Hindistan’da Kadiyanilik Ve Mevlana Muhammet Ali Meal/Tefsiri…

Muaz Ergü Hadiye Ünsal’la Hindistan’da doğan Kadiyaniliği konuştu…

hadiye ü.

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi, Dini İlimler Fakültesi, Tefsir Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Hadiye Ünsal Hanımefendi ile  Hindistan’da doğan Kadiyânîlik Hareketini ve bu hareketin içinde yer almış olan Mevlana Muhammed Ali ve meal-tefsirini konuştuk. Çoğumuzun haberdar olmadığı ama düşüncelerini, mealinde dile getirdiklerini başka yerlerde başka adlar altında okuduğumuz Mevlana Muhammed Ali’yi ve içinde yer aldığı hareketi sorduk Ünsal’a. Bizi kırmayıp vakit ayırdığı için kendisine teşekkür ediyoruz.

Hadiye Hanım, söyleşimize başlarken kısaca sizi tanıyabilir miyiz?

Öncelikle ilgi ve teveccühlerinizden dolayı teşekkür ediyorum.

Hayat hikâyem kısaca şöyle: Babamın memuriyeti sebebiyle 28 Eylül 1985’te Tokat’ın Turhal ilçesinde dünyaya geldim. Adana’da 29 Ekim İlkokulu’nu bitirdikten sonra ortaokula İmam-Hatip’te devam ettim. İmam-Hatip Okulu yetiştiğim ailenin dünya görüşünden dolayı yegâne tahsil vesilesiydi. Bu sebeple lise sınavlarında tek tercih yaptım ve Adana Anadolu İmam Hatip lisesine yerleştim. Lise yıllarında matematik, geometri gibi derslerin yanında yabancı dile (İngilizce) ilgim fazlaydı. 28 Şubat sürecinin etkisiyle üniversite sınavlarında bana sunulan son derece sınırlı ve kısıtlı seçenek çerçevesinde kendime hedefler koydum ve İlahiyat fakültesini kazandım. Akademisyenlik küçük yaşlarımdan beri ilgi duyduğum bir meslekti. Tefsir de İmam-Hatip yıllarından beri ihtisas yapmak istediğim bir alandı.

2007 yılında Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldum. Lisans yıllarında Arapçamı ilerletmek için gerek babamla gerekse medrese tedrisatı bulunan hocalarla Emsile, Binâ, Maksûd, Avâmil gibi kitaplar okudum. Bunun yanında Prof. Dr. Mustafa Öztürk hocanın Ramazanoğlu Medresesi’nde verdiği klasik tefsir derslerine iştirak ettim ve bu derslerde Endülüslü müfessir İbn Cüzey’in (ö. 741/1340) et-Teshîl li-Ulûmi’t-Tenzîl adlı eserinden bölümler okudum.

2009’da Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne Araştırma Görevlisi olarak atandım. 2010’da “Mevlana Muhammed Ali’nin The Holy Qur’an Adlı Meal-Tefsiri Üzerine Bir İnceleme” konulu teziyle yüksek lisansı, 2014’de “Erken Dönem Mekkî Surelerin Muhteva Tahlili” adlı teziyle doktorayı tamamladım. Yüksek lisans ve doktora tezimi Prof. Dr. Mustafa Öztürk danışmanlığında hazırladım. Sonrasında Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı’na Yardımcı Doçent olarak atandım hâlen Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Dini İlimler Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı’nda görevimi sürdürmekteyim.

Devamını oku

Hindistan’da Kadınların İzi Kaldı…

Yücel Feyzioğlu Hindistan seyahatini yazmaya devam ediyor… 

Untitled-design-28-1.png

Brahman rahibin Hemvati adında dünya güzeli bir kızı vardı. Bir akşam üstü Hemvati köy kadınlarıyla gölden su getirmeye gitti. Su dupduru, ayna gibi parlıyordu. Gölün kıyısına oturup hayale daldı. Kadınlar akşam yemeği için su alıp döndüler. O, dönmedi. Herkes çekildikten sonra soyunup suda serinlemek istedi. Ay tanrısı Şandıra’nın dikkatini çekeceğini nereden bilebilirdi. Birdenbire göl kıyısında yakışıklı bir şehzade belirdi. Hemvati’nin eşsiz güzelliğine dayanamayıp onu kollarının arasına aldı ve yıldızların altına kaçırdı. Geceyi sevişerek geçirdiler. Şafak atarken ay tanrı onu bırakıp gökyüzüne çekilmek zorunda kaldı. Hemvati yıkılmış, harab olmuş bir şekilde geride bakakaldı. Ay tanrı yukarıdan seslendi: “Bu birleşmeden bir oğlumuz olacak. Adını Şandıravarman (Ay tanrının hediyesi) koy. O çok güçlü olacak ve kuracağı hanedanlık yüzlerce yıl yaşayacak…”

Devamını oku

Saraybosna’da Unutamadıklarım…

Muammer Elveren yazdı…

92-SARAYBOSNA-2

– Bosna-Hersek‘te 1992-1995 yılları arasında Saraybosna bütün dünyanın gözü önünde tam 44 ay boyunca ağır silahlı Sırp çeteciler tarafından abluka altına alınarak büyük bir katliama sahne oldu. 11 binden fazla sivil öldürüldü. Bosna genelinde öldürülen yaklaşık 100 bin kişinin yüzde 83’ü, yarısı sivil olmak üzere Müslüman Boşnak‘tı. Halk arasında ‘Çetnik’ adı verilen Sırp Komitacı ve Milislerin saldırılarıyla Bosna’da kan gövdeyi götürürken Sırbistan ordusu bu gözü dönmüş katillere silah desteği, milis ve mühimmat veriyordu.

O günlerde Hürriyet Paris Bürosunda Fransa‘nın Birleşmiş Milletler çerçevesinde Saraybosna’ya asker göndermesi haberini yazarken, Genel Yayın Yönetmenimiz Ertuğrul Özkök arayarak ‘Muammer, Saraybosna‘ya gidermisin? Faruk Zabçı bir süredir orada, şartlar çok zor biraz yorulmuş Londra‘ya dönmek istiyor, yani nöbeti sen devralacaksın’ dedi. Daha önce Azerbaycan’da Dağlık Karabağ savaşı, Sovyetler Birliğinde Gorbaçov’a karşı yapılan darbedeki olayları, Romanya ve Bulgaristan’daki çatışmaları gazete adına ben izlemiştim, tereddüt etmeden ‘Tamamdır’ diyerek hazırlıklara başladım. Önce Birleşmiş Milletlerin Zagreb‘teki karargâhını aradım çünkü Saraybosna Sırpların kuşatması altında olduğu ve Havalimanı sivil uçuşlara kapalı olduğu için oraya sadece askeri malzeme götüren BM askeri nakliye uçakları uçabiliyordu.

Devamını oku

Çanakkale Geçilmez Ama, Anadolu Hamidiye Batırılır!

Resmi Çanakkale Koleksiyoneri Araştırmacı Seyit Ahmet Sılay yazdı.

hamidididyeye

18 Mart 1915 günü yaşanan Boğaz harbinin en kritik ve önemli noktalarından Anadolu Hamidiye Tabyası, restore edilerek ziyarete açıldı. Tabyanın içinde oluşturulan müzede, birbirinden vahim hatalar ve uygulamalar var. “Şehitlerin kemiklerini sızlatma” inisiyatifleri ve bunları yaparken “uzman” sayılan kişilere yapılan ödemeler, bölgenin tarihî dokusuna, kahramanların anısına ve mirasına kalıcı zararlar veriyor.

Sultan II. Abdülhamid tarafından 1892’de Çanakkale Boğazı‘nın güvenliğinin sağlanması için yaptırılan Anadolu Hamidiye Tabyası, restorasyon çalışmaları tamamlanarak Kasım 2018’in ikinci haftasında ziyarete açıldı. 2011’de bu tabyayla alakalı Kültür ve Turizm Bakanlığı restorasyon çalışmalarına başlamıştı. 2014’ de ihalesi (Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü İstanbul Röleve ve Anıtlar Müdürlüğü) yapılan, 2017’de de restorasyon çalışmaları tamamlanan Hamidiye Tabyası içerisine bir de müze yapıldı.

Devamını oku

Türk Siyasetini Okumak

Servet Kızılay yazdı…

siyaset.jpg

Siyaset, genelde iki türlü okunabilir: Neden olarak siyaset ve Sonuç olarak siyaset. Türkiye’de siyaseti okuma biçimi, popüler bir okuma ile, ‘Neden olarak siyaset’e yönelmiş durumda. Bu okuma biçiminde siyaset, her şeyin günah keçisidir ve vitrinde taşlanmayı bekler. Tabii ki; bunun da kendi içinde mantığı vardır. En büyük icra mevki ve merci pozisyonunda olan Hükümet-iktidar, insanları etkileyecek kararlar alıp uygular. Dolayısıyla bir şeyin ortaya çıkışındaki neden yani fail nedenmiş gibi görünür. Mesela; ağacı masa yapan nasıl ki falanca marangoz ise her türlü siyasal olayların ve olguların ortaya çıkmasında siyasal iktidar başrolde yer alır. Durum böyle olunca; eleştirilerden kaçamaz. Bu okuma –açıklama- yorumlama biçimi, fail nedeni vurgulaması bakımından kısmen olup biten siyasal olaylara ve olgulara açıklama getirebilir fakat bazı şeyleri dışarıda bıraktığından dolayı eksik kalır. Bu okuma biçimine baktığımızda; onun tek taraflı hareket ettiği görülür ve sanki her şey (olumsuz siyasal gelişmeler daha çok) onunla başlayıp onunla bitmiş gibi değerlendirilir. Aslında en kolay ve kolaycı okuma türüdür. Soruları ve sorunları dönüşsüz yani bir şekilde tek taraflı yansıttığı için birçok sosyal ve kültürel zayıflıkların üstünü örter. Burada çoğu kez siyaset, gol yemiş bir kalecinin tekmelediği kale direği gibi, psikolojik görev de üstlenir.

Devamını oku

03 Ocak 1922, Mersin…

Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Mersin Şube Başkanı, Kent Tarihçisi, Mersin Kent Müzesi’nin Sahibi, Eğitimci, Araştırmacı Mustafa Erim yazdı…

ateşkes

30 Ekim 1918, Limni Ada’sının Mondros Limanı’nda demirli İngiliz Agamemnon Zırhlısı… Osmanlı Devleti ile İngiltere arasında Mondros Ateşkes Antlaşması (Armistice of Moudros) imzalanmaktadır.

Müttefik Devletlerin (Osmanlı İmparatorluğu, Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Bulgaristan)I.Dünya Savaşında yenik düşmesi üzerine, Osmanlı Devleti adına Bahriye Nazırı Rauf Bey, İtilaf Devletleri adına Büyük Britanya Amirali Arthur Gough Calthorpe, 25 maddelik bir Ateşkes Antlaşması imzalarlar. Tarihe “Mondros Mütarekesi” olarak geçen bu ateşkes anlaşması, 600 yıllık bir imparatorluğun siyasi ve ekonomik egemenliğini sona erdiren acı bir belgedir.

Antlaşmanın 7. maddesini (İtilaf Devletleri, güvenliklerini tehdit edecek bir durumun ortaya çıkması halinde herhangi bir stratejik yeri işgal etme hakkına sahip olacaktır) gerekçe gösteren İtilaf Devletleri imparatorluğun kalbi olan Anadolu başta olmak üzere yurdun dört bir yanını işgale başladılar.

Devamını oku

Türkiye’de Fikir

Vehbi Başer yazdı…

fikirrrrMesele fikrin ne olduğu konusunda düğümleniyor aslında ama şöyle başlayalım: Fikir, “ben bu kızı alacam babalık, istediğin kadar olmaz de sen!” kabilinden bir pervasızlık beyanı mıdır? Buna bağlı olarak “göğsünü gere gere” sirkatini söyleyen merd-i kıptî cür’etkarlığı, “medenî cesaret”i süpürüp yerine kurulabilir mi? Gerçi, “medenî cesaret” de uzun zamandır “çıkma teklif edecek delikanlının yüzü yırtık teklifsizliği” sanılır oldu.

Yani efendim, “fikrini dobra dobra söylemek” diye de bir şey var. Buna göre herkesin bir fikri varmış da, bazıları cesur oldukları için fikrini “çatır çatır” söyler, öbürleri sündük ya da sünepe oldukları için fikirlerini söylemekten korkarmış sanılıyor. Fikir, tartışmalı bir konuda tarafını tuttuğun görüş, doğruluğuna hükmettiğin kanaatden mi ibarettir?

“Bitirin şimdi şu fikir çekişmecesini de işimize bakalım” gibisinden bir laf da var. Fikir, ortaya konulunca insanları bölüp çatıştıracak bir fitne tuzağı mıdır ki, “açmayın şu fikir meselelerini kardeşim yau, ne güzel tatlı tatlı sohbet ediyorduk şunun şurasında!” denilebilsin…

Fikir, zerzevat pazarına kabzımal arzı mıdır, “hangi tezgaha baksan iki çeşit patates” usulü sürüme gelsin!

Fikir, “bize faydalı”, “çıkarımıza uygun”, hiç değilse “zarardan kar” bir “menfaat fistanı” mıdır ki, “soysan da sana, giydirsen de sana” yarasın!

Memleket öyle bir sığlaşma ve paçozlaşma sath-ı mâilinde yuvarlanıyor ki, millet, fikre karnı tok, başkasının görüşüne karşı keskince bilenmiş “tüy bırakmaz ustura” kılağısında. Pes!

Devamını oku

Kardelene Tâ’zim ve Temennâ

A. İslamoğulları yazdı…

eskiNerede okudum, hangi kitabın hangi sâhifesinde, hangi risâlenin hangi köşesinde, hangi hâtıratın hangi itirâfında hatırlamıyorum, “gitmek kaderin hatâlarını tashih etmektir” diyordu bir cümle…

Oysa, musahhihler hayattan el ayak çekeli ne kadar da uzun zaman oldu! Neyini, neresini, hangi tarafını tashih edeceklerini şaşarlardı bu hayatın, bu insanların, bu ülkenin, bu encâmın, neresi tashih edilir? “Lâkin ölmedikçe nereye gidilir?” diye soran şâir ne kadar da haklı!.. Nereye, nasıl gideceğiz? Gideceğimiz bir yer var mı, kendimizi götürmeden gideceğimiz bir yer?

Ya kütüphânemize kaçacağız, ilticâ veya inzivâ belki bu kaçış. Kitaplar itirâz etmezler, sâhifeleri vefâlı bir dost gibi bekler, sâdıktır, ihânet nedir bilmez. İçinde ne varsa onu sunar size.. Sessizdir, ama mütemâdiyen fısıldar âhenkli bir sesle.. Bıraktığınız yerde bekler, üzerinde biraz toz ve bir nemli bir selülöz kokusu biriktirir ama asil bir sükûtla bekler, gerekirse yüzyıllarca. Sahifelerini karıştırmağa başladığınız anda gülümser size sımsıcak… İçinde ne varsa size sunar karşılıksız, hiçbir beklentisi yoktur. Asırlar öncesinden hikâyeler anlatırlar, asırlar evvelinden insanlar tanıtırlar. Asırlardır değişen bir şey olmadığını anlatırlar size. Ya da kavgaya atılacağız yeniden, hamle sırasının bizde olduğuna inanacağız, son bir hamle belki…

kütüp

Devamını oku

%d blogcu bunu beğendi: