Mağrip Ülkesi Fas/Gezi Notları

Zeki Önsöz yazdı…

fasssss.jpg

Afrika’nın kuzeybatı ucundaki Müslüman ülke Fas’a gezi için en uygun mevsim olan bir bahar ayını seçtik. Resmi adı ”al-Mamlaka al-Magribiyya” olan Fas; doğudan Cezayir, kuzeyden İspanya, güneyden de Moritanya ve Batı Sahra ile komşudur.

Agadir’den Marekeş’e

4 saat süren bir uçak yolculuğundan sonra Agadir’e indik. Küçük, temiz, düzenli hava alanında işlemlerimiz bittikten sonra dışarı çıktığımızda bizi entarili, fesli, kokartlı bir rehber karşıladı.  Eski bir otobüsle yola koyulduk. Mart ayındayız, buraya çoktan bahar gelmiş; ağaçlar çiçeğe durmuş. Dışarıda 23 derece sıcaklık var. Atlas Dağları üzerinden Marakeş’e gidiyoruz. Tırmandığımız dar yolda özel araba yok denecek kadar az olmasına karşılık,  yük taşıyan, tenteli kamyonlar dikkatimizi çekiyor. Mevcut trafiği de sık sık kontrol eden polislere rastlıyoruz.  Yol kenarlarında, vadilerde zeytin ağacına benzeyen argunu ilk defa görüyorum. 140. kilometrede bir dinlenme molası veriyoruz. Burada karşı yönden gelen başka turist grupları da duruyor. Bu guruplardan birinde geçen sene Amerika gezimizde tanıştığımız bir Alman öğretmenle karşılaşıp, konuşuyoruz. Dünya küçük…

 

Hava karardı. Yolda kalacağız diye korkuyoruz. Ama eski otobüsümüz oflaya puflaya da olsa, saat 22.00’da Marakeş’de Büyük Atlas Oteli’ne varıyor.

Read more

Evleri Balkonsuz Şehir

Alaattin Diker yazdı…

saray.jpg

Viyana‘da bir yabancı ne arar? Hele o yabancı bir Türk ise kimbilir hangi duygular içinde şehri gezer. Doğrusu bilmiyorum!… Bilmek de istemiyorum! Belleğimi birkaç günlüğüne de olsa askıya almayı deneyeceğim, çünkü Freud‘un ülkesinde hissiyatımı ‘bastırmanın’ hiç bir anlamı yok… Öteledikçe depreşiyor eşkiya. Teskin olan bugün yalnız gözlerim. Schönbrunn Saray Parkı‘nın o etkileyici yapısı Palmenhaus‘a (Palmiye Evi) hızlıca adım atıyorum. Vakit sabahın körü. 1881 yılında inşa edilen Palmiye Evi yapıldığı sıralarda Avrupa’nın en büyük tropik serası olarak gösteriliyordu. Üç bölümden oluşan sera, çok sayıda egzotik bitkinin yanısıra, yüzlerce kelebek çeşidini bünyesinde barındırıyor.

Kayzer Franz Joseph ve Kraliçe Sisi‘nin iş yoğunluğundan(!) bunaldığı zamanlarda dinlenmeleri için inşa edilen Sırça Saray fikri ilkin 1873 Viyana Dünya Sergisi sırasında doğmuş ve 1881 yılında gerçekleşmiş.. Halihazırda türünün hem en büyüğü hem de en sonuncusu. 113 metre uzunluğundaki Palmiye Evi, 28 metre yüksekliğindeki bir orta köşk ve üç metre altta duran iki yan pavyondan oluşuyor. Üç pavyon koridorlar ile birbirine bağlanmış ve üç ayrı iklim bölgesi oluşturulmuş…

Read more

Mutluluğun Resmi

Sabriye Cemboluk yazdı…buğuKışın en soğuk günü galiba. Bu gün çok üşüyorum. Müşteri olmadığı zamanlar dükkânın içinde bir aşağı bir yukarı dolaşıp duruyorum. Bir kasanın arkasına bir kapının önüne mekik dokuyorum. Doğum sancısı tutmuş taze gelinler gibi yerimde duramıyorum. İki defa tazelediğim sıcak su torbası da bana mısın demiyor. En iyisi sıcak düşünceler. Antalya’yı mı düşünsem yoksa Kuşadası’nı mı? Yoksa uçağa binip, uzak diyarlara mı uçsam? Tam da bunları düşünürken sıcacık bir görüntüye takıldı gözlerim. Belki kimine göre çok sıradan bir şey. Orta yaşlı, oldukça şişman ve zor yürüyen bir kadın, bir çocuk arabası itiyor. Yaşadığı onlarca yıla ve yorgun bedenine rağmen oldukça mutlu gülümsüyor. Bazen duruyor, elleriyle işaretler yaparak bir süre bebekle konuştuktan sonra gene yoluna devam ediyor. Yanındaki kumral uzun saçlı genç kadın, saçlarını bir o tarafa bir bu tarafa atarak abartılı el kol hareketleri ile bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Yaşlı kadın onu dinler gibi yapıp sonra gene bebeğe dönüyor. Evet, daha önce de söylediğim gibi kimine göre ana, kız ve torun gibi…

Read more

Varlıktan Mananın Kopması

Aliye Çınar Köysüren yazdı…

toplumsal hafıza.jpg

Toplumsal hafızayı Varlık korur ve güçlendirir. Toplumsal hafıza da varlığa güç verir. Hafızanın katmanları, varlığın iç derinlikleridir. Toplumsal hafızanın iç cidarlarını mâna ve maneviyat ağları örer. Ahmet İnam`ın ifadesiyle mana tarihimizi keşfedebilmek kökleri keşfedebilmektir. Kökleri keşfedebilmek orijinal metinleri okuyabilmekle olanaklıdır. Metin okuma sözünü biraz daha geniş anlamda alıyorum. Yalnız yazılı metinler değil halılar, kilimler, mezar taşları, yeme içme âdetlerimiz, manilerimiz, mesellerimiz, şarkılarımız, türkülerimiz, musikimiz, folklorumuz… hep buralardan mana tarihimizi yazacağız. Bence biraz uzun bir yolculuktur bu. Koyulmuş muyuz bu yolculuğa? Yola revan mıyız? Elbette… Bu işi başaranlar Cumhuriyet’ten önce de Cumhuriyetle birlikte de oldu. İşte kültür tarihimizi yazmaya çalışanlar antropolojik açıdan folklor çalışmaları yaparak, varlıktan sapa düşen yol için kestirme geçitler bulacaklardır. Mevcudu, antropolojik folklor çalışmalarını bir mana tarihi çatısı altında geliştirebilirsek epey bir yol gitmiş olacağız. İnam, “mana dedim anlam demedim”, diyor. “Anlam”ı semantik alanda, bir kelimenin “karşılığı” olarak alıyorum. Mana burada spirit, geist anlamında kullanılıyor. Maneviyatımızın tarihi dendiği zaman hep dini bir şey aklımıza geliyor. Ama dinden fazla bir şeydir maneviyat. Yukarıda vurguladığımız gibi folklor ve sözlü/yazılı kültür de maneviyatın dinden daha kuşatıcı olduğunu söyler.

Read more

Dünden Bugüne Travmalarımız

Güven Akıncı yazdı…

travma.png

Psikiyatride travma; Bireyin yaşamına, vücut bütünlüğüne, sevdiklerine ve kutsallarına karşı bir tehdit algısı oluşması olarak tarifleniyor… Geçmiş ve gelecekten koparan bir zamansızlık hali, yaşamı anlamlandıran temel argümanlara darbe gibi farklı tarifler de kabul görüyor.

İnsan beyninin, her hangi bir uzva dışarıdan alınan darbeyi “acı“ olarak sinyallemesi “acı çekmek“ tir. Her travma bir acıdır, ama her acı bir travma değildir. Şöyle örneklendirebiliriz;

Mahallenin belalısından çocukken dayak yemek, alınan darbelerle orantılı bir “acı“dır. Ama o dayağı, uzaktan dahi olsa sevdiğiniz kızın yanında yediyseniz bu bir travmadır.

Read more

Uygur Türklerinde Kapıların Dili

Muammer Elveren yazdı… Uygurlar…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Çin yönetimi için ‘Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ olan Uygur Türklerinin Anayurdu ‘Doğu Türkistan’ Türkler için çok değerli tarihi eserler yanında ilginç gelenekleri devam ettiriyor. Doğu Türkistan‘ın Kaşgar Kenti de Orta Asya’da tarihi dokusuyla geleneksel kentlerden biri olma özelliğini koruyor. Kaşgar‘ın merkezindeki  tarihi bölge ‘Eski Kent’i gezerken Uygurlarda oyma motifli birbirinden güzel tarihi kapıların da bir dili olduğunu öğrendim.

Read more

“Âkif, Büyük Şair, İnanmış Adam”*

Muaz Ergü yazdı…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Arifliğimiz, azmimiz, aczimiz…

Saflığımız, safiyetimiz, inceliğimiz, nezaketimiz…

Mazlumiyetimiz, mahzunluğumuz, mağdurluğumuz, mahcupluğumuz…

Bir gönüllü sürgünlüğümüz, bir derin çekip gitmemiz, terk etmemiz, terk edilmemiz…

Bir sonsuz inanmışlığımız, sonsuzca adanmışlığımız, sonrasızca mağlupluğumuz, sonrasız…

Sessiz öfkemiz, belki de hiç olmaması gereken kahredici suskunluğumuz, kahreden…

Âkif‘i yazmak, Onu anlatmak, Onun menkıbesini sözcüklerin sırtına yüklemek gerçekten zor. Onda, onun hayat serencamında bu toprakların bütün mağluplarının, tarihimizin ve talihimizin acıtan, hüzünlendiren, kopkoyu keder yüklü şifreleri gizli. Onda bütün naifliğimiz, kırılganlığımız, küsmüşlüğümüz…

Read more