLER açar da Corç BİZET abeyden aparılmıştı.

Devamını oku

Aşırı “İnsanlaşma”: İnsan Türünün “Rachel Corrie Hali”

Taylan Kara yazdı…

19403

Bir şeyi söylemenin en etkili yolu o işi yapmaktır.

İ.Marti

Bir insanda olabilecek en yüce erdem nedir? Cömertlik? Sabır? Fedakarlık? Empati? Tevazu? Kararlılık? Cesaret? Bu erdemlerin birçoğu birbiriyle akrabadır ve hepsi de saygı duyulacak erdemlerdir. Fedakarlıkla cesaret iç içe geçmiştir; bedel ödeme bunların doğal sonucudur. Bir fikri savunan ve bu fikir uğruna fedakarlık edip bedel ödeyen bir insan, başkalarında saygı uyandırır. Söyledikleri yanlış olsa bile o yanlış uğruna ödediği bedel saygındır. Tersi bir durumda en doğru şeyi savunsa dahi, bunun için hiçbir bedel ödemeyen insanda itici bir şeyler vardır.

 Bedelsiz Söz, Maliyetli Yaşam

Doğruları söylemek elbette önemlidir ama en önemli şey bu değildir. Ödenmemiş ya da başkalarına ödetilmiş bedeller bu doğruları değersizleştirir, içeriğini boşaltır.

 Açgözlü olma.

Yalan söyleme.

Başkalarına yardım et.

Hammurabi kanunlarında ya da insanlık tarihindeki en ilkel kabilelerin kültürlerinde bile bu ve benzeri ahlaki öğretiler görürüz. Yani bunları dile getirmenin özgül bir yanı yoktur. Bunları söylemek bir insanı saygı duyulması gereken bir ahlak teorisyeni yapmaz. Bunları söylemenin fazla bir maliyeti de yoktur. Ancak bunları yaşamanın bazen çok ciddi boyutlara ulaşan bir maliyeti vardır. Yalan söylememek, hırsızlık yapmamak, kendini başkalarının yerine koyabilmek, yardımlaşmak vs. Bunlar bir insanın yaşamında ciddi bir kısıtlama gerektiren davranışlardır. İşte esas saygı duyulacak olan budur.

Devamını oku

%d blogcu bunu beğendi: