Hastane Koridorunda Beklerken Özel’i

Adem Özkan Cerrahpaşa’da İsmet Özel’i bekledikleri koridordan yazdı…ismetttttBugün kalp krizi geçirdiğini büyük bir şaşkınla öğrendim ey mısraları yüreğimize işlemiş Şair! Hastaneye geldik, yanına… Kaldığın servis kapısının önüne….

Cerrahpaşa’ya o, yılların yorgunluğuyla çökmeye yüz tutmuş, her yerine derin hüznün sindiği Cerrahpaşa’ya… Yanına geldik, hastanenin yıkın artık beni yıkacaksanız dediği eskimiş, toz içinde, inşaatlar arasında, köhne dahiliye binasının üçüncü katına…

Koridorda bekledik, zihnimizde, dilimizde senden mısralar… Koridorda…  Aramızda belki 10 adım yoktu.. Sızıyı gideren suydu ama suyun sızladığını kimse bilmez bir halde bekleştik…

Hep değil miydi beklemekten çok bu bekleyiş seni imgelendiren… Bu muydu yoksa büyük ırmaklardan bile heyecanlı olan karlı bir gece vakti dostun uyanışını beklemek… 15 kişi vardı bekleşen… Onlarda bilmiyordu muhtemelen.

Ne bir afraları vardı ne bir tafraları etrafa. Bekliyorlardı sadece “Sen ve ben”diler hepsi ayrı ayrı… Öyle bir hisab katındaydılar ki Ömer öfkesindeydiler biraz…

Read more

Şiirle Konuşanlar/İsmet Özel

Sinan Terzi yazdı… Şair İsmet Özel’e geçmiş olsun. Acil şifalar.

scxcxascascas

İsmet Abi geçmiş olsun. Doğru mu bu?

‘Dert oldum Hira’ya beni teskine geldi Efendim’

Şükür abi! Allah beterinden korusun.

‘Ruh körelten çare bulmaz ilaç olmaz telaşlı döş
Pis mürekkeple çürük dil tokuşturanlardansanız’

Abi hemen kızma lütfen. Kötü bir niyetim yoktu. Esenlik dilemek istedim.

‘Söz yavan, kardeşlik şarkıları gayetle tıkız’
Öcalınmazsa çocuklar bile birden büyüyebilir’

Anladım abi. İyisin sen maşallah!

Read more

Kalbin Vuruşu

Gürgün Karaman yazdı…

cbczvbbcvzb

Kıyameti bekleyen bir kalbin geri çekilmesi gerekir hayattan. Randevu, eğer ötelere ertelenmiş bir buluşma anıysa unut gitsin bu hayatı. Sadece tanışmak için gelmiştik bu diyarlara. Önümüze konulan bir elma ağacındaki habire salınıp duran bir elmayı sadece ısırmış olamazdık. Daha büyük bir suç mu işlemiştik? Çok mu büyük bir yalan söylemiştik? En nadide tohumları mı yok etmiştik? Bir fincan kahveye kırk yılı doldurup da içmemiş miydik? Fazla mı gevezelik yapmıştık bilinmeyen bir huzurda? Heybemize ne koyup da göç eylemiştik? Geçmişi geçemeyen şimdiyi bir şişenin içine bırakıp da bir nehre mi atmıştık?

Kalbimizin vuruşlarını bile artık duymuyoruz. Aşk bize ihanet etti! Biz de aşka! Hafızamızda, Hâfız’ın şiirlerinden tek bir tını bile yok… Tanımadan geldik, tanımadan, tanınmadan ve tanışmadan göç ediyoruz. Oysa yalnızlığın ilacıydı tanımak, tanışmak ve tanınmak. Tanımak, var kılmaktı. Tanımlamadan, sınırlamadan, sınırlandırmadan bir aşk gülünü doyasıya koklamaktı tanışmak.

Dilin geriye ket vurduğu biz zaman diliminde, dilde olanın dili yok etmesidir varlığımız. “Varlığın dili gittikçe kapanıyor.” diyordu İbn-i Haldun. Kalbin kapandığı yerde dil kapanmaz mı? Kapanan kalp ve akıldır, dil sadece kalbin ve aklın tercümanıdır. Akıl ve kalp kapandığında aşka zaman bitmiştir.

Read more

Tarih “Mahatma”yı Haklı Mı Çıkardı?

Peren Birsaygılı Mut yazdı…lalaslsssss.jpg

30 Ocak 1948 Mahatma Gandhi’nin ölüm tarihi. Radikal bir Hindu tarafından evinin bahçesinde vurularak öldürüldüğünde 79 yaşındaydı. ”Yüce Ruh” anlamına gelen Mahatma ismini ona ünlü şair Tagore takmıştı. Tagore denildiğinde ilk olarak, “Düşüncenin her korkudan azad olduğu bir ülke” dizeleri geliyor aklımıza. Cemil Meriç, Bu Ülke’de özel bir bölüm ayırır Tagore’ye. Öyle çok etkilemiştir Hintli şair üstadı. Binlerce yılın ötesinden gelen, binlerce yankısı olan bir ses diye tarif eder onu.

Gandhi’ye verilen “Mahatma” ünvanı, Budist gelenekten Hinduizm’e geçmiş bir tabir aslında. Kendisini, İngiliz sömürgesi altındaki halkının kurtuluşuna adamış bir kimsenin “Yüce Ruh” olarak adlandırılması, kadim sömürgecilik geleneğine karşı direnişin ilahi bir yansıması adeta. Ve üçbin kast, onbeş resmi dil, sekizyüzkırkbeş lehçenin ve değişik ırk ve inançtaki bir milyarı aşkın insanın yaşadığı Hindistan’ın Mahatma Gandhi’sinin hayatı haklı bir davaya iman etmenin güzel örnekleri ile dolu. Gandhi’nin yaşamöyküsüne baktığımızda, sıradan bir insanın, istediğinde nereden nereye gelebileceğini görüyoruz ve bu insan fıtratında yer alan cüceliğin yanı sıra yüceliğin varlığını da anlamamızı sağlıyor. Çin felsefesinin temel öğretilerinden olan Yin ile Yang’ı ya da Maide Suresi’nde geçen Habil ile Kabil’i böyle de okuyabiliriz belki de.

Read more

Fotoğraf Okumaları/Foto Terapi

Sacit Türker yazdı…

indir.jpg

Bir eseri inceleyip, okuyup yorumlarken nereden ve hangi açıdan baktığımız; yani durduğumuz yer çok önemlidir.

Örneğin, bitişikte yer alan fotoğraf karesindeki canlı objelerin dünyasından kendi konumlarını değerlendiren bir okuma yapacak olursak;

a) Fotoğraf karesinin odak noktasında yer alan ve fotoğrafa dinamizm katan ‘Kemancı’ profili doğal ortamın da etkisiyle kendini melodinin ahengine kaptırmış biri olarak öne çıkmakta. Saç stili, duruşu ve giyim şeklinden temizliğe dikkat eden, tertipli ve titiz bir kimse olduğu anlaşılıyor. Klâsik, fakir ama onurlu bisikletini ta mahrem sınıra kadar getirip fotoğraf kadrajına dâhil etmesi şahsi eşyaları ile olan dostluk ve sıkı bağlarının bir işareti sanki. Arka fonda akıp giden taşralı hayatı kaderi olarak görüp kabullenmiş çoktan. Belki de kederin tadını çıkarıyor.

Zenginliği sükûnetin sesinde bulmuş olan talihlilerden.

Read more

Çin Mektupları-II

Alaattin Diker Gezgin Mustafa Önder ile Çin’i konuşmaya devam ediyor. Sohbette Çok önemli tespit ve tahliller  dillendirilmiş.

IMG-20190309-WA0002

Çinlilerin zaman kavramıyla çok özel bir ilişkisi olduğu biliniyor. Zaman algıları bizim düşündüğümüzden çok daha uzun ve köklü bir geçmişe dayanıyor. Örneğin, Berlin Bilimler Akademisi Başkanı, 1950'lerde Pekin Bilimler Akademisi Başkanı ile biraraya geldiğinde, Berlin Bilimler Akademisi'nin 18. yüzyılda kurulduğunu gururlanarak söyler. Çinli meslektaşı ona şu soruyla karşılık verir: “Milattan önce mi sonra mı?” Bugün sohbetimize aynı minvalde kaldığımız yerden devam ediyoruz...

– Paradoksal bir durum var ortada: Batı’da Çin, kapitalizmi özümlemekte olan bir ülke olarak algılanıyor, çünkü ülkede çok fazla zengin(lik) bulunuyor. Öte yandan Çinliler, birbirlerini ‘komünist’ olarak görüyorlar. Olaya dışardan bakan kimseler olarak onlara inanmamak için hiçbir gerekçemiz yok…

Bu çarpıklık ideolojik açıdan ortaya çıkıyor, ekonomik bakımdan değil. İnsanları birleştiren artık komünizm değil. Para insanları bir arada tutuyor. Paranız olduğu zaman ister Tibet’ten ister Doğu Türkistan’dan gelin, orada komünizm durur. Okullarda Büyük Mao anlatılır, ve onun Kırmızı Kitabı okutulur. Aynı okula yatırım yapmak için bir Batılı geldiğinde akan sular durur. Çinliler birçok alanda ikili oynayan bir toplumdur. Para nerden gelirse gelsin sorun teşkil etmez ama uygulamaya geçilince paranın akacağı yönü ideoloji belirler. Ancak bu zenginler öyle kolayca zengin olmuyorlar. Zengin olabilmek için ya Komünist Parti’ye üye olacaksınız ya da yandaş. Yoksa halktan birinin ‘ticarete atılayım veya şirket kurayım, sonra ihracat yaparak zengin olayım’ demesinin manası yok. Ona bu imkânı kimse tanımaz! Yani Piyasa o kadar serbestleşmedi henüz. Avrupa zaten bu kayırmacı durumdan yakınıyor. Serbest Piyasa Ekonomisi’ni canlandırmaya çalışıyor. Ekonomi, her yönüyle Komünist Parti’nin kontrolü altında hâlâ.

thumbnail_IMG-20190309-WA0010

Read more

Selçukya’dan Yeni Türkü Geçti

Nilgün Çelebi yazdı…

DNY0_r7X4AEjAUU

Bu akşam (08.03.2019) Konya Selcuklu Kongre Merkezi‘nde iki ayrı etkinlik vardı. Ben Yeni Türkü ‘nün biletini bir ay önceden almıştım. İkinci etkinlikten tramvayda haberdar oldum. Benden daha genç ama daha toparlak bir hanım kongre merkezi için hangi durakta inmesi gerektiğini soruşturuyordu. Meraklanmamasını benim de oraya gittiğimi söyledim. Tramvaydan indikten sonra birlikte üst geçidin asansörüne yürürken bana “siz de mi şehit ailesisiniz” diye sordu. Olmadığımı söyleyip “siz?” diye kendi soru hakkımı kullandım. Aldığım cevapla düğümlendim. Asansöre binerken bir anne kız da bize yetişti. Yol arkadaşım onlara da aynı soruyu sordu. Anne, oğlunun Suriye‘de asker olduğunu yürek ağızda beklediklerini söyledi. Konuşmalarından anladığım Kongre Merkezinde şehit aileleri için de ayrı bir etkinlik olduğu idi. Ama anne kız oraya gitmiyordu.

Şehit annesi, merkeze ilk kez gittiği için yolu bilemediğini söyledi. Ben ağzımın neresinden nasıl çıktığını bilemediğim boğuk bir sesle “sizi yerinize kadar götüreceğim” dedim. Salonunu bulmak için davetiyesini istedim. Konuşmalar ve dinletilerin olduğu bir proğram gibiydi. Salonunun girişinde içinde bayrak olduğunu sandığım bir poşet verdiler. Yerini sağlama alıp ayrılırken derin bir şükran duygusuyla bana sarıldı. Hiç beceremediğim üçüncü öpüşme faslında yine ıskaladım. Yeni Türkü ‘nün konserinin verileceği kendi salonuma gittim.

Read more