Sosyoloji Gözüyle -ÇÖPFit-

Seçil Sayın Kutluca’nın kendisine ait “http://yasamboyuogreniyorum.blogspot.com/” bloğunda Prof. Dr. Ramazan Yelken Hoca ile yaptığı çevre ve toplum sorunlarıyla ilgili söyleşiyi dikatlerinize sunuyoruz.

İZMİR'DEKİ SAHİL KİRLİLİĞİ VATANDAŞI İSYAN ETTİRDİ BELEDİYE TEMİZLİYOR İNSANLAR ÇÖPLERİNİ DENİZE ATIYOR DENİZDEN TELEF OLMUŞ KÖPEK ÇIKTI OKUL ÇANTASINDAN SÜT KUTUSUNA, AYAKKABIDAN ALKOL ŞİŞESİNE ÇÖPLERE RASTLANILIYOR

Eğri oturup doğru konuşalım, sokaklarda, yol kenarlarında, piknik alanlarında, deniz kıyılarında, tarihi yerlerimizde, uzaklardaki köylerimizde, yaylalarımızda çöp görmeye alışmış bir halimiz var. -Normal… Sokak, orası dışarı, atılır, birileri temizler, temizlemese de olur, evin içi değil ya.. Zaten ne olacak, çöp toprağa, dereye karışır, rüzgârda savrulur…!!! Hatta bir gün gelir, çöp yüzümüze yapışır…

Yaşam alanlarımızda serbestçe salınan çöpü normal saymadığım, kabullenemediğim için geçen yıl bu zamanlar ÇöpFit* adıyla başlattığımız gönüllü harekete öncü oldum. (www.copfit.biz) Sağlıklı, aktif bir yaşam için yürüyüp koşarken, elimizdeki poşete çevrede gördüğümüz çöpleri toplayalım, sadece kendimiz için değil memleketimiz, gezegenimiz için de iyi bir iş yapalım diyen, bir “iyi yurttaş olma” hareketi diyebilirsiniz ÇöpFit için.  Duyanlarınız vardır, dünyada yayılan “plogging” akımının Türkiye uyarlaması** bir tür. Mahallemizde, yakın çevremizde yürüyüş arasında çevre temizliği yapıyor, çevre temizliğine dikkat çekerek yaptığımız işin insanlar arasında yaygınlaşması için çabalıyoruz. Fakat bir yandan da ister istemez sorguluyorsunuz, neden toplumumuzda çevre temizliği bilinci sorunlu, bu durumun arkasındaki psikoloji nedir, gönüllü hareketlerin temizliğe katkısı olur mu? diye

Devamını oku

“Aslında…”

Mustafa Everdi yazdı…

asl

Ercan Kesal’in son kitabı. Söyleşilerinin toplandığı.

Edebiyatımızda ekoller, bazen yazar-sanatçıların doğum yeriyle de anılır. Güzel coğrafyalarda naturel şairler çıkar, tabiatı anlatır. Doğadaki insanı.

Ercan Kesal ise insan doğasını anlatıyor.

Bozkırda yaşayanlar, içe yönelir, güzellikleri gönlünde çoğaltır ve hikâyeler anlatır insanlara.

Ercan Kesal de İç Anadolu erenlerinden Nevşehir Avanos’lu. Bölgemizden güzel şair ve yazarlar da çıkıyor tabii. Mesela; Mustafa Çiftçi Yozgatlı, Ercüment Özkan Kırşehir Mucurdan, Yaşar Kaplan, Arif Ay Niğdeli. Ben de o civardanım.

‘Bozkır benim vatanım’, diyor Kesal; “Ben bozkır çocuğuyum. Bozkırın insanın içinde bıraktığı sonsuzluk ve hiçlik duygusundan” sesleniyor bizlere.

Bozkır çoğu kişi için çorak, kuru, yoz bir coğrafya diye beğenilmez. Derinliksiz ve durağan bulunur. Oysa bozkır, insanda mecburen bir güzellik oluşturur, Hacı Bektaş’tan Yunus Emre’ye, Hacı Bayram’dan Âşık Paşa’ya-Ahi Evran’a öncü erenler yetiştirir. Uzaktan bakanlar, –Yakup Kadri gibi- İç Anadolu’nun hiç acı çekmediğini, hatta acı çekmek için gerekli niteliklere bile sahip olmadığını düşünür. Kitapta Ercan Kesal’le söyleşi yapanlardan bir kısmı da buna benzer imalarda bulunuyorlar. Oysa Peri Gazozu’ndan bu yana eserlerinde görülen ana tema bozkırda, sessiz bir asalet vardır. Onca şeye katlanıyor, hiç şikâyet etmiyor bozkır insanı? Ulvi bir teslimiyet görülüyor her birinde, acısını mizahla anlatabilme gücü sergiliyor.

Devamını oku

Debre (Debar) Dedikleri…

İlber Şiyak Makedonya/Üsküp’ten yazdı…

51732445_236512227253218_4368576326714523648_n
İlber ŞİYAK

Makedonya’nın Batı’daki en uç noktası, Komşu ülke Arnavutluk ile sınır kasabası… Hoş sohbet ve hazır cevaplarıyla bilinen sıcakkanlı insanların yaşadıkları Kent Debre (Debar )…

Makedonya’nın Batı’daki en uç noktası, Komşu ülke Arnavutluk ile sınır kasabası… Hoş sohbet ve hazır cevaplarıyla bilinen sıcakkanlı insanların yaşadıkları Kent Debre (Debar )…

Yöredeki eski bir rivayete göre, Türk dünyasının ünlü Nüktedanı Nasreddin Hoca, günün birinde Debre’ye gitmek ister. Ancak Rekalar Bölgesinde ki Vadi’den Debre’ye doğru Deşat Dağı’nın virajlı ve yokuşlu yollarından ilerlerken Eşeğine “De Bre! De Bre!” diye, diye küçük bir kasaba olan Debre’ye varır. Eşeği yorgunluktan dolayı kan-ter içinde kalmıştır. Önüne bir çoban çıkar. Nasrettin Hoca Çoban ile sohbet eder, bir kaç soru sorar. Görür ki çoban hazır cevap. Her sorulanı anında cevaplıyor. “Bu kasabanın çobanı böyle ise, diğer insanları kim bilir ne kadar akıllıdırlar. Bana burada ekmek yok!” diyerek tekrar Eşeğine biner ve

“De Bre! De Bre !” diye diye Debre’nin içine girmeden geri döner. Bu kasabanın ismi de bundan böyle “DEBRE” olarak anılmaya başlar…

Devamını oku

Devletin Dini Adalet, Din’in Devleti Özgürlüktür

Ahmet Özcan yazdı…

özgürl.jpg

Büyük Selçuklu sultanı Tuğrul Bey, 1050 yılında Hamedan’ı fetheder ve görkemli bir şekilde şehre girer. Hamedan girişinde şehrin iki büyük şeyhi, Baba Tahir ve Baba Cafer’i görünce atından inip ellerinden öper. Baba Tahir kendisine, ‘Ey Sultan! Allah’ın kullarına ne yapmak istiyorsun?’ der. Tuğrul Bey, ‘Ne emredersin?’ cevabını verince şeyh, ‘Allah, adalet ve iyiliği emreder’ ayetini okur. Tuğrul Bey de, ‘Bizim de yaptığımız ve yapacağımız budur.’ der.

Bir müminin, ister sultan olsun ister çoban, yaptığı ve yapacağı budur; Adalet ve iyiliği üstün tutmak.

hamedan
Hamedan Baba Tahir-i Üryan Türbesi

Devamını oku

“İnsan, Bir Damla Kan ve Bin Endişe”

Osman Alakel yazdı…

insnanana

“Bizim işimiz değil kırmızı gülün sırrını anlamak. Bizim işimiz belki de: Kırmızı gülün büyüsünde yüzmektir.”

Sepehri

İnsan!… Üzerine bir beden kafesi giydirilmiş ve öylece fırlatılıp atılmış yeryüzü zindanına. Yolunu bulmak ister buradaki karanlığın içinde ve çamur bataklığında. Ne geçmişini ne de geleceğini umursamaktadır bitmeyen bir şimdinin içinde. Bitmek tükenmek bilmez bir istençle yoğrulup durmaktadır her dem. İnsan bir imkândır aslında, varoluş… Ona çizilen rol acı ve ıstırapla yoğrulmuş meşakkatli yolculukta kendi heykelini yontmaktır. Çoğu zaman dünyasalın acısı varoluş acısını, asli mekândan kopup gelmenin yüce ıstırabını bastırır. Baştan sona oyun ve eğlenceden müteşekkil yalan dünya varlığa dair endişenin, kaygının yerini alarak arayışı yön yitimine uğratır. Hepimizin tek gerçeği ölüm bile unutulur, ölümü beklerken… Etrafındaki herkes ölürken ve bunu bizatihi görürken insan sonsuzluk düşleri kurar. sonsuzluk düşüncesiyle yaşar. Nisyan ile malul olan hafıza-ı beşer bu çevrimin içinde dönüp durur.

Devamını oku

Biraz Sinema: İskoçya Kraliçesi Mary

Nilgün Çelebi yazdı…

İskoçya Kraliçesi Mary. Notu: 8.

Ama bir sorun bu 8 kime verildi? Filme? Hayır. Film kostümize (ne demekse), her sahnesi kuyumcu titizliğiyle düzenlenmiş, fotografize edilmis (bu da ne demekse? Kendiliğinden yazıveriyorum bunları), kast (cast’in Türkçesi oluyor)ı titizlikle seçilmiş, ama bu şeklî özelliklerinin yanında içerik olarak tek bir slogana dayanan bir dönem filmi. Bu özellikler bana göre 8 etmez. Kaç eder: 5, 6? 6 diyeyim. Zira insan filmi izlerken kendini Royal Portraits of British Dynasty sergisinde hissediyor. Eee biz de malûm resim meraklısıyız. Yurt dışı gezilerinde grup lokanta, vitrin dolaşırken biz Konya ya da Beypazarı gevreği kemirip cepteki parayı galerilere, müzelere dökeriz ya, işte onun için notu 6 verebilirdim. Amma 8 verdim. Niçün?

Devamını oku